Mağdur hikayelerini yazan gazeteciye hapiste kitabını bile vermiyorlar

Yeni Asya gazetesi muhabiri gazeteci Nur Ener Kılınç’ın tutukluluğunun üzerinden 232 gün geçmesine rağmen özgürlük talepleri klişe kararlarla reddediliyor. Ailesi ile yaptığı açık görüşlerde vaktini çoğunlukla, Kur’ân-ı Kerîm ve diğer kitapları okuyarak, ibadet ederek geçirdiğini anlatan Nur Ener’e 15 Temmuz’un gerçek mağdurlarının hikayelerini  yazdığı kitabı da günlerdir verilmiyor. Yeni Asya gazetesi internet sitesinde yer alan bilgilere göre, mazlûmların hikâyesini anlatan “Üç Dal Papatya” kitabı ise, iki haftayı aşkın bir süre geçmesine rağmen kendisine hâlâ verilmedi.

Eşi Recep Kılınç’ın aktardığına göre Nur şunları söyledi; “Cezaevinde suçsuz yere  kalmaktan artık çok yoruldum. Güçlü durup sabretmeye, metanetimi korumaya gayret ediyorum, hep duâ ediyorum.” Recep Kılınç, “Eşim yaklaşık 8 aydır cezaevinde, adaletin tecelli etmesini bekliyorum. Duâlarını eksik etmeyen ve bize bu zor günlerimizde destek veren herkese teşekkür ediyorum”

Öte yandan Nur’un 13 Ekim’de, önceki kararlardaki ifadelerin aynısı tekrarlanarak tutukluluk halinin devamına karar verildi.  İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nin klişe bir kararla tutuksuz yargılanma taleplerin reddetti.

GERÇEK MAĞDURLARIN YÜREK YAKAN HİKAYELERİ

Mazlûmların ve mağdurların yaşadıklarının konu edildiği tutuklu arkadaşımız Nur Ener Kılınç imzalı ‘Üç Dal Papatya’ kitabından derlenen Şeyda Sultan Zengin imzalı haberdeki hikâyelerin bazıları şöyle:

KİME GİDELİM?

Emniyet Genel Müdürlüğünde 5 yıldır görev yapan bir insan.. Devletin 5 yıldır güvendiği, halkının güvenliğini ona teslim ettiği bir insan.. Ve aynı zamanda izinli olduğu 15 Temmuz darbe döneminde sorgusuz sualsiz ihraç edilen bir insan.. Daha da özeli, henüz 17 günlük bir baba.. 2 çocuğunun geleceği için geçim derdine düşen, KHK damgası yediği için iş de verilmeyen bir mağdur.. “Kime gidelim, derdimizi kime anlatalım “diyor.

İNSAN ATILINCA

“Siz hiç zayıfladım diye üzülen bir kadın gördünüz mü?” Bir mağdur düşünün ki, neyle suçlandığını bilmeden ihraç edilen, internetteki yorumlardan 1,5 yıl önce istifa ettiği sendikadan dolayı ihraç edildiğini TAHMİN eden bir mağdur.. Attığı adımdan, yediği lokmadan tad alamayınca ilkokuldaki kilosuna düşen bir insan…

ADALET İSTİYORUM

Bu sefer ihraç sebebi söylenen bir şanslı (!) mağdur: 2014-2015 yılları arasındaki sendika üyeliği. Devletin suçsuzları ayıracağına inanan bir umutlu (!). “5-10 yıla göreve dönersin ya da yüklü bir tazminat alırsınız “tesellileriyle yaşayan biri.. Ama o tazminat falan istemiyor artık, ADALET istiyor.

BEN TERÖRİST DEĞİLİM

Terörün fırtına gibi estiği bir yerde devletine faydalı olmak için binbir zorlukla okuyan bir Hakkârili. Bir köy okulundan ilçe 1.si çıkaran idealist bir öğretmen. Elleri kelepçelenip memleketinde terörist gibi muamele görünce korkan bir öğretmen. Korkusu eline vurulan kelepçeden değil, korkusu; bu milletin her türlü terörden temizleneceğine olan inancına vurulan kelepçelerden..

BU KARA LEKE KABUL EDİLEMEZ

“FETÖ’ye aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olabileceği değerlendirildiğinden…” cümlesiyle ihraç edilen trajikomik bir hikâye.. İhtimaller üzere kurulan bir suçlama.. Ve bu suçlama yüzünden biten 25 yıllık şerefli polislik görevi.. Kurunun yanında yanan bir yaş daha…

SELÂM ÜSTADIMIZA

Batman’dan Üstada selâm gönderen tutuklular.. Özgür hayatlarında yoğun iş temposu yüzünden erteledikleri ibadetleri azamî derecede yapmaya çalışan Medrese-i Yusufiye ekibi.. Üstadları gibi girdikleri yerleri nurlandırmaya çalışan o mübarek insanlar..

KUYU

Bir kuyu ki her yerde. Doğuda, batıda, kuzeyde, güneyde..

Bir kuyu ki vicdan taşıyan bütün kalplerde..

Dört bir yana dağılmış yüzlerce kuyuda, binlerce Yusuf var şimdi.

Yusuf’u kurt yedi diye kanlı gömleğini götürmüşlerdi babasına. Yusuf’ları kuyuda tutmak için kanlı bir oyuna alet ediyorlar şimdi.

SURİYELİ HOCAM

Van depreminde hanımı vefat etmiş, 6 yaşında kızı olan bir öğretmen.. İhraç sorgusuz sualsiz elbette.. Dört ay önce acıdığı Suriyeli Hocasının arayıp; “İhtiyacın var mı, olursa söyle” demesi.. Aynı okulda görev yaptığı dost(!)larının hiç arayıp sormayışı.. Ve geriye kalan bir cümle; Hasbunallah veniğmel vekîl..

DEVLETİN PARASI GİTMESİN

AKP’li bir aile.. Kimseler yokken partiyi destekleyen ve şimdi kapı önüne konulan bir aile.. Kameralar önünde kurdelelerle açılan yasal bir bankaya, ev kirası ödedi diye tutuklanan bir baba.. Açığa alındığı gün bile gizli gizli okulunun çimlerini sulayan bir müdür.. Ve o artık bir terörist!

YENİ HAYATIM

Bir sendika kurbanı daha.. Yani o öyle tahmin ediyor. 15 Temmuz’da dışarı çıkıp devleti koruyan insanlardan.. Ve şimdi sesini duyurmaya çalışıyor: “Masumların rızkının, emeğinin, alın teri ve hayallerinin ellerinden alınması bu kadar kolay olmamalı!”

MESLEĞİNE AŞIK BİR ÖĞRETMEN

“Bir kamu görevlisi sendikaya üye olarak vatan haini olur mu?” diye sorgulayan mesleğine aşık bir öğretmen. “Ben inanıyorum devletimiz en yakın zamanda bu hatasının farkına varacak ve biz öğrencilerimizle eski günlerimize döneceğiz” diye umuduna iştirak ettiğimiz tazecik bir öğretmen..

TOMBUL KUZU

Karı-Koca ihraç edilen bir aile.. İlk defa kurban kesemeyişlerinin verdiği hüznün yanı sıra, küçük kızlarının oyuncak kuzusuyla gelip; “Ben Tombul ile konuştum, bu sene kendini kurban edecek” sözü.. Daha ne denilebilir ki..

AHİRETTE BULUŞMAK ÜZERE

Öğretmenlik mesleğinden ihraç olmaktan ziyade, vefasızlıkların yıktığı bir dram.. “Ne mutlu ki Rabbim zalimlerden kılmadı. Mazlûm oldum binlercesiyle birlikte. Ahirete taşıyacağım taçla taçlandırdı” diyerek mazlûm taraf olduğuna hem sevinen hem üzülen bir haykırış…

SESİNİ DUYURAMAYANLARIN ÇIĞLIĞI

Her mıntıka ayaklanmalara karşı bir ceza olarak, haraç olarak adlandırılan 12 ila 18 yaş  aralığındaki evlatlarını vermek zorundadır. Bu haraçlar Kapital’in himayesine teslim edilmek zorundadır. Daha sonra bu haraçlar bir açıkhava arenasına götürülerek tek bir kazanan kalana kadar sürecek òlümüne bir mücadele vermeye başlayacaklardır. Bundan böyle bu oyunun adı sonsuza kadar ‘Açlık Oyunları ‘olarak anılacaktır.” Böyle başlar geçmişin diyetini canlarıyla ödemek zorunda bırakılmış halkların isyanını konu alan Film. Zaman değişir, insanlar yer değiştirir ama acılar hep benzerdir. Bu acıları bazen bir film bazen bir kitap taşır geleceğe. “Ruh ve dava cephesinde düşmanla aynı silahları kullanmanın düşman ruhuna minnettarlık olduğunu  anlayamadılar.” diyor Nurettin Topçu. 15 Temmuz’da mukaddeslerimize el uzatıldı. Bugün masum insanlardan aynı yolla bedel isteniyor. Bazı şeyler telafi edilemez; giden canlar, acıyla pişirilen zaman… Medyanın ve özgürlüğü hala elinde olanların, korkuyla ‘Üç Maymunu’ oynamayı seçtikleri zamanda sizler ‘Üç Dal Papatya’ uzatmayı seçtiniz acılara. Şair,” Kapalı kaynar tencerem bilinmez,Et mi pişer dert mi pişer” der. Tencere ile kapak arasına bir kitap koydunuz. Umuyorum kapalı kapılar ardından seslerini duyuramayanlara çığlık oldunuz. Tek bir harf emeği geçen herkese ve bu uğurda Eyvallahsızlar  Ülkesinin bir ferdi olmayı göze alan Arkadaşım Nur Ener’e selam olsun.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin