Leningrad’ın kahraman kedileri!

Yorum | M. Nedim Hazar

Pek çok ülkede 17 Şubat farklı ve anlamlı bir gündür.

Dünyanın pek çok ülkesinde Kediler Günü olarak kutlanır 17 Şubat.

Rusya’da ise biraz farklıdır durum. 1 Mart Kediler Günü olarak kutlanır Rusya’da ve çok enteresan bir hikayesi vardır bunun.

Hitler belasının tüm dünyaya zehirli bir sarmaşık gibi yayıldığı dönemler.

Yıl 1941…

Rusya’nın en sembol kentlerinden biri olan Leningrad kuşatma altında.

Leningrad (Bugünkü adı Petersburg)  kuşatması Eylül 1941’den Ocak 1944’e kadar sürdü. Şehrin kuruluşundan beri geçirdiği en trajik dönem olarak tarihe geçen bu 29 aylık süre boyunca, yaklaşık 3 milyon olan şehir nüfusunun, kimi hesaplamalara göre bir milyonu, kimi hesaplamalara göre ise bir buçuk milyonu, bombardıman, hastalıklar ve açlık yüzünden hayatını kaybetti.

Yaklaşık 900 gün süren bir kuşatma…

Leningrad kuşatması esnasında 1941 yılında, ülkede korkunç bir kıtlık baş gösterdi. Yiyecek hiçbir şey yoktu.

Kış aylarında kedi ve köpekler sokaklardan birer birer kaybolmaya başlamışlardı, kısa süre içinde bunun sebebi anlaşıldı: bu hayvanlar zira yiyecek olarak tüketiliyorlardı. Karınlarını doyuracak hiçbir şeyleri kalmayan halkın, yaşamak için tek çaresi evcil hayvanlarını yemekti.

Valera Suhov isimli 10 yaşında bir çocuk, 1941 yılında günlüğüne şunu not düşmüştü: “Bugün kızarmış kedi yedim, oldukça da lezzetliydi.”

Ayrıca hayvanların kemiklerinden tutkal yapılıyor, sonra o da yemeklere katılıyordu. Arşivlerde bir Leningradlının ’10 şişe tutkala bir kedi verilir’ şeklinde bir ilan verdiğine rastlamak bile mümkün.

Öte yandan kuşatma devam ederken bir takım efsaneler de yok değildi. Bunlardan biri de kızıl kedi efsanesiydi mesela.

Halk arasında dolaşan  ‘kızıl kedi’ efsanesine göre bu kedi bir uçak savar bataryasıyla yaşıyordu ve hava saldırılarını önceden haber veriyordu. Yaklaşan Sovyet uçakları olduğundaysa, kedi hiçbir tepki vermiyordu. Batarya komutanları bu özelliğinden dolayı kediye çok saygı duyuyor, yemeklerini onunla paylaşıyorlardı. Hatta kediyi koruması için bir asker tayin etmişlerdi!

Kentin göbeğinde ise tam bir mahşer provası vardı ve Leningradlılar hayatta kalma mücadelesi veriyorlardı.


Leningrad sakinleri bir yandan Nazi kuşatmasıyla uğraşırken diğer yandan kemirgenleri imha etmek üzere özel birlikler kurmuştu. Tüfekle vuruyor, tankla üzerinden geçiyorlardı ancak elbette bir çare olmuyordu bu durum.


Küçük bir çocuk olan Vera Vologdina ve ailesi de bu ölüm kalım mahşerinin tam ortasında kedileri Maksim ile beraber yaşıyorlardı. Küçük Vologdina, kuşatma sırasında annesi ve dayısıyla yaşıyordu. Maksim’in yanında bir de Jakonya isimli bir papağanları vardı. Jako savaştan önce konuşur ve şarkılar söylerdi. Ancak kuşatmanın ardından yaşanan kıtlıktan sonra kuş tamamıyla sessizliğe büründü ve tüyleri dökülmeye başladı. Aile, papağanı besleyebilmek için babalarından kalma bir silahı birkaç ay çekirdeği tohumu karşılığında satmak zorunda kalmıştı.

Bahtsız kedi Maksim ‘ ise çok daha fena bir durumdaydı. Bitkin ve perişan olan kedinin hayatta olduğunu söylemeye de bin şahit isterdi. Yemek isterken bile miyavlamıyor, her geçen gün biraz daha eriyordu. Maksim’in tüyleri parça parça dökülmeye başlamıştı.

Vera’nın dayısı bir gün acı gerçeği söylemek zorunda kalmıştı: Açlardı ve yemekleri yoktu. Açlığı yenmenin tek yolu kedi Maksim’i öldürüp etini yemekti! Ancak Vera büyük bir dirençle bunu engellemeyi her seferinde başarıyordu. O kadar ki, küçük kız uyurken bile kedisini dayısının fenalığından korumak için kilitli bir odaya saklıyordu. Evden ayrılmak zorunda kaldıklarında ya kediyi yanlarına alıyor ya da kilitli odaya koyup anahtarı yanlarına alıyorlardı.

Çok enteresan bir olay yaşandı.

Aile kedi Maksim ve papağan Jako’yu evde bırakıp dışarı yiyecek bulmaya çıkmak zorunda kalmışlardı.

İhtiyar Jako, Maksim’in bir anda kafese girdiğini fark etti.

Normal bir zamanda olmuş olsa bir kedinin fıtraten bir papağana sağ bırakması düşünülemezdi.

Ancak Vologdina ailesi eve geri döndüğünde çok enteresan bir manzara ile karşılaştı: Soğuktan ölmek üzere olan Jako, Maksim’in kendisine sarılıp ısıtmasıyla hayatta kalmıştı. Kafesin içinde kedi ve papağan birbirine sarılarak uyuyup kalmışlardı.

Olay kısa sürede şehirde kulaktan kulağa yayılmış ve herkes bu enteresan kedi ve papağanı görmek için Vologdina’ların evine ziyarete gelmeye başlamıştı.

O tarihten sonra Vera’nın dayısı Maksim’i yemekten vazgeçmişti!

Ne yazık ki, birkaç gün sonra Jako açlığa daha fazla dayanamayıp ölmüştü.

Ancak Maksim her geçen gün tükense de hayata tutunmayı başarıyordu.

Maksim’in 1957 yılına kadar yaşadığı söyleniyor Leningrad’da…

Kuşatma döneminin sonlarına doğru, çoğu pişirilip yemek olmaktan dolayı Leningrad’da kedi neredeyse kalmamıştı.


Fareler kuşatma altındaki şehri adeta işgal etmişlerdi. Sokaklar adeta fareyle dolup taşıyordu. Tramvaylar, fare ordularının arasına dalmamak için durmak zorunda kalıyorlardı. Her şey bir yana, fareler oldukça tehlikeli hastalıklar da yayıyorlardı.


En az Hitler kadar tehlikeli başta bir felaket ile karşı karşıya kalmıştı Leningrad: Farelerin İstilası…

Şehirdeki fare nüfusu ise akıl almaz boyutlara ulaşmıştı. Sokaklardaki cesetleri yiyerek iyice çoğalmış ve irileşmişleri bir yana evlere girmenin bir yolunu bularak kıtlık içindeki halkın son erzaklarını da tüketmeye başlamışlardı. Mobilyaları hatta evlerin duvarlarını dahi kemiriyorlardı.

Leningradlılar bir yandan kuşatmayı yarmaya uğraşırken diğer yandan fare istilasıyla baş etmeye çabalıyordu. Öldürmek, birebir avlamaya çalışmak sonuç vermeyen nafile çabalardı…

Kemirgenleri imha etmek üzere özel birlikler kuruldu. Gördükleri tüm fareleri vuruyorlardı, hatta tanklarla dahi ezdiler ancak hiçbir faydası olmadı. Fareler işgal altındaki şehri kuşatmaya devam ettiler. Sokaklar adeta fareyle dolup taşıyordu. Tramvaylar, fare ordularının arasına dalmamak için durmak zorunda kalıyorlardı. Her şey bir yana, fareler oldukça tehlikeli hastalıklar da yayıyorlardı.

Kentin ileri gelenleri başka bir yol kalmadığından artık emin olmuşlardı.

Bu yöntem başka kentten kedi getirmekti.

Kuşatmanın yarılmasından hemen sonra, Nisan 1943’te, Leningrad’a Yaroslavl’dan dört vagon dolusu gri kedi getirildi. Zira gri kedilerin fare yakalamakta son derece başarılı oldukları biliniyordu. Leningrad’da kediler için kilometreler boyu kuyruklar oluşmuştu.

Kediler kentin en popüler kahramanlarına dönüştüler bir anda. Kuşatma altındaki şehirde bir kedinin bedeli 500 rubleydi. Ekmeğin 50 Ruble olduğu bir dönemden bahsediyoruz…

Ne ki Yaroslavl’dan getirilen kediler şehri fare istilasından kurtardılar lakin sorun kökünden çözülememişti.

Bu esnada kuşatma kırılmış, Naziler püskürtülmüştü.

Savaş sona erince Leningrad’a kedilerle dolu bir tren daha getirildi. Ancak bu seferki kediler Sibirya’dandı. Ülkenin birçok vatandaşı, evcil kedilerini Leningrad halkına yardım etmek üzere gönüllü göndermişti. Ve bu kez çok ciddi bir kedi ordusu gelmişti kente. Omsk, Tümen ve İrkutsk’tan 5 bin kadar kedi Leningrad’a getirildi ve bu defa tüm farelerin kökü kurutuldu. Leningradlılar adeta ikinci bir kurtuluş savaşı kazanmışlardı.

Bu sebeple günümüz St. Petersburg’unda yaşayan bir kedi görürseniz bilmelisiniz ki o kedi Sibirya kökenlidir. Leningrad’ı kemirgenlerden kurtaran bu ‘kuyruklu kahramanların’ anısına, şehrin merkezinde yer alan Malaya Sadovaya Sokağı’na yıllar sonra Elisey ve Vasilisa isimli iki kedinin heykelleri dikildi.

1 Mart ise her ne kadar resmi devlet müfredatında yer almasa da başta St. Petersburg olmak üzere tüm Rusya’da Kediler Günü olarak kutlanıyor.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin