Krizden kurtulmanın reçetesi belli ama….

Yorum | Erhan Başyurt

Türkiye düzlüğe çıkması uzun sürecek ciddi bir ekonomik krize girmiş durumda.

Rahip Brunson restleşmesi sadece krizi tetikleyen bir unsur. Krizin nedeni değil.

Yıllardır kronikleşen yapısal sorunlar, serbest piyasa ekonomisinden geriye doğru sert adımlar, katma değeri yüksek üretim yerine ithalata dayalı büyüme ısrarı, yurtdışı borçlanmayla finanse edilen rant oluşturma amaçlı inşaat sektörü ve ekonomi bürokrasisinin özerkliğinin yok edilmesi…

Tüm bu nedenlere onlarca madde daha ekleyebilirsiniz.

Brunson krizi, ekonomisi kötüye giden bir ülkede hukuku yok etmenin ve diplomasiyi bilmemenin nasıl bir felakete mal olacağının somut bir misalidir.

Nitekim Rahip Brunson bugün şartsız serbest bırakılsa, üstüne iktidar bir de ABD’den resmi özür dilese, ekonominin krizden çıkması maalesef mümkün gözükmüyor.

SORUN İKTİDARIN ‘HUKUK’ FOBİSİ

Türkiye’nin yeniden sermayeye güvence, yatırımcıya hukukun üstünlüğü ile teminat vermesi, kaçan beyinleri ve sermayeyi geri çevirmesi gerekiyor.

Asıl sorun da burada…

İktidar, liberal ekonominin temeli ‘hür teşebbüs’ hakkını keyfi şekilde ihlal etti.

Bank Asya’ya hiçbir ekonomik veya hukuku sorunu olmadığı halde el koydu.

Bini aşkın sanayicinin mal varlığına, haklarında daha iddianame bile yazılmadan ‘kayyım atandı’ ardından ‘el kondu’

Bir gecede 2 bin özel okul ve dershane, 2 bin vakıf ve dernek, 200’e yakın medya kuruluşu kapatıldı ve varlıklarına el konuldu.

Aralarında Koza Holding ve Boydak Holding gibi Türkiye’nin en büyük özel sanayii kuruluşları olduğu halde, ne özel bankalar bu haksızlığa tepki gösterdi ne de şimdi konkordato yarışına giren özel sanayii kuruluşları…

İktidar, keyfi şekilde el koymaya başlayınca, sermaye haklı olarak ürktü ve en az zararla ülkeden çekilmenin yollarını bulmaya çalıştı.

Hukukun olmadığı, ekonomi kurumlarının özerk olmadığı ve kamu ihalelerinde ‘komisyon’ adı altında rüşvetin rutin hale geldiği bir ülkede yatırım yapmak aklı başında bir firma için deliliktir…

Ancak iktidarın hukukun üstünlüğüne geri dönmesi, tek adam rejimi anlayışını terk edip ileri demokrasiyle yeniden kucaklaşması neredeyse imkansız.

İşte krizi derinleştiren ve ürküten de…

HUKUK DEMEK ‘HESAP VERMEK’ DEMEK!

Hukukun üstünlüğü, adalet önünde eşitlik, yargı bağımsızlığı demek; aynı zamanda yönetimde şeffaflık ve hesap verebilirlik anlamına da geliyor.

17/25 Aralık’tan itibaren iktidar için bu kapı kapandı.

Hukuki bir soruşturmaya ‘yargı darbesi’ diyerek set çektiler ve bir daha kendilerine yaptıkları yolsuzluk ve hukuksuzlukların hesabının sorulamaması için koca bir ülkeyi ‘faşizme’ sürüklediler.

İktidar için hukuk, kendisi, hukuku katlettirdiği yandaşları ve komisyon karşılığında rant dağıttıkları için hesap sorulması riski demek.

Onun için de hukuk ve demokrasiden, ormanda aslan görmüş gibi köşe bucak kaçıyorlar…

HAMASET, DEMOGOJİ VE ‘TEFLON’ İKTİDAR…

Dertleri krizlere çözüm üretmek veya önleyici tedbirler almak değil, herhangi bir kriz patladı mı onu kendilerine nasıl ranta dönüştürebileceklerinin ve iktidarlarını sorunsuz şekilde nasıl devam ettireceklerinin yolunu bulmak.

Onun için ‘teflon’ gibiler. Ne kadar yanarsa yansın dibi tutmuyor… Yemek yansa da tava yanmıyor…

Ekonomik krizin yaklaştığını herkesten iyi biliyordu iktidar ve bu nedenle de genel seçimleri erkene alıp baskın seçim yaptılar.

Buna rağmen ilgisi olmadığını bildikleri halde ekonomik krizi, ‘dış saldırı’, ‘ekonomi darbesi’ olarak lanse ettiler. Algı operasyonları bir kez daha tuttu.

Muhalefet partileri bile ‘’ABD’ye kafa tutmak’’ peşindeler.

İktidar ‘hamaset’ ve ‘demagoji’ yaparak, inanç istismarı yaparak ‘yıkılmam ayaktayım’ mesajı vermeye devam ediyor.

Rusya ile kriz yaşadıklarında ‘tezek yakarız’ diyenler, şimdi de ‘açımızdan ölürüz boyun eğmeyiz’ diyorlar.

İktidar, açlığı ve fakirleşmeyi bile tabanına ve muhalefete, hatta iş dünyasına satmayı başardı.

Bırakın doları kendilerini yakmaya razılar!

Venezuela gibi, artık enflasyon 1 milyon da olsa, lira gazete kağıdından değersiz hale de gelse iktidar ayakta kalır.

ABD’DE YARGI SÜRECİNİ İTİBARSIZLAŞTIRMA ÇABASI

İktidarın algı operasyonlarının ülkeye kuruş faydası yok, ‘lafla peynir gemisi yürümez’ demiş atalarımız.

Algı operasyonları, ekonomik krizi çözmeye katkı sağlamayacak ama iktidarı koltuğunda tutmaya fırsat sunmaya devam edecek.

Krizden kurtuluşun tek reçetesi, hukukun üstünlüğüne ve serbest piyasa ekonomisinin şartlarına mümkün olan en kısa sürede geri dönmektir.

Oysa iktidar hukuku yok ederek Türkiye’de hesap sorulmasını engellediği gibi, ‘aptalca’ bir kriz çıkarıp ABD’de bile hukuksuzluklarına soruşturma açılmasını engelleme peşinde.

Onlar algı operasyonları başarıya ulaştıkça, koltuklarında kaldıkça öncelikle kendilerini kurtarmaya bakıyorlar. Ülke uçuruma süreklenmiş, ekonomi batıyormuş maalesef dertleri değil…

1 YORUM

  1. Brunson işi, ekonominin batışını perdelemek için bir senaryo.
    Yangını bastırma tekniklerinden birisi aksi yönde yangın çıkartmaktır.
    Damadın yetersizliğini, hırsızlıklarının tahribatını örtmenin yolunu arıyorlar, kafalarını sağa sola vura vura devam…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin