Kozinoğlu dosyasında yeni bilgiler: “1000 sayfalık notlar çalındı, 102 sayfası Aydınlık’ta yayımlandı”

Gazeteci Cevheri Güven, son yayınında eski Özel Kuvvetler mensubu ve MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun 2011 yılında cezaevinde hayatını kaybetmesiyle yeniden gündeme gelen dosyayı ele aldı. Güven, Kozinoğlu’nun ölümünün tek başına değerlendirilmemesi gerektiğini savunarak dosyanın 1990’lı yıllardan itibaren MİT, Özel Kuvvetler, Jandarma İstihbarat, Doğu Perinçek çevresi, Alaattin Çakıcı, Kurtlar Vadisi dizisi ve Necip Hablemitoğlu suikastına kadar uzandığını vurguladı.

Yayındaki en çarpıcı bilgi ise Kozinoğlu’nun Silivri Cezaevi’nde hazırladığı belirtilen 1000 sayfalık notun çalındığı, bunların bir bölümünün ölümünden sonra Aydınlık gazetesine ulaştırıldığı ve Kozinoğlu’nun hücre arkadaşı Hasan Atilla Uğur’un bu olayda rol oynadığı yönündeydi.

Kozinoğlu’nun adı ilk kez 1997’de Aydınlık’ta

Güven’e göre Kaşif Kozinoğlu’nun adı kamuoyunun karşısına ilk kez 2011’deki tutuklanması veya ölümüyle çıkmadı.

Doğu Perinçek’in yayın yönetimindeki Aydınlık dergisi 1997 yılında Kozinoğlu’nu kapağına taşıdı. Güven’in aktardığına göre kapakta Kozinoğlu, dönemin başbakanı Tansu Çiller döneminde oluşturulduğu ileri sürülen özel yapılanmalar, Mehmet Eymür ve Abdullah Öcalan’a yönelik suikast hazırlıklarıyla ilişkilendiriliyordu.

Güven, 1990’ların ikinci yarısında devlet içerisinde Abdullah Öcalan’a yönelik olası bir suikast üzerinden farklı gruplar arasında mücadele yaşandığını öne sürdü.

Güven’in anlatımına göre dönemin Başbakanı Tansu Çiller, Öcalan’ın öldürülmesinin siyasi gücünü artıracağını düşünürken; Mesut Yılmaz çevresindeki başka bir devlet grubu ise böyle bir girişime karşı çıkıyordu.

Doğu Perinçek’in de Öcalan’a suikasta karşı çıkan kesim içerisinde bulunduğunu ileri süren Güven, MİT içerisinde görev yapan bazı isimlerin bu süreçte Aydınlık tarafından ifşa edildiğini söyledi.

Güven, Kozinoğlu’nun adının Perinçek çevresiyle çatışmasının böyle başladığını savundu.

2004: Alaattin Çakıcı-Yargıtay-MİT dosyası

Güven daha sonra 2004 yılında gündeme gelen Alaattin Çakıcı, dönemin Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya ve MİT bağlantılı tartışmaya geçti.

Güven’in aktardığı dönemin haberlerine göre, MİT’te üst düzey görevde bulunan Kaşif Kozinoğlu, Alaattin Çakıcı’nın Karagümrük Lokali baskını davasıyla ilgili olarak Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya ile görüştü.

İddiaya göre Kozinoğlu, MİT’in Çakıcı’yı yeniden kullanmak istediğini, Çakıcı’nın elinde bazı kayıtlar bulunduğunu belirterek dosyanın Çakıcı lehine sonuçlandırılmasını veya en azından geciktirilmesini istedi.

Güven, bu girişimin Kozinoğlu’nun kişisel tercihi olmadığını, dönemin MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’un talimatıyla hareket ettiğine dikkat çekti.

Dosyada ayrıca Özkaya’ya ait villada bir müteahhit tarafından tadilat yaptırıldığı ve bunun Çakıcı dosyasıyla ilişkilendirildiği iddialarını hatırlatan Güven, olayın Yargıtay içinde büyük tartışmaya yol açtığını anlattı.

Güven, dönemin Yargıtay Genel Sekreter Yardımcısı Ercan Yalçınkaya’nın da olay ortaya çıktıktan sonra Sedat Peker’den yardım istediğinin ileri sürüldüğünü söyledi.

Kozinoğlu’na 5 ay hapis cezası

Gazeteci Güven’e göre soruşturma ve yargılama sonunda Kaşif Kozinoğlu beş ay hapis cezasına çarptırıldı.

Güven, cezanın beş ayda tutulmasının tesadüf olmadığını savundu. Ona göre altı ay veya üzerinde bir ceza Kozinoğlu’nun kamu görevini kaybetmesine yol açabilecekti.

Bu nedenle verilen beş aylık cezanın Kozinoğlu’nun MİT içerisindeki görevini sürdürebilmesine imkân sağladığını kaydetti. Bunun da Kozinoğlu’nun Çakıcı dosyasındaki girişiminin şahsi değil, MİT yönetiminin bilgisi dahilinde olduğu iddiasını güçlendirdiğini savundu.

2005: Perinçek’ten dört MİT mensubu hakkında suçlama

Güven’in anlattığı kronolojiye göre Doğu Perinçek ile Kozinoğlu arasındaki gerilim 2005 yılında da devam etti.

Perinçek, kendisine yönelik bir suikast hazırlığı bulunduğunu öne sürerek dönemin MİT Müsteşarı Sönmez Köksal, Şenkal Atasagun, Mehmet Eymür ve Kaşif Kozinoğlu hakkında suç duyurusunda bulundu.

Güven, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk aşamada üst düzey kamu görevlileri hakkında soruşturma izni vermediğini, Perinçek’in Danıştay’a başvurduğunu ve Danıştay’ın bu kararı kaldırmasının ardından soruşturmanın önünün açıldığını anlattı.

Perinçek’in daha sonra Ankara Adliyesi’nde verdiği ifadede kendisine yönelik olduğu öne sürülen suikast girişiminin merkezinde MİT’in bulunduğunu ileri sürdüğünü aktardı.

Güven, bu süreçleri Kozinoğlu ile Perinçek çevresi arasındaki uzun süreli devlet içi klik mücadelesinin parçaları olarak yorumladı.

Kurtlar Vadisi raporu: Hasan Atilla Uğur iddiası

Güven’in yayınındaki en dikkat çekici bölümlerden biri de 2004-2005 döneminde hazırlanan Kurtlar Vadisi raporuydu.

Güven, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e Kurtlar Vadisi dizisinin devlet içerisinden yönlendirildiğine ilişkin bir ihbar ulaştığını anlattı.

İhbarın MİT’e gönderilmesi üzerine Şenkal Atasagun’un Kaşif Kozinoğlu’nu konuyu araştırmakla görevlendirdiğini belirten Güven, Kozinoğlu’nun hazırladığı raporda Jandarma İstihbarat Başkan Yardımcısı Hasan Atilla Uğur’un adının geçtiğini söyledi.

Güven’in aktardığı rapor içeriğine göre dizinin senaristlerinden Raci Şaşmaz ve yönetmen Osman Sınav’ın devlet-mafya-güvenlik güçleri arasındaki ilişkilere ilişkin bazı bilgileri Hasan Atilla Uğur’dan aldığı ileri sürülüyordu.

Raporda bazı telefon irtibatlarının da yer aldığını belirten Güven, Kozinoğlu ile Hasan Atilla Uğur arasındaki düşmanlığın önemli nedenlerinden birinin bu rapor olduğunu savundu.

Güven, Kurtlar Vadisi’nin devletin hukuk dışına çıkan uygulamalarını ve mafya-devlet ilişkilerini kamuoyu nezdinde meşrulaştıran güçlü bir kültürel araç haline geldiği yorumunda da bulundu.

Kozinoğlu karakteri iddiası ve ölüm tarihleri

Güven, Kurtlar Vadisi Pusu’nun 10 Kasım 2011’de yayımlanan 136’ncı bölümünde Kaşif Kozinoğlu’nu temsil ettiği ileri sürülen bir karakterin öldüğünü, Kozinoğlu’nun da bundan üç gün sonra cezaevinde yaşamını yitirdiğini söyledi.

Bu benzerliği dikkat çekici bulduğunu belirten Güven, bunun tek başına Kozinoğlu’nun öldürüldüğünü kanıtlamadığını da ifade etti.

Kozinoğlu’nun resmi ölüm nedeni kalp krizi olarak açıklandı.

Güven, mezarın açılması ve yeni incelemeler yapılması halinde zehirlenme veya başka bir müdahale olup olmadığı yönündeki tartışmaların bilimsel olarak araştırılabileceğini söyledi.

2011’de tutuklanma süreci ve Hakan Fidan

Gazeteci Güven, Kozinoğlu’nun 2011 yılında OdaTV soruşturması kapsamında gündeme gelmesinin arka planını da anlattı.

Kozinoğlu o sırada MİT adına Orta Asya’da görev yapıyordu.

OdaTV’de yapılan aramalarda yalnızca Kozinoğlu’nun hazırlayabileceği düşünülen bazı notlar bulundu. Bunun üzerine soruşturmayı yürüten savcılar MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la temas kurdu.

Güven, Fidan’ın önce Kozinoğlu’yla kendisinin görüşmek istediğini, MİT tarafından gönderilen özel uçakla Kozinoğlu’nun Türkiye’ye getirildiğini ve Fidan’la görüşmesinin ardından ifade vermek üzere adliyeye gittiğini söyledi.

“VIP kapı yerine gazetecilerin önüne getirildi” iddiası

Güven, Kozinoğlu’nun bilinen az sayıdaki kamera görüntüsünün de bu aşamada çekildiğine dikkat çekti.

Yayında gösterdiği görüntülerde Kozinoğlu adliyeden çıkarken görülüyor. Yanında bulunan bir kişinin ise yüzünü gizlemeye çalıştığını söyleyen Güven, bu kişinin MİT personeli olduğunu öne sürdü.

Güven’in iddiasına göre MİT personeli normalde adliyeye hakim ve savcıların kullandığı özel girişten götürülüyordu. Ancak Kozinoğlu o gün gazetecilerin bulunduğu ana girişe getirildi.

Bir gazetecinin de Kozinoğlu’nu tanıyarak ismiyle seslendiğini söyleyen Güven, Kozinoğlu’nun bu olayı kendisinin bilinçli biçimde deşifre edilmesi olarak değerlendirdiğini ve bundan Hakan Fidan’ı sorumlu tuttuğunu ileri sürdü.

Güven’e göre bir istihbarat görevlisinin yüzünün kamuoyuna açık biçimde görüntülenmesi operasyonel kariyerinin sona ermesi anlamına geliyordu.

“Hakan Fidan’a karşı notlar yazdı”

Güven, Kozinoğlu’nun Silivri Cezaevi’nde hazırladığı notlarda Hakan Fidan’a yönelik çok ağır suçlamalar bulunmasını da bu kırgınlıkla ilişkilendirdi.

Aydınlık tarafından daha sonra yayımlanan bölümlerde Kozinoğlu’nun Fidan’ı İsrail, MOSSAD ve Gülen Cemaati ile dahi ilişkilendiren değerlendirmeler yaptığını söyleyen Güven, bunları Kozinoğlu’nun Fidan’a yönelik kişisel öfkesinin yansıması olarak yorumladı.

Ancak Güven’e göre Aydınlık’ta yayımlanan bölüm, Kozinoğlu’nun hazırladığı dosyanın yalnızca küçük bir parçasıydı.

“102 sayfa değil, 1000 sayfadan fazla not vardı”

Yayının merkezindeki önemli bilgilerden biri Kozinoğlu’nun cezaevinde tuttuğu notlarla ilgiliydi.

Güven, Kozinoğlu’nun ailesinin açıklamalarına dayanarak cezaevinde binden fazla sayfalık çalışma ve savunma notu hazırladığını söyledi.

Kozinoğlu’nun ölümünden yalnızca üç gün sonra Aydınlık gazetesi “Kaşif Kozinoğlu’ndan Aydınlık’a Mektuplar” başlığıyla bir yazı dizisi yayımlamaya başladı.

Ancak Güven’in aktardığına göre Kozinoğlu ailesi bunun üzerine dava açarak söz konusu belgelerin Aydınlık’a gönderilmiş mektuplar olmadığını açıkladı.

Ailenin iddiasına göre bunlar Kozinoğlu’nun savunmasını hazırlarken tuttuğu kişisel notlardı ve Silivri Cezaevi’nden çalınmıştı.

Aile ayrıca Kozinoğlu adına açılan bir internet sitesinin kim tarafından kurulduğunun belirlenmesini istedi.

Güven, ailenin Aydınlık ve Doğu Perinçek çevresine karşı iki ayrı hukuki girişimde bulunduğunu anlattı.

Aydınlık ve Perinçek’in açıklamaları arasında çelişki iddiası

Güven, belgelerin Aydınlık’a nasıl ulaştığı konusunda da çelişkili açıklamalar yapıldığını vurguladı.

Aydınlık’ın dönemin sorumlu yazı işleri müdürü Mehmet Bozkurt’un, belgelerin Kozinoğlu tarafından gönderilmediğini, kimliği bilinmeyen bir kişi tarafından gazeteye postalandığını söylediğini aktardı.

Buna karşılık Güven, Doğu Perinçek’in bir televizyon programında belgelerin doğrudan Kozinoğlu tarafından kendisine gönderildiğini söylediğini öne sürdü.

Güven, bu iki açıklamanın birbiriyle bağdaşmadığını belirtti.

Postayla cezaevinden gönderilen bir belgenin üzerinde cezaevi kontrolüne ilişkin işaret bulunması gerektiğini de savunan Güven, yayımlanan belgelerde böyle bir iz bulunmadığını söyledi.

“Notları Hasan Atilla Uğur aldı” iddiası

Cevheri Güven, yayının bu bölümünde çok daha ileri bir suçlamada bulundu.

Kozinoğlu’nun cezaevindeki hücre arkadaşlarından birinin Hasan Atilla Uğur olduğunu hatırlatan Güven, binden fazla sayfalık notları Kozinoğlu’nun ölümünün ardından Uğur’un aldığını ve Doğu Perinçek çevresine ulaştırdığını belirtti. Bu iddiasına ilişkin kesinleşmiş bir yargı kararı sunmayan Güven, olayın koşullarından hareketle bu sonuca vardığını anlattı.

Aydınlık’ın toplam dosyanın yalnızca 102 sayfalık bölümünü yayımladığını belirten Güven, geri kalan yüzlerce sayfanın içeriğinin bilinmediğine dikkat çekti.

Hasan Atilla Uğur’un ölüm günü anlatımı

Güven, Hasan Atilla Uğur’un OdaTV’ye verdiği son röportajdaki Kozinoğlu’nun ölüm günü anlatımını da aktardı.

Uğur’un anlatımına göre Kozinoğlu duş aldıktan ve kahvesini alarak hücresine çıktıktan kısa süre sonra göğsündeki ağrı nedeniyle yardım istedi.

Uğur ve diğer tutuklu Ataman Yıldırım acil durum butonuna bastı.

Birkaç dakika sonra görevliler sedyeyle geldi.

Uğur, Kozinoğlu’nun o sırada ayakta olduğunu, sedyeye binmek istemediğini ancak görevlilerin sedyeye yatırdığını söyledi.

Kozinoğlu’nun koğuştan çıkarılırken durumunun çok kötü görünmediğini anlatan Uğur, daha sonra ölüm haberini aldıklarını ifade etti.

Güven ise Uğur’un bu açıklamalarını şüpheyle karşıladı ve Kozinoğlu’nun notlarının akıbetinin açıklanması gerektiğini savundu.

Cem Ersever-Soner Yalçın benzetmesi

Güven, Kozinoğlu’nun notlarının yayımlanmasını Binbaşı Cem Ersever’in ölümünden sonra yayımlanan anlatılarla karşılaştırdı.

Ersever’in Soner Yalçın’la görüşerek çok sayıda bilgi verdiğini, ancak öldürülmesinin ardından yayımlanan kitapta kamuoyunun zaten bildiği sınırlı bilgiler bulunduğunu öne süren Güven, asıl önemli bilgilerin dışarıda bırakıldığını kaydetti.

Güven’e göre Kozinoğlu dosyasında da benzer bir yöntem uygulandı: Büyük bir arşiv içerisinden yalnızca belirli sayfalar seçilerek kamuoyuna sunuldu.

Necip Hablemitoğlu dosyasına bağladı

Güven daha sonra Kozinoğlu dosyasını Necip Hablemitoğlu suikastına bağladı.

Necip Hablemitoğlu 2002 yılında Ankara’daki evinin önünde öldürülmüştü.

Güven, Hablemitoğlu’nun da öldürülmeden önce çok önemli açıklamalar yapmaya hazırlandığını, bu yönüyle Kozinoğlu’yla benzerlik taşıdığını savundu.

Yayında Şengül Hablemitoğlu’nun 29 Eylül 2016’da savcılığa verdiğini söylediği ifadeden bölümler aktardı.

Güven’in aktardığı ifadeye göre Şengül Hablemitoğlu, eşinin Jandarma Genel Komutanlığı binasının önünde “Atilla isimli bir albaydan” zarf içinde belgeler aldığını biliyordu.

Güven, bu kişinin dönemin Jandarma İstihbarat yapılanmasında görev yapan Hasan Atilla Uğur olduğunu söyledi.

Hasan Atilla Uğur’un ise daha sonra verdiği ifadede Şengül Hablemitoğlu’nun yanlış hatırladığını söylediğini ve böyle bir belge alışverişini reddettiğini aktardı.

“Hablemitoğlu’na yanlış istihbarat verildi” iddiası

Güven’e göre Necip Hablemitoğlu, Alman vakıfları, madencilik sektörü, Gülen Cemaati ve devlet içerisindeki bazı yapılanmalar hakkında kamuoyunun kolay ulaşamayacağı istihbari bilgilere sahipti.

Güven, bu bilgilerin bir kısmının Hasan Atilla Uğur ve çevresinden geldiğini anlattı.

Ancak daha sonra Hablemitoğlu’nun yayımladığı bazı bilgilerin maddi hatalar içerdiğinin ortaya çıktığını söyleyen Güven, dönemin yeni AK Parti hükümetiyle ilgili kimi bilgilerin de yanlış olduğunu savundu.

Bu süreçte Abdullah Gül’ün Hablemitoğlu ile irtibat kurarak kendisine bazı bilgilerin yanlış olduğunu anlattığını ileri süren Güven, Hablemitoğlu’nun bundan sonra kendisine istihbarat sağlayan kişiler konusunda kuşku yaşamaya başladığını öne sürdü.

“Duruşmada önemli açıklamalar yapacaktı”

Güven’e göre Hablemitoğlu, gazetecilere yaklaşan bir mahkeme duruşmasında önemli açıklamalar yapacağını söyledi.

Güven, Hablemitoğlu’nun kendisine verilen yanlış bilgilerin kaynağını ortaya koymasının dönemin Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur ve Hasan Atilla Uğur açısından ciddi sonuçlara yol açabileceğini savundu. Hablemitoğlu’nun öldürülmesinin arkasında bu çevrenin olduğunu ileri sürdü.

Güven, cinayetin Özel Kuvvetler bünyesinden Levent Göktaş’ın başında bulunduğunu söylediği bir ekip tarafından gerçekleştirildiğini öne sürdü.

Bu iddialar devam eden ve geçmişte farklı aşamalardan geçen Hablemitoğlu soruşturmasıyla ilgili Güven’in yorumlarıdır; yayında bu kişilerin cinayetten kesin hükümle mahkûm edildiğine ilişkin bir bilgi bulunmuyor.

Levent Göktaş ve tahliyeler

Güven, Hablemitoğlu soruşturmasının yıllar sonra yeniden açılmasını da siyasi iktidarın devlet içerisindeki farklı gruplarla ilişkisi üzerinden değerlendirdi.

Levent Göktaş ve eski Özel Kuvvetler mensuplarının soruşturma kapsamında gözaltına alınıp tutuklandığını hatırlatan Güven, Göktaş’ın Bulgaristan’dan Türkiye’ye getirildiğini belirtti.

Daha sonra Göktaş dahil sanıkların önemli bölümünün tahliye edildiğini hatırlatan Güven, dosyanın yeniden kamuoyunun gündeminden düştüğünü söyledi.

Güven, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hablemitoğlu dosyasını bir dönem Perinçekçi-ulusalcı olarak tanımladığı devlet içindeki grupları baskı altına almak için kullandığını iddia etti.

“Şimdi Kozinoğlu dosyasıyla aynı yöntem uygulanıyor”

Güven’in yayınındaki ana siyasi tezlerden biri de bugünkü Kaşif Kozinoğlu soruşturmasının aynı yöntemle kullanıldığı iddiasıydı.

Güven, Erdoğan’ın geçmişte faili meçhul cinayetler ve devlet içerisindeki karanlık dosyaları belirli dönemlerde yeniden açarak farklı grupları kendisine bağlı hale getirdiğini savundu.

Hablemitoğlu dosyasını 15 Temmuz sonrasında bu çerçevede değerlendiren Güven, şimdi de Kaşif Kozinoğlu dosyasının açılmasının tesadüf olmadığını öne sürdü.

Türkiye’nin yeni ve daha otoriter bir siyasi aşamaya geçtiğini savunan Güven, Süleymancılar’dan devlet içerisindeki Perinçekçi kadrolara kadar Erdoğan’a direnebilecek yapıların baskı altına alınmaya çalışıldığını iddia etti.

Hasan Atilla Uğur’un Kozinoğlu tartışmalarının yeniden başlamasının ardından OdaTV’ye verdiği röportajı da bu baskının işareti olarak yorumladı.

Hakkı Süha Okay ve “sahte diploma” tartışması

Güven, Kozinoğlu’nun MİT içerisindeki kariyerini engellemeye yönelik olduğunu düşündüğü başka bir olayı da anlattı.

Kozinoğlu Harp Okulu’nun o dönemdeki üç yıllık programından mezundu.

Ancak Güven’in anlatımına göre üst düzey MİT görevleri için dört yıllık yükseköğrenim şartı tartışması ortaya çıkınca Kozinoğlu’nun Taşkent Üniversitesi’nden aldığı diploma gündeme geldi.

CHP’li Hakkı Süha Okay’ın bu diplomanın gerçekliği konusunda TBMM’de soru önergesi verdiğini belirten Güven, bunun kendiliğinden ortaya çıkmış bir siyasi girişim olmadığını savundu.

Güven’e göre amaç, Kozinoğlu’nun MİT içerisinde daha üst görevlere gelmesinin önünü kesmekti.

Gazeteci ve kameramanın gözaltına alınması

Güven, Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin soruşturmanın yeniden hareketlenmesiyle birlikte geçmişte Doğan Haber Ajansı’nda çalışan gazeteci Selahattin Günday ile bir kameramanın da dün gözaltına alındığını hatırlattı.

Günday’ın avukatı Hüseyin Ersöz’ün, müvekkilinin Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında sabah saatlerinde gözaltına alındığını açıkladığını aktardı.

Güven, bu gazetecilerin Kozinoğlu’nun 2011’de adliyeye giriş-çıkış görüntülerinin çekilmesiyle ilgili olarak soruşturmaya dahil edilmiş olabileceğine işaret etti.

“Perinçek-Kozinoğlu çatışması dosyanın merkezinde”

Güven’in uzun anlatısının merkezinde Kaşif Kozinoğlu ile Doğu Perinçek çevresi arasında 1997’den başlayarak devam ettiğini ileri sürdüğü çatışma bulunuyor.

Güven bu kronolojiyi şöyle kurdu:

Kozinoğlu’nun adı ilk olarak 1997’de Aydınlık tarafından gündeme getirildi.

2004’te Alaattin Çakıcı-Yargıtay-MİT tartışmasında yeniden hedef haline geldi.

2005’te Perinçek’in MİT mensupları hakkındaki suikast suçlamasında adı geçti.

Aynı dönemde Kozinoğlu, Hasan Atilla Uğur’u Kurtlar Vadisi’ne bilgi aktarmakla ilişkilendiren bir MİT raporu hazırladı.

2011’de OdaTV soruşturması kapsamında tutuklandı.

Cezaevinde Hasan Atilla Uğur’la aynı bölümde kaldı ve 13 Kasım 2011’de hayatını kaybetti.

Ölümünden üç gün sonra ise cezaevinde hazırladığı iddia edilen notların bir bölümü Aydınlık’ta yayımlandı.

Güven, bütün bu olayların birbirinden bağımsız olmadığının altını çizdi.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin