Kozinoğlu dosyasında kritik isimler; 1997’den 2011’e uzanan hat

Eski MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun 2011 yılında Silivri Cezaevi’nde hayatını kaybetmesine ilişkin soruşturmanın 15 yıl sonra yeniden açılması, Kozinoğlu’nun geçmişte yer aldığı tartışmalı dosyaları da yeniden gündeme getirdi.

TR724 Yazarı, Gazeteci Adem Yavuz Arslan, yaptığı yayında Kozinoğlu dosyasının yalnızca cezaevindeki ölüm üzerinden ele alınamayacağını belirtti. Kozinoğlu’nun geçmişinin MİT, Özel  Kuvvetler, Alaattin Çakıcı, Doğu Perinçek, Hasan Atilla Uğur, Hakan Fidan ve Necip Hablemitoğlu dosyalarına kadar uzandığını öne süren Arslan, yaşananları “devlet içindeki kliklerin mücadelesi” olarak yorumladı.

KOZİNOĞLU’NUN ADININ GÜNDEME GELDİĞİ İLK TARİH: 1997

Arslan, Kaşif Kozinoğlu’nun kamuoyunda ilk kez 2011’deki OdaTV soruşturması ya da cezaevindeki ölümüyle tanınmadığını, isminin 1997’den itibaren kamuoyuna taşındığını anlattı.

Bu dönemde Kozinoğlu’nun adını gündeme getiren çevrenin Doğu Perinçek ve Aydınlık olduğunu belirten Arslan, Aydınlık’ın 1997’de Kozinoğlu’nu Tansu Çiller dönemindeki gizli yapılanmalar, Mehmet Eymür ve Abdullah Öcalan’a yönelik suikast hazırlıklarıyla ilişkilendiren yayınlar yaptığını hatırlattı.

Arslan’a göre söz konusu dönem, devlet içindeki farklı grupların Abdullah Öcalan’a suikast yapılıp yapılmaması konusunda karşı karşıya geldiği bir süreçti. Kozinoğlu da bu mücadelede bir tarafın operasyonel isimlerinden biri olarak hedefe konuldu. Doğu Perinçek çevresinin Kozinoğlu’na yönelik ilgisinin sonraki yıllarda da devam ettiğini ve 2004, 2005 ve 2011’de yeniden karşı karşıya geldiklerini vurguladı.

2004: ALAATTİN ÇAKICI-YARGITAY-MİT DOSYASI

Arslan’ın üzerinde ayrıntılı biçimde durduğu ikinci dönem 2004 yılında patlak veren Alaattin Çakıcı-Yargıtay-MİT ilişkileri oldu.

Dönemin Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya, MİT yöneticisi Kaşif Kozinoğlu’nun kendisiyle görüştüğünü ve Çakıcı’nın Karagümrük Lokali baskını davasının geciktirilmesinin mümkün olup olmadığını sorduğunu kamuoyuna açıklamıştı.

Dönemin haberlerinde de Özkaya’nın villasının tadilatını yapan müteahhit Hakkı Süha Şen’in Kozinoğlu ile Özkaya arasında bağlantı kurduğu, Kozinoğlu’nun Çakıcı’nın dosyası konusunda görüşme yaptığı aktarılmıştı. Özkaya ile dönemin MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’un olayın içeriğine ilişkin anlatımları ise birbirinden farklıydı. Atasagun, Kozinoğlu’nun Özkaya ile görüşmesinin kendi bilgisi dahilinde gerçekleştiğini kabul etmiş ancak Çakıcı dosyası konusunda aktarılanları reddetmişti.

Arslan ise Kozinoğlu’nun bu görüşmeyi kendi inisiyatifiyle yapmadığını ileri sürdü. Ona göre Kozinoğlu “operasyonel” bir MİT mensubuydu ve Özkaya ile görüşmesi dönemin MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’un bilgisi dahilindeydi.

Kozinoğlu, daha sonra Çakıcı bağlantılı dosyada “örgüte yardım” suçundan beş ay hapis cezası aldı. Cezanın ertelendiği ve para cezasına çevrildiği dönemin haberlerine de yansıdı.

“5 AYLIK CEZA TESADÜF DEĞİLDİ” İDDİASI

Arslan, Kozinoğlu’na verilen beş aylık cezanın miktarı konusunda da dikkat çekici bir değerlendirmede bulundu.

Altı ay veya daha yüksek bir cezanın Kozinoğlu’nun kamu görevini kaybetmesine yol açabileceğini öne süren Arslan, cezanın beş ayda tutulmasının Kozinoğlu’nun MİT kariyerinin devam etmesini sağladığını savundu.

Arslan buradan hareketle, Kozinoğlu’nun Çakıcı dosyasındaki girişiminin kişisel bir girişim olmadığı ve dönemin MİT yönetiminin bilgisi dahilinde bulunduğu sonucuna ulaştığını söyledi.

Ancak bu değerlendirme Arslan’ın olayların seyrinden çıkardığı bir yorum niteliğinde. Beş aylık cezanın özellikle Kozinoğlu’nun memuriyetini korumak amacıyla belirlendiğine ilişkin yayında bağımsız bir belge ortaya konulmadı.

PERİNÇEK’TEN DÖRT MİT MENSUBU HAKKINDA SUİKAST İDDİASI

Arslan’a göre Kozinoğlu ile Doğu Perinçek çevresi arasındaki mücadele 2005 yılında yeni bir aşamaya geçti.

Perinçek’in kendisine yönelik suikast hazırlığı bulunduğu iddiasıyla dönemin MİT yöneticileri Sönmez Köksal, Şenkal Atasagun, Mehmet Eymür ve Kaşif Kozinoğlu hakkında suç duyurusunda bulunduğunu aktaran Arslan, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk aşamada soruşturma izni vermediğini söyledi.

Arslan, Perinçek’in daha sonra Danıştay’a başvurduğunu, kararın kaldırılmasının ardından yargı yolunun açıldığını ve Perinçek’in Ankara Adliyesi’nde verdiği ifadede suikast girişiminin merkezinde MİT’in bulunduğunu ileri sürdüğünü anlattı.

Arslan bu süreci, Kozinoğlu ile Perinçek çevresi arasındaki uzun süreli devlet içi hesaplaşmanın parçalarından biri olarak değerlendirdi.

HASAN ATİLLA UĞUR VE “KURTLAR VADİSİ” RAPORU

Yayının en dikkat çekici bölümlerinden biri ise Kozinoğlu ile eski Jandarma İstihbarat yöneticisi Hasan Atilla Uğur arasındaki ilişkiye ayrıldı.

Arslan, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in makamına Kurtlar Vadisi dizisinin devlet içerisinden yönlendirildiği iddiasıyla bir ihbar ulaştığını, konunun MİT’e gönderildiğini ve inceleme için Kaşif Kozinoğlu’nun görevlendirildiğini anlattı.

Arslan’ın aktardığı rapora göre Kozinoğlu, dizinin devlet-mafya-güvenlik ilişkileriyle ilgili bazı bilgi ve argümanlarının dönemin Jandarma İstihbarat Başkan Yardımcısı Hasan Atilla Uğur’dan geldiğini ileri sürmüştü.

Kozinoğlu’nun 2005’te hazırladığı raporda Hasan Atilla Uğur ile dizinin yapım ekibi arasındaki bazı telefon görüşmelerine de yer verdiği dönemin haberlerine yansımıştı.

Arslan’a göre bu rapor, Kozinoğlu ile Hasan Atilla Uğur arasındaki daha sonra çok daha kritik hale gelecek gerilimin başlangıç noktalarından biriydi.

2011: ODATV SORUŞTURMASI VE HAKAN FİDAN DETAYI

Arslan, 2011 yılında OdaTV soruşturması sırasında Kozinoğlu’nun Orta Asya’da MİT adına görev yaptığını anlattı.

OdaTV’de yapılan aramalarda yalnızca Kozinoğlu’nun sahip olabileceği düşünülen bazı bilgilerin bulunmasının ardından savcıların dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile temas kurduğunu söyleyen Arslan, Fidan’ın Kozinoğlu’nu Türkiye’ye getirttiğini, kendisiyle görüştükten sonra savcılığa ifade vermesini istediğini öne sürdü.

Kozinoğlu 10 Mart 2011’de soruşturma kapsamında tutuklandı. Dönemin haberlerinde de Kozinoğlu’nun yurtdışından Türkiye’ye getirildiği ve savcılık sorgusunun ardından tutuklandığı aktarılmıştı.

“ADLİYEDE YÜZÜNÜN GÖRÜNTÜLENMESİNİ HAKAN FİDAN’A BAĞLADI”

Arslan’ın üzerinde durduğu bir başka ayrıntı, Kozinoğlu’nun Beşiktaş Adliyesi’ne getirildiği gün çekilen görüntüler oldu.

Arslan, MİT mensuplarının normal şartlarda hakim ve savcıların kullandığı, görüntü alınmayan protokol girişinden adliyeye götürüldüğünü; Kozinoğlu’nun ise gazetecilerin bulunduğu bölüme getirildiğini söyledi.

Kozinoğlu’nun yüzünün bu şekilde ilk kez açık biçimde görüntülendiğini belirten Arslan, Kozinoğlu’nun bunu meslek hayatını sona erdirecek bir “deşifre operasyonu” olarak gördüğünü ve olaydan Hakan Fidan’ı sorumlu tuttuğunu ileri sürdü.

Arslan’a göre Kozinoğlu’nun daha sonra cezaevinde kaleme aldığı notlarda Fidan hakkında son derece ağır ifadeler kullanmasının arkasında da bu kırılma vardı.

Ancak soruşturma kapsamında 2026’da gözaltına alınan gazeteci Selahattin Günday’ın ifadesi Arslan’ın bu bölümdeki yorumundan farklı bir tablo ortaya koydu. Günday, Kozinoğlu’nun adliyeye geleceğinin zaten basına yansıdığını, adliye önünde yaklaşık 50 gazetecinin bulunduğunu ve kendisinin Kozinoğlu’nun eşkalini bilmediğini söyledi. Günday ayrıca ilk görüntüyü kendisinin çekmediğini belirtti.

CEZAEVİNDE YAKLAŞIK 1000 SAYFALIK NOT

Arslan’ın anlatımına göre Kozinoğlu, tutuklandıktan sonra cezaevinde son derece kapsamlı notlar tutmaya başladı.

Bu notların toplamının yaklaşık 1000 sayfayı bulduğunu söyleyen Arslan, Kozinoğlu’nun bunları yaklaşan duruşmada kullanmak, cezaevinden çıkmak için baskı unsuru oluşturmak ya da kendisine bir şey olması halinde geride belge bırakmak amacıyla hazırlamış olabileceğini söyledi.

Kozinoğlu’nun tahliyesini sağlamak amacıyla mı, yoksa “başıma bir şey gelirse bunlar geride kalsın” düşüncesiyle mi not tuttuğunun bilinmediğini ifade etti.

Ancak Arslan’a göre dosyanın kritik noktası, Kozinoğlu’nun ölümünden sonra bu notların başına gelenlerdi.

ÖLÜMÜNDEN ÜÇ GÜN SONRA AYDINLIK’TA 102 SAYFA YAYIMLANDI

Kaşif Kozinoğlu 12 Kasım 2011’de Silivri Cezaevi’nde fenalaşarak hayatını kaybetti.

Arslan, Kozinoğlu’nun ölümünden yalnızca üç gün sonra Aydınlık gazetesinde “Kaşif Kozinoğlu’ndan Aydınlık’a mektuplar” şeklinde bir yayın dizisinin başlamasına dikkat çekti.

Arslan’ın aktardığına göre Kozinoğlu ailesi bu yayınlara itiraz ederek Kozinoğlu’nun Aydınlık’a herhangi bir mektup ya da yazı göndermediğini açıkladı.

Aile, yayımlanan metinlerin Kozinoğlu’nun duruşmaya hazırlanırken tuttuğu kişisel savunma notları olduğunu, notların cezaevinden çalındığını ileri sürdü ve konuyla ilgili hukuki girişimde bulundu.

Arslan, yaklaşık 1000 sayfalık olduğu belirtilen notların yalnızca 102 sayfalık bölümünün Aydınlık’ta yayımlandığını vurguladı.

AYDINLIK VE PERİNÇEK’İN AÇIKLAMALARINDAKİ FARKLILIĞA DİKKAT ÇEKTİ

Arslan, notların Aydınlık’a nasıl ulaştığı konusunda yapılan açıklamaların da birbirleriyle çeliştiğini savundu.

Aydınlık’ın yazı işleri yönetiminden yapılan açıklamada belgelerin kimliği bilinmeyen bir kaynak tarafından posta yoluyla gönderildiğinin söylendiğini aktaran Arslan, buna karşılık Doğu Perinçek’in bir televizyon programında metinlerin Kozinoğlu tarafından doğrudan kendisine gönderildiğini söylediğini belirtti.

Arslan, Kozinoğlu’nun ailesinin ise her iki anlatımı da reddettiğini ve notların cezaevinden çalındığını savunduğunu hatırlattı.

Arslan’a göre dosyanın cevaplanması gereken en önemli sorularından biri şu: Yaklaşık 1000 sayfalık notların tamamı nereye gitti ve Aydınlık’a yayımlanan 102 sayfayı kim ulaştırdı?

HASAN ATİLLA UĞUR HAKKINDA AĞIR İDDİA

Arslan, notların Kozinoğlu’nun cezaevindeki koğuş arkadaşlarından Hasan Atilla Uğur tarafından alınmış olabileceğine dikkat çekti. Hasan Atilla Uğur’un daha sonra Doğu Perinçek’in partisinde genel başkan yardımcılığı yaptığını hatırlatarak, notların ölümden hemen sonra Aydınlık’a ulaşmasını bu siyasi ilişkiyle birlikte değerlendirdi.

Arslan’a göre, notları alan ve Perinçek çevresine ulaştıran kişi Hasan Atilla Uğur olabilir.

KOZİNOĞLU’NUN SON SAATLERİ

Arslan yayında Hasan Atilla Uğur’un Kozinoğlu’nun hayatını kaybettiği güne ilişkin anlatımına da yer verdi. Uğur’un anlatımına göre Kozinoğlu havalandırmada yürüyüş yaptı, duş aldı ve daha sonra odasına çıktı. Bir süre sonra göğsünü tutarak rahatsızlandığını söyledi. Uğur ve diğer koğuş arkadaşı Hasan Ataman Yıldırım’ın acil durum butonuna bastıkları, birkaç dakika sonra görevlilerin gelerek sedye getirdiği anlatıldı.

Arslan’ın aktardığı ifadeye göre Kozinoğlu o sırada ayaktaydı ve sedyeye yatmak istemedi. Daha sonra cezaevi sağlık birimine götürüldü ve yaşamını yitirdi. Bazı çevrelerin Kozinoğlu’nun zehirlendiğini ileri sürdüğünü de aktardı ancak “Böyle mi değil mi bilmiyorum” dedi.

HABLEMİTOĞLU DOSYASI VE HASAN ATİLLA UĞUR 

Arslan’ın yayınındaki en dikkat çekici bölüm Necip Hablemitoğlu cinayetiyle ilgiliydi. Kozinoğlu ile Hablemitoğlu dosyaları arasında Hasan Atilla Uğur üzerinden bağlantı bulunduğuna fokus yaptı.

Bu iddiasına dayanak olarak Şengül Hablemitoğlu’nun 2016’da savcılığa verdiği ifadeyi gösterdi.

Arslan’ın aktardığı ifadeye göre Şengül Hablemitoğlu, eşi Necip Hablemitoğlu’nun Jandarma Genel Komutanlığı binası önünde “Atilla isimli bir albaydan” zarf içerisinde belgeler aldığını anlatmıştı.

Arslan, söz konusu kişinin o dönemde Jandarma İstihbarat yapılanmasında görev yapan Hasan Atilla Uğur olduğunu söyledi.

Hasan Atilla Uğur ise kendisine sorulan bu iddiayı reddetmiş ve böyle bir belge alışverişinin yaşanmadığını belirtmişti.

“HABLEMİTOĞLU KAYNAKLARININ VERDİĞİ BİLGİLERİ SORGULAMAYA BAŞLAMIŞTI”

Arslan, Hablemitoğlu’nun Alman vakıfları, madencilik sektörü, Gülen Cemaati ve dönemin siyasi gelişmeleri konusunda çok sayıda istihbari bilgi yayımladığını anlattı.

Bu bilgilerin bir bölümünün daha sonra yanlış olduğunun anlaşıldığını ileri süren Arslan, Hablemitoğlu’nun kendisine bilgi sağlayan kaynakları sorgulamaya başladığını savundu.

Arslan ayrıca dönemin AKP yöneticilerinden Abdullah Gül ile Hablemitoğlu arasında temas kurulduğunu, Hablemitoğlu’nun bazı bilgilerin perde arkasını bu görüşmeler sonrasında fark ettiğini ve yaklaşan bir duruşmada önemli açıklamalarda bulunmaya hazırlandığını kaydetti.

KOZİNOĞLU İLE HABLEMİTOĞLU ARASINDAKİ “DURUŞMA ÖNCESİ” BENZERLİĞİ

Arslan iki olay arasında özellikle bir benzerliğe dikkat çekti.

Kozinoğlu’nun yaklaşık 1000 sayfalık not hazırladığını ve OdaTV davasındaki ilk duruşmasına kısa süre kala öldüğünü hatırlatan Arslan, Hablemitoğlu’nun da önemli açıklamalar yapacağını söylediği bir duruşmadan önce evinin önünde öldürüldüğünü belirtti.

Arslan, her iki olayda da Hasan Atilla Uğur’un isminin farklı biçimlerde dosyaya girdiğini savunarak iki ölüm arasında siyasi ve istihbari bir bağlantı bulunduğu iddiasını dile getirdi.

ŞENER ERUYGUR, LEVENT GÖKTAŞ VE ÖZEL KUVVETLER İDDİASI

Arslan daha da ileri giderek Hablemitoğlu cinayetinin dönemin Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur ve Hasan Atilla Uğur’un açığa çıkmasını önlemek amacıyla gerçekleştirildiğini ileri sürdü.

Cinayetin Özel Kuvvetler Komutanlığı içerisindeki bir ekip üzerinden gerçekleştirildiğini ve Levent Göktaş’ın adının bu nedenle soruşturmaya girdiğini ifade etti.

“ERDOĞAN BU DOSYALARI SİYASİ BASKI ARACI OLARAK AÇIYOR” İDDİASI

Arslan yayının sonunda Kaşif Kozinoğlu soruşturmasının bugün neden yeniden açıldığına ilişkin siyasi değerlendirmelerde de bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçmişte Necip Hablemitoğlu dosyasını devlet içerisindeki bazı ulusalcı gruplar üzerinde baskı kurmak için kullandığına işaret eden Arslan, Kozinoğlu dosyasının yeniden açılmasını da benzer şekilde yorumladı.

Arslan’a göre soruşturmanın hedefinde geçmişte Kozinoğlu ile karşı karşıya gelen Perinçek çevresi ve Hasan Atilla Uğur gibi isimler bulunuyor.

Arslan, dosyanın yeniden gündeme getirilmesinin geçmişteki faili meçhulleri bütünüyle aydınlatma çabasından çok, devlet içerisindeki bazı grupları siyasi olarak hizaya getirme amacı taşıdığını savundu.

GAZETECİNİN GÖZALTINA ALINMASINI DA ADLİYE GÖRÜNTÜLERİYLE İLİŞKİLENDİRDİ

Arslan yayınında, Kozinoğlu’nun yıllar önce Beşiktaş Adliyesi’ne giriş görüntülerini çeken ekipte bulunan gazeteci Selahattin Günday ile kameramanın yeni soruşturma kapsamında gözaltına alınmasına da dikkat çekti.

Arslan, bu gelişmenin Kozinoğlu’nun yüzünün 2011’de nasıl deşifre edildiği meselesinin soruşturulduğunu düşündürdüğünü söyledi.

Ancak soruşturma yayından sonra ilerledi. Selahattin Günday ile iki acil tıp teknisyeni 13 Eylül 2026’da tutuklandı, kameraman İdris Tiftikçi’nin de aralarında bulunduğu diğer şüpheliler hakkında adli kontrol uygulandı.

MEZARI AÇILDI, ADLİ TIP İNCELEMESİ BAŞLADI

Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin 2012’de verilen takipsizlik kararının 26 Ağustos 2026’da kaldırılmasının ardından soruşturma yeniden başlatıldı. Kesin ölüm nedeninin ve üçüncü kişilerin müdahalesi bulunup bulunmadığının belirlenmesi amacıyla Kozinoğlu’nun mezarı da açıldı.

Mezarda kefenin yanı sıra bazı yumuşak dokuların da bozulmadan kaldığı bildirildi. Alınan örneklerin Adli Tıp incelemesine gönderildiği, özellikle zehirlenme ihtimali açısından yapılacak analizlerin soruşturma açısından önem taşıdığı belirtiliyor. Henüz zehirlenmeye ilişkin kesinleşmiş bir bulgu açıklanmış değil.

Adem Yavuz Arslan’ın yayında ortaya koyduğu tablo ise soruşturmanın mevcut adli çerçevesinden çok daha geniş. Arslan, Kozinoğlu’nun hikâyesini 1997’de başlayan Perinçek-Kozinoğlu karşılaşmasından 2004’teki Çakıcı-Yargıtay krizine, 2005’teki Hasan Atilla Uğur raporuna, 2011’de Hakan Fidan’la yaşandığını ileri sürdüğü gerilime ve Kozinoğlu’nun ölümünden sonra kaybolduğu iddia edilen yaklaşık 1000 sayfalık notlara uzanan bir devlet içi mücadele olarak anlatıyor.

Arslan’ın anlatımındaki en kritik soru ise değişmiyor: Kozinoğlu’nun yaklaşık 1000 sayfalık cezaevi notlarının tamamı nerede, bu notlardan 102 sayfalık bölümü Aydınlık’a kim ulaştırdı ve Kozinoğlu ilk duruşmasına kısa süre kala neden öldü?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin