KOVID19 dünyayı ve Türkiye’yi nasıl etkileyecek?

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Her şeyden önce şundan başlamak gerektiği kanısındayım. KOVID19 sonrası dünya, artık bambaşka bir yer olacak. Teritoryal ulus devletler, küreselleşme, global ekonomik düzen, diplomatik ve askeri ilişkiler, ulusal çıkarlar gibi birçok önemli konuda kökten değişimler yaşanması kaçınılmaz görünüyor. Fakir-zengin ülkeler arasındaki farklılıklar, gelişmişlik-gelişmemişlik ölçütleri, hatta iç politika ve siyasal sistemler, bu pandemi sonrası değişime uğrayacak. Nüfusu yedi milyarı geçen, yakında on milyar sınırına dayanacak olan dünyada, yepyeni bir güvenlik alanı doğdu. Esasında bu yeni güvenlik alanının ortaya çıkacağı belliydi. Özellikle salgınlar konusunda yazılan raporlar, kitaplar ve makaleler vardı. Ama birkaç marjinal gelecek bilimci dışında kimse bu senaryolara itibar etmedi. Sonunda senaryolar gerçek oldu ve insanlık ilk kez bu ölçekte bir küresel tehditle karşılaştı.

Bugünün dünyası, 1648 Westfalya Barışı’ndan bu yana belli bir ülkeyi – kara, deniz ve hava ülkesini – kontrol eden teritoryal (bir alanı kendi egemenliği, kontrolü ve hâkimiyeti altında tutmak üzerine kurulu) devletlerden oluşuyor. Aralarındaki rejim farklılıklarına bakmaksızın, bugün dünya üzerinde 200’e yakın bağımsız ulus devlet, aynı alan egemenliği konsepti üzerine bina edilmiş bir dünya sisteminde yer alıyor. Bu dünya düzeninde devletlerden daha güçlü “devlet üstü” bir otorite yok. Devletlerarası ilişkilerde ortaya çıkan anlaşmazlıklarda devletlere yaptırım uygulayarak uluslararası hukuku zorlayacak bir mecra bulunmuyor. Yani B devleti tarafından saldırıya uğrayan A devleti dünya polisini arayıp yardım isteyemiyor. Çünkü devletleri zorlayıcı bir üst irade veya otorite yok. Bu nedenle, mevcut uluslararası sisteme anarşik diyoruz. Anarşi burada kullanıldığı anlamıyla kaos demek değil. Elbette devletlerarası düzlemde işbirlikleri, düzenlilikler, normlar ve davranış örüntüleri mevcut. Fakat anlaşmazlık ve çatışma (savaş) ortamında, devletlerin iç alanında bulunan bir merkezi hükümet, zorlayıcı bir hukuk ve bu hukuku zorlayarak veya yaptırım getirerek uygulayacak bir kolluk gücü bulunmuyor.

KOVID19 salgını, işte bu dünyanın tüm zaaflarını ortaya çıkardı. Virüsün yayılmasına engel olmak küresel işbirliği yeteli olmadığı için sağlanamadı. Virüsün kontrolden çıkması ve pandemi haline dönüşmesi, teritoryal ulus devletlerin miyop (uzağı göremeyen) bencil anlayışlarından dolayı meydana geldi. Küresel bir dünya devleti yok. Olan, küresel yönetişim dediğimiz geniş ve zayıf bağlarla oluşturulmuş bir ağ veya platform. Bu dünya, belki küresel ekonomiyi idare etmeye yetecek işbirliği ortamını sağlıyordu. Ama KOVID19 ölçeğinde bir pandemi ile başa çıkmak için bundan çok daha fazlası gerekiyor. Çözümün kökten ve kalıcı olabilmesi için mutlaka ulusüstü (supranasyonal) kurumlar inşa edilmeli. Bu, devletlerin belli egemenlik yetkilerini küresel bir otoriteye devretmeleri anlamına geliyor. Avrupa Birliği’nin (AB) federal düzeylere yaklaşan bazı işbirliği alanları, mesela Avro-alanı veya ortak Pazar, böyle bir şey. Bu alanlarda ulus devletler yetkilerini Brüksel’e (AB kurumsal bürokrasisine) devretmiş durumundalar. Mesela Almanya’nın ve Fransa’nın eski para birimleri olan Mark ve Frank ortadan kalktı. Bugün Alman veya Fransız Merkez Bankaları yerine, para basan bir AB Merkez Bankası var. Bu, ulus üstü bir kurum – yani devletlerin üzerinde bir otorite. İşte bu modelin KOVID19 sonrasındaki dünyada özellikle yeni güvenlik alanı olacak olan pandemi mücadelesinde ortaya çıkacağını düşünüyorum. Rasyonel olan, pandemi güvenliğinin ulusüstü bir alan olması ve bu alanda efektif bir mücadele yürütülebilmesi için Dünya Sağlık Örgütü (WHO) gibi bir uluslararası otoritenin ulusüstü yetkilerle donatılması. Elbette biraz bilim kurgu bir alana yelken açtığımın farkındayım. Ama olması gerekeni yazıyorum.

Tabi bu olacak diye bir şey yok. Çünkü insanlar her zaman rasyonel hareket etmez. Bir ikinci senaryo, küreselleşmenin bu yediği ciddi darbeden sonra daha değişik bir biçime evrilmesi olabilir. Buna göre ulusüstü pandemi mücadelesi yapılamayacaksa, teritoryal ulus devletler kendi pandemi güvenliklerini sağlamaya yönelik adımlar atacaklardır. Bunun işaretlerini görmeye başladık bile. Mesela önlem olarak hemen tüm devletlerin yabancı ülkelerden gelen insan sayısını kısıtlaması, bazılarının tümden öz izolasyona geçmesi ve sınırlarını kapatması, tam da burada bahsettiğim şey. Eğer küresel yönetişim pandemi alanında küresel federalimsi ulusüstü yapıları yaratamazsa, devletler içe kapanacak. Pandemi mücadele birimleri, silahlı kuvvetlerin yeni bir ordusu olabilir. Kara Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri ve Hava Kuvvetlerinin yanında, Pandemi Mücadele Kuvvetleri oluşturulabilir.

A map showing the distribution of coronavirus (COVID-2019) cases all around the world as of 22 February 2020 is displayed on a TV during a World Health Organization (WHO) news conference on the situation of the coronavirus (COVID-2019) in Geneva, Switzerland, February 28, 2020. REUTERS/Denis Balibouse

Küresel ekonomide, eğer bu senaryo gerçekleşirse, daha içe kapanıcı bir döneme gireceğiz. Bu durumda ABD ve diğer gelişmiş ekonomiler kendi üretimlerinin payını arttırmayı seçmek durumunda kalacaktır. Çin, Tayvan, Singapur, Hindistan, Bangladeş gibi ucuz işgücü olan üretim merkezleri bu durumda büyük bir sermaye kaçışına tanık olacak. Uluslararası ticaret aynen devam eder, ama sermaye dolaşımı ve küresel yaygınlaşmış üretim gibi tipik küreselleşme emarelerinde ciddi farklılaşmalar oluşur. Malların serbest dolaşımı devam etse de, sermayenin ve işgücünün serbest dolaşımı konusunda ciddi geri adımlar beklenebilir. Sektörel etkiler de cabası! Aynı şekilde, turizm alanı gibi sahalarda önemli zorluklar oryaya çıkacaktır. Ülkeler tarımsal üretimlerini arttırmaya yönelik adımlar atacaklardır. Kara sınırlarının sıkı denetimi gibi faktörler, AB sürecini daha fazla ekonomik entegrasyona yönlendirecek, ama siyasal bütünleşmeyi frenleyecektir.

Türkiye bu konularda acaba kafa yoruyor mu? Ben KOVID19 sonrasında Türkiye’nin kaybedenler liginde olacağını öngörüyorum. Sağlık ve güvenlik standartlarında ciddi açıklar veren yarı otoriter, ekonomikman güçsüz, üretim bakımından ikincil ve üçüncül teknolojilerde üretim yapabilen, rekabet etmekte ciddi zorluklar yaşayan bir ülke olarak, Türkiye bu yeni uluslararası ortamda fayda elde edemez. Gelişmiş ülkelerle arasındaki uçurumu kapatmak bir kenara, makasın daha da açılmasına engel olamaz. Tarım sektörünü öldüren, sanayide teknoloji devrimi yapamayan, beton sektörüne ekonomik birikimlerini gömen, altyapısı yarım kalmış, iyi eğitim almaktan çok uzak toplumuyla Türkiye KOVID19 sonrası dünyada Rusya, İran ve Çin gibi ülkelerle beraber yalnızlar liginde yer alacak. Dahası, paradigma değişeceğinden, güvenlik alanındaki jeopolitik avantajları kaybolacak. Rusya, Türkiye üzerinde daha güçlü bir belirleyici olacak. Kapanan sınırlar, Türkiye’yi daha fazla bölgesel istikrarsızlıklara sürükleyecek.

Bunların olmaması için Türkiye’de önce anayasal bir sistem kurulması ve liberal demokratik müesseselerin ve kurumların yeniden inşası lazım. Çünkü iyi bir pandemi yönetiminde şeffaflığın önemini sanırım herkes artık gördü ve anladı. Bu yeni güvenlik alanında eğer adım atmazsa, Türkiye pandemi ile mücadelede başarı elde edemeyecek. 2020 KOVID19 salgınında bir ila bir buçuk milyon insanını kaybedebilecek olan Türkiye, sonrasında her altı ayda bir gelecek olan yeni KOVID19 dalgalarından da kendisini koruyamayacak. Dahası, bu durumu gören üst düzey eğitimli insanların beyin göçü devam edecek. Buna ek olarak, sermaye de sermaye sahipleriyle beraber ülke dışına çıkacak ve güvenli ülkelere demir atacak. Bu durum aynen Rusya, Çin ve İran gibi aktörler için de geçerli olacak. Çin eğer komünist tek parti diktatörlüğü sayesinde pandemi güvenliğinde daha başarılı olursa, bir ara ligde yer alabilir. Fakat Rusya kesinlikle bu dökülen köhne ve başarısız ligde yer alacak. İran da öyle! Bu ülkeler kendi içlerine dönerek daha ceberut ve daha eşitliklerden-hukuktan uzak rejimler tarafından yönetilecek.

Bugün yaşadığımız KOVID19 krizini tüm kuşaklar hatırlayacak. Bu, büyük depresyondan da, İkinci Dünya Savaşı’ndan da, Soğuk Savaş’tan da, 11 Eylül terörist saldırılarından da daha geniş etkileri olacak bir kriz. Bu krizden sonra yaşadığımız gezegen artık aynı yer değil! Türkiye de mutlaka bu yeni gerçekliğin farkına varacak. Şu an halen çok geç değil. Açıkçası ben bu son 200 yılın en büyük felaketinden dolayı bu yolsuzluklara batmış İslamofaşist rejimin tökezleyeceğini düşünüyorum. Fakat öyle anlaşılıyor ki, rejim KOVID19 salgınını bahane ederek OHAL ilan etmek istiyor. Ancak bu sayede sıkıyönetim tedbirleriyle halkı kontrol edebileceğini hesaplıyor. İki ila dört hafta sonra salgın korkunç boyutlara tırmanacağından, otoriter önlemler dışında salgını kontrol altına almak mümkün olmayacak zaten. Bu arada siyasi mahkûmların topluca ortadan kaldırılması gibi KOVID19 arkasına saklanan korkunç planlar da daha rahat yürütülebilir.

Kısaca dünya bir yol ayrımında. Ne olursa olsun Türkiye bu yeni kurulan uluslararası sistemin belirleyici bir aktörü olamayacak. Yaşanan sorun o denli hayati ki. Türkiye’de insanların halen bu sorunu tam kavrayamamış olmaları çok üzücü.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin