Koronavirüs ve Cuma namazı

YORUM | AHMET KURUCAN 

Geçenlerde üç-beş arkadaş ile bir dost meclisindeydik. Çay, kahve içimi esnasında söz Cuma namazına geldi. Günlerden de Cuma akşamıydı. Mesela dedi arkadaşım, “Siz bugün Cuma namazı kıldınız mı?” Şok olmuştum bu soru karşısında. “Neden?” diye sorduğumda verdiği cevap şu oldu:

“Koronavirüs tedbirleriyle sokağa çıkma yasağı ilan edildiği günler geride kaldı. O dönemlerde Cuma namazına gitmiyorduk. İbadet vesilesi ile bile olsa toplu birliktelikler yasaktı. Sonra yaz geldi, tedbirler gevşedi. Sosyal mesafe kuralına uymak şartıyla yüzde 25 kapasite ile camilerde Cuma namazı kılınmasına izin verildi. Biliyorum, havaların soğuması ile şimdilerde yasak kısmen yine gündemde ama bu arada benim gördüğüm şu oldu; belki de o yasak günlerin alışkanlığı ile birçok arkadaş şu an Cuma namazı kılmıyor. Camiye gitmiyor diyelim ama büyük iş yerlerinde, büyük evlerde 5-10 kişi ile kılınan namazlara da gelmiyorlar.”

Ben de bunun üzerine düşüncelerimi söyledim. Benden ısrarla kendilerine verdiğim cevabı yazmamı istediler. İşte o cevap:

Daha önceden Batı ülkelerinde Cuma namazı diye 7 hafta süren bir yazı dizisi kaleme almıştım. Orada Cuma namazını ayetler, hadisler, Peygamber Efendimiz (sas) ve sonraki dönemlerdeki uygulamalar ve fıkıh geleneğimiz içindeki taksimi esas alarak Cuma namazının vücub/yükümlülük ve sıhhatinin şartları ekseninde uzun uzadıya incelemiştim. Özellikle vücub/yükümlülük ve sıhhat şartları üzerinde ısrarla durmuş, o içtihadî yaklaşımların arka planını göstermeye çalışmış ve bu uzun izahların gerekçesini şu sözlerimle özetlemeye çalışmıştım:

“Müslüman muhayyilesinde bu bilgiler hala canlılığını ve geçerliliğini koruduğu gibi büyük çoğunluğun inanışına göre bu bilgiler değişmezlik vasfına da sahip. Halbuki söz konusu ettiğimiz içtihadî yaklaşımlar son tahlilde verili duruma bağlı ulemanın üretmiş olduğu beşerî düşüncelerdir ve değişmezlik vasfına sahip değildir. Dolayısıyla değişen hayat şartlarına bağlı olarak o bilgilerin gerektiğinde değişmesi ve yeni hükümlere kapıların aralanması kadar tabii bir şey olamaz. Fakat yeni içtihadî yaklaşımların kabulü ve hayata intikal ettirilmesi için önce bu gerçeğin fark edilmesini gerekiyor. İşte bu sebeple bilgileri, o bilgilerin dayanmış olduğu temelleri ve gerekçeleri önemsiyorum.”

O yazı dizisinde varmış olduğumuz sonuç ise şuydu: Cuma namazı hem bireysel düzlemde Allah-kul ilişkisini ihtiva etmesi hem de toplumsal boyutta Müslümanların bir araya gelmeleri, ortaklaşa gündemlerini müzakere etmeleri, cemaat olma şuuruna ulaşmaları, dini kimliklerini inşa etme ya da koruma altına almaları açısından müspet manada nice getirileri olan bir ibadettir. Dolayısıyla gayrimüslim ülkelerde yaşayan Müslümanlar artık hukuk tarihinin konusu olmuş ne darü’l harb, darü’l islam tartışmalarının arkasına sığınmalı, ne hayatın tabii akışının devre dışı bıraktığı vücubunun ve sıhhatinin şartlarına takılmalı; aksine ayet ve hadislerde belirtilen Cuma namazını 3 kişi ile bir fabrikanın malzeme deposunda dahi olsa kılma ve onun faziletlerinden istifade etmek için ellerinden gelen gayreti göstermelidir.”

O günden bugüne Cuma namazının kılınmasının gerekliliği konusunda bu kanaatimi değiştirecek bir şey olmadı. Şimdi de aynı şekilde düşünüyorum.

Pekâlâ Korona salgını bir şey değiştirmedi mi ve değiştirmez mi? Değiştirdi ve değiştirebilir. Değiştirdi: yukarıda ifade ettiğimiz gibi gerek Dünya Sağlık Örgütü gerek ülkelerin sağlık bakanlıkları, tıp fakülteleri, araştırma kurumları vb. sahasında uzman olan kişi ve kurumların tavsiyeleri ile devletin ortaya koyduğu kurallara uyduk. Değiştirebilir: aşının bulunması ve bazı Batı ülkelerinde insanlara vurulmaya başlanmasına rağmen yarın ne olacağı, gelişmelerin nasıl seyredeceği belli değil. Dolayısıyla önümüzdeki günlerde karşımıza çıkacak gelişmelere bağlı olarak kurallar da değişebilir. O zaman ona göre hareket ederiz ve etmek zorundayız.

Burada sorulması gerekli olan asıl soru şu: Bugün uymamız istenen kurallar dahilinde Cuma namazı kılma imkânı var mı yok mu? Varsa — ki ben yaşadığım yer itibariyle 5-10 kişi ile büyük bir evde veya bir depoda Cuma namazları organizeleri yapıldığını bildiğim için var olduğunu görüyorum — Cuma namazı kılmamanın meşru mazereti yoktur. Eğer böyle bir imkân yoksa zaten Cuma namazı sâkıt olur ve yerine günün öğle namazı kılınır.

Camiler de açık diyebilirsiniz. Evet, camiler de açık ve gerekli kurallara uyulduğu takdirde zaten ilk tercih hiç şüphesiz camilerdir. Bununla beraber devletin emir ya da tavsiye ettiği sosyal mesafe, doluluk oranı adına belirlenen kapasite, maske kurallarına uymayan insanlar, mekan temizliğini gereken hassasiyet içinde yapmayan camiler var diyorsanız; benim tercihim o camilere Cuma namazı kılmak için gidilmemesidir. Bu bağlamda insanın sağlığını koruması öncelikli bir değer ve emir olarak karşımıza çıkar.

Yalnız insan yukarıda zikredilen şartlara uyulmayan söz gelimi çarşı pazarlarda sabah akşam dolaşıyor, lokantalara, kahvelere gidiyor ve bu hususları sıra Cuma namazına geldiğinde hatırlıyorsa burada bir yanlışlığın olduğu meydandadır. O yanlışlığın adını artık siz koyun. Bana koy diyorsanız, aklıma gelen ilk şey imanın yaptırım gücü derim.

2 YORUMLAR

  1. hocam size Twitter dan yazmisdim cevabini alamadim, cahil cesaretli olur, buradan tekrar sorayim dedim.
    Söylesi ingilizceden canli almancaya tercümeli olacak, türkceden olmiyacak.
    Konu Islam ve Demokratie, ve avrupai islamin olusmasinin engelleri, vesaire.
    Geri dönerseniz cok memnun olurum

  2. Hocam Türkiye şartlarında gittiğiniz camilerde sizin degerlerinize hakeret ediliyor ve bu manada içinde bulunduğunuz dakikalar zehir oluyorsa gitmemenin bir cevazı var mıdır

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin