Kısa videolar meclisi; insan tükeniyor!

Geleneksel sohbet meclislerinde sözün ağırlığı, sessizliğin cazibesi ve dinleyenin saygılı duruşu varken, bugün algoritmaların yönettiği saniyelik görüntüler arasında kaybolup gidiyoruz. Asıl tehlike, Hocaefendi gibi müstesna şahsiyetlerin hayat ve eserlerinin kısa video kesitlerine indirgenerek siyak sibak bütünlüğünün parçalanması ve tarihsel varlıklarının silinmesidir. Oysa bir insanın kıymeti “gidişatında”, yani hayat yolculuğundaki adımların toplamında saklıdır. Tıpkı Risale-i Nur’un gazete gibi okunamayacağı gibi, insan-ı kâmiller de kısa videoların dağınık parçalarıyla kavranamaz.

İLHAN YILDIRIM | YORUM 

“İnsan gözünün efendisi değildir.” Hazreti İsa

Yere oturup, arkadaşlarla çevrili olduğumuz sohbet meclislerini hâlâ çok net hatırlıyorum. Konuşan kişinin sözleri ağırlık taşıyordu ve rolümüz açıktı: Dinlemek, özümsemek ve öğrenmek. O günlerde kesintiye veya dikkat dağıtıcı şeylere yer yoktu; bütün odağımız konuşan kişiye yönelirdi. Konuşanın kelamında efsun, dinleyenlerin sükûtunda ise cazibe vardı.

Başlarımızı hafifçe öne eğer, gözlerimizi çoğu zaman yere çevirirdik. Bu, bir çekingenlik değil, “kelamın haysiyetine”, paylaşılan bilgiye ve hakikate duyulan saygının sessiz ifadesiydi. Göz teması sınırlıydı; sanki “aramızda kırmaktan korktuğumuz manidar bir sükûnet dolaşırdı.”

Dersi yapan abi konuşurken, kimse onun sözünü kesmezdi. Hatta konuşması bittikten sonra bile hemen soru-cevaba geçilmezdi. Sözün havada bir süre asılı kalmasına, kalbe ve ruha inmesine fırsat veren kısa ama anlamlı bir sessizlik olurdu.

Paylaşılan hakikatler dinleyenleri gelecek derse kadar düşündürür ve bir hafta boyunca uyanık tutardı. Sadece soyut bir tefekkürde kalmaz, hayatlara onarım, ilişkilere şifa, kırık kalplere bütünlük, gururlulara alçakgönüllülük, zenginlere cömertlik, katı kalplilere ise yumuşaklık getirirdi.

Allah Resulü sallallahu aleyhi vesselam konuşurken saygısından sahabe efendilerimiz başı önde O’nu dinlerdi. Araya hiçbir zihinsel veya fiziksel gürültü sokmaya imkân vermezlerdi. Hadis kaynaklarında sahabenin Allah Resulü’nü dinleme hali şöyle tasvir edilir: “O konuşurken meclistekiler başlarını öyle bir eğer ve öyle sessizce dinlerlerdi ki, sanki başlarının üzerinde bir kuş varmış da kıpırdasalar uçacakmış gibi dururlardı. O sözünü tamamlayıncaya kadar kimse konuşmazdı.”

Kendi yüzlerimizi daha çok görüyoruz!

Geleneksel yetiştirilme tarzımız ile ana akım dünyanın talepleri arasında sıkışıp kalırken, dinleme pratiklerimizi uyarlamada zorluklarla karşılaştık. Eğitim hayatında, iş dünyasında ve kamusal alanda girişkenlik, kendini ifade etmek ve göz teması kurmak doğal bir eğilimden ziyade, öğrenilmiş bir davranış haline geldi.

Bu geçiş elbette kolay olmadı. Yüzyılların kültürel terbiyesiyle süregelen bakışlarımızı kaçırma içgüdüsü, toplumsal beklentilerle çatıştı. Buna rağmen pek çok insan, köklerinden kopmadan yeni iletişim yollarını öğrenmeyi başardı.

Bugün kendi yüzlerimizi her zamankinden daha sık gördüğümüz bir çağda yaşıyoruz. Portekizli şair Fernando Pessoa, insanın kendi yüzünü görememesini, kendi gözlerine bakamamasını, insanlığa verilen en zarif armağanlarından biri olarak görür. Eskiler, kendi yüzlerini ancak eğilip nehrin durgun sularına bakarak görebilirlerdi. Pessoa’ya göre bu kaçınılmaz eğiliş, aynı zamanda kendine aşırı yönelişin taşıdığı tehlikeyi sembolize eder. Narkissos’un suya yansıyan suretine tutulması, boşuna olmasa gerek. Siz uzun süre kameraya baktığınızda, güzellik filtresi de size bakar.

Eğer Dante’nin İlahi Komedyası’ndaki cehennem çemberleri Pessoa tarafından belirlenmiş olsaydı, cehennemin dokuzuncu katı Zoom’u, cep telefonlarının ön kameralarını ve kısa videoları (dijital aynaları) icat edenleri beklerdi. Zira Pessoa, aynanın mucidinin tüm insanlığın zihnini zehirlediğine inanır.

Bugün yalnız kendi yüzümüzü değil, başkalarının yüzlerini de dijital aynalarda görmeye alıştık. Video konferansları ve görüntülü görüşmeler hem algımızı değiştirdi hem de dünyayla ve diğer insanlarla kurduğumuz ilişkileri yeniden biçimlendirdi.

Bugün hepimiz, Walter Benjamin’in yaklaşık bir asır önce dikkat çektiği, modernliğin en belirgin özelliklerinden biri olan “aura” kaybının çok daha ileri bir safhasında bulunuyoruz. Benjamin’in yaşadığı dönemde radyo, gazete ve sinema yeni yeni yaygınlaşıyordu. Bugün ise algoritmaların yönettiği, saniyeler içinde tüketilen görüntüler dünyasındayız.

Dijital çağ insanı tüketiyor!

Benjamin’in gözlemleri, bilgi teknolojisinin ilerlediği günümüz dünyasında daha da derin soruları gündeme getiriyor. Aynı tehlike sanat eserleri için değil, insan-ı kamillerin mirası için de geçerlidir. Dijital çağ, sadece sanat eserleri değil, insanın hayat hikayeleri de parçalayarak tüketmektedir. Hocaefendi’ye ait kısa video kesitleri her geçen gün daha fazla insana ulaşıyor. Ancak genç nesil hayatını tanımak ve kitaplarını okumak konusunda giderek daha isteksiz hale geliyor. 

Oysa uzun sohbetleri ve eserleri, ancak bütünlüğü içinde kavranabilecek bağlamsal bir yapıya sahiptir. Kısa videolar ise siyak sibak bütünlüğü bozulan ve dağınık parçalardan oluşan bir koleksiyondur. Bu durum yalnızca içeriği ve dikkati parçalamakla kalmaz, Hocaefendi’nin hayatını kırar, tarihsel varlığının izlerini de siler. Hatta Hocaefendi’nin saffı evvel talebeleri ile gençler arasındaki bilgi ve deneyim aktarımı zincirini koparır.

Bediüzzaman Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemi anlatırken “Hem, bu zâtın “gidişatından” görünüyor ki, o, görmüş (mazi) ve görüyor (hal) ve gördüğünü (istikba) söylüyor.” Arapça karşılığıyla siret veya gidişat bir insanın hayat yolculuğundaki adımlarının toplamıdır.

Peygamberlik, gökten inen ve bir defada dondurulan kurallar bütünü değildir. O vahyi hayatın içinde, acıyla, sevinçle, savaşla, barışla, dostlukla nasıl yoğrulduğunun; yani bir yol haritasının yaşanarak çizilmesidir. İnen her ayetin iniş sebepleri ve söylenen her sözün belli bir vesile ile söylenmiş olması gerçeğidir.

Bediüzzaman Hazretleri Zübeyir Gündüzalp’e “Risale-i Nur’u gazete gibi okuma” der. Bu sözü Zübeyir ağabey şöyle izah eder: “Başlamış olduğun kitabı sonuna kadar okuyacaksın, öyle başlıklara bakıp kapatmayacaksın. Yani bir yerine, sonra başka bir yerine bakıp okuduktan sonra kitabı katlayıp bırakmayacaksın. Kitabı sonuna kadar okuyacaksın.” Hocaefendi gibi müstesna bir kameti de gazete gibi okumamalıyız!

Çok fazla bildiğimiz bilge olamadığımız bir çağda yaşıyoruz. Bağlamdan yoksun, birbirinden kopuk bilgi parçalarıyla bombardımana tutulmuş bir haldeyiz. 

1995 yılında Yusuf Alan’ın Sızıntı’da yayımlanan Dinleyebilmek adlı muhteşem baş yazının son cümlesinde dediği gibi; “dinlemeyi öğrenmek, tekrar tekrar öğrenmek ve bunun için üslup ve beyan üstatlarının ülfet perdesini yırtan sohbetlerinde bulunmak hayatî bir öneme sahiptir.”

İşte her sohbet esnasında açılmak istediğimiz denizin sonsuz enginliği budur. Bediüzzaman bu enginliği algılama yeteneğinin dikkat olduğunu söyler. Ona göre hakikat nazlıdır ve hiç kimsenin nazını çekmez:

“Evet, nazlanan ve istiğna gösteren nazeninlerin mehirleri dikkattir.

Ve menzilleri dahi kalbin süveydasıdır.”

 

4 YORUMLAR

  1. Bu enfes ifadeler için teşekkürler.
    Galiba bütün bilgi, birikim ve terbiyemi 90’larda bir teyp ya da küçük ekran başında ama mutlaka diz çöküp ve sizin de ifade ettiği gibi adeta hareketsiz -ki bir defasında, konuşan kişi uzun konuşmuş dizlerim ağrımış az değiştireyim demiştim de oturuşumu kıymetli ağabeyim eliyle hayır işareti etmişti de yine öylece kalmıştım- ama tam konsantre dinlediğim izlediğim hakikat parçalarına borçluyum. Zihinler berrak saf akıntıda idi. Ve gelen kalıyordu. Başka bir korsan bakışa da müsaade yoktu. Beden bir bütündü. Şimdi dağınık ki ne dağınık: Zihin göz kulak el dudak hepsi farklı bir ben oluverdiler.

    Devamı temennisi ile yazılarınızın ve umarım bir gün eser şeklinde de vücud bulurlar.

  2. Gerçekten uzun zamandir bu kadar anlamli bir yazi okumamistim.

    Burasi “Oysa bir insanın kıymeti “gidişatında”, yani hayat yolculuğundaki adımların toplamında saklıdır. Tıpkı Risale-i Nur’un gazete gibi okunamayacağı gibi, insan-ı kâmiller de kısa videoların dağınık parçalarıyla kavranamaz.” bu gunun en onemli meselesi.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin