Kırk Haramiler

Analiz | Prof. Dr. Mehmet Efe Çaman

Her ne kadar anlatının özden önemli olmadığını bilecek kadar rasyonel olsam da, söylemin bazen olgunun önünde olduğunu bilecek kadar deneyimliyim. Bunu 19 yaşına kadar Türkiye’de yaşamış olmanın birikimi olan sosyalizasyona borçlu olduğumu söylememin, birçokları için Türkiye’ye yönelik bir aşağılama olarak algılanacağının farkında olmama karşın, dokuz köyden kovulmayı yine göze alarak gerçekleri deşifre etmeye devam demeyi seçiyorum.

Nasılsa kısa yoldan KHK ile ve resmi gazetede yayımlanmak suretiyle “vatan haini” ilan edilmiştim; bu nedenle zararı yok. Yani ölümle korkutup sıtmaya razı etmeye çalışacak kadar beyni olan siyasi sistemlerdeki kadar bile makul aklı kalmamış bir despotik anayasa düşmanı fiili rejimin, sadece deyimsel boyutta “dokuz köyden” kovmakla kalmayıp, fiilen de ülkeden kovmuş bulunması herhalde çok yadırganmaz! Öyle ya, zaten internet erişiminin bile sansürlendiği, basının mürekkep yerine Saray’a bağlı havuzun ziftini kullandığı, yargının bağımsız yargıçlarının (!) filanca lehine karar alırsak işimizi kaybederiz, belki de içeri gireriz diye düşündüğü bir ülke harabesinde zaten benim burada yazdıklarımın büyük oranda okun(a)madığını da biliyorum. Ama daha önce de dedim ya, amaç artık sadece tarihe not düşmek, gelecek nesillere “bak uyaranlar da varmış zamanında!” dedirtebilmek.

İslamcı bir neslin ülkeyi getirdiği nokta…

Anlatı özden önemli ve söylem olguların önündedir dedim. Neden bunu söyledim? Çünkü kanımca, siyaseti algı manipülasyonu olarak öğrenmiş İslamcı bir neslin ülkeyi getirdiği nokta olması bakımından önemli bu tespit. Amerikan dolarının 4,5 liraya fırlamasını es geçen ve “iyi ki TL kullanıyoruz be!” diyenlerin çoğunlukta olduğu bir cehalet denizinde, çöküşün gerçek bataklığının üzerine inşa edilen ve günü kurtarmaya endeksli algısal “büyük Türkiye’de” topluma ne kadar şanslı oldukları, ne kadar asil ve güçlü bir devletin vatandaşı oldukları, ne kadar haklı oldukları, ne kadar iyi yaşadıkları, ne kadar iyi hastanelere ve toplu taşımaya sahip oldukları anlatılıyor. Dolar 4,5 liraya fırlarken, sokaktaki vatandaş uluslararası güçlerin Türkiye’nin güçlenmesini istemediğine ve bu nedenle ülkenin tekerine çomak soktuğuna ikna oluyor. Dengeleri değiştiren ve küresel güçlere meydan okuyan süper Türkiye’nin, bölgesine adalet getirmek dışında derdi olmayan, Müslüman ülkelerin lideri kadim bir topluluğun, kendisine bahşedilen dünyaya nizam vermek misyonuna devam ederken, çeşitli lobilerin, nifakların, Gezicilerin, Yahudi ve gâvurların, namert mankurtların ve kim olduğunu unutan hainlerin tuzağına düşürülmeye çalışıldığı yazılıp çiziliyor. Dolar 4,5 liraya fırlarken, AKP Genel Merkezine çağırılan Merkez Bankası başkanının reisten fırçayı yedikten sonra doları hizaya nasıl getirdiği efsanesi, dilden dile, anadan kıza, babadan oğla anlatılıyor. Recep Tayyip Erdoğan’ın neden büyük bir lider, bir reis, bir ulu kişi olduğu üzerine “çalışan” bir ekip var. Bildiğiniz maaşlı elemanlar. Methiye düzmek, “algı çalışması” yapmak, elmaya armut demek, sıfırı bir biri sıfır yapmak, gerekirse rakamın sonundan sıfır atmak, gerektiğinde çok konuşanların ipini çekmeye yoğunlaşmak için varlar. Elbette tasmalarını kısa tutan reise yakın bir çemberce yönetiliyorlar. Böylece öz yerine söz önde oluyor. Olandan ziyade algılanan mühimdir zira memlekette. Berat-Bilal-Sümeyye, Bulut, Küçük, baba-oğul çalışan köşeli yazarlar, ortak noktaları köşeyi keskin bir virajla dönmek olan mahir, kabiliyetli arkadaşlar. Kimisi beyaz, kimisi siyah mahallelerden gelen, ortak değerleri nokrasında nakdi manada bir arara gelen bir ekip var ortada. Kafası basmasa da okurken önündeki metni gerekli yere vurguyu iyi koyan, arada hatta doğaçlama yaparak konunun gerekli dramaturjisine katkıda bulunabilen bir başkan var dahası! Daha ne olsun?

Bizim mahalle ağzıyla lagaluga derler – abrakadabra yapanların lagaluga yapabilenleri daha makbul, daha geçer akçadır bizim toplumda. Söz bizde çok öndedir. Fiil ve işten önde gelir. Çok çalışan sevilmez, çok konuşan sevilir. Böylece Almanya sizin havaalanını kıskanabilir. Hayat standartlarınızın kalitesi ABD’den Japonya’ya kem gözlerin üzerinize çevrilmesine neden olabilir. Siz bakmayın sofrada somunu katık ettiğiniz kara zeytin tanelerinin bir-bir azaldığına. Bunun mesulü nasıl olsa “bizi çekemeyen” Batı, hain “liboşlar”, mankurt “NATO’cular, AB’ciler”, “FETÖ”, İsrail ve ABD’nin “maşası” Kürtler, “denize dökülmenin acısını unutmayan” Yunan ve “Ermeni dölü” ve “soyu bozuk”, “ırkı kırık” bir takım zevattır. Bu pis, ırkçı, aşağılık, kin kusan, en ufak zekâ kırıntısından yoksun algılar, makine gibi işleyen lagaluga çalışmaları neticesinde yayıldıkça yayılır.  Artık kurgulanan şey, gerçekliğin yerini almıştır. Gerçeklik acı verir, sıkıntıya sokar, gelecek kaygısına evrilir, emek ister sorunları çözmek, çalışmak ister, gayret ve inanç, sabır ve direnç gerektirir oysa. Gözleri kapatmak ve düşler dünyasına dalmak, sizi bir süreliğine de olsa bu travmalarla dolu, soğuk ve ürpertici, acı veren gerçekler dünyasından kopartır, sakinliğin dinginliğini, her şeyin tozpembe olduğu bir tür afyonlu sarhoşluğu hisseder, gülümser ve hayata bu yolla tutunursunuz. Söylem budur. Sizin uyuşturucunuz, vazgeçemeyeceğiniz kadar bağımlısı olduğunuz sürreal hayal dünyanız. Batı, NATO, AB, liberaller, uluslararası toplum, uygar dünya, şeffaflık ve insan haklarına dayanan, hakkın ve hukukun egemen olduğu diyarlardaki insanların uyarıları, zorunlu sessizliğin kahredici dinginliğinde, sansürlenen bilginin ve oto-sansürlenen bireylerin artık alışılan ve kabullenen ortamında, yavaş-yavaş Türkiye denince akla gelen şeyle oluverir, siz farkına varmadan.

Sonunda, üç vakte kadar, kırk harami kazanmayacak!

Bir varmış bir yokmuş diye başlatan otantik masallarımızın bu sihirli giriş cümlesine yeni bir pencereden bakmamı sağlayan bu yeni Türkiye patolojisi, o masallardaki Ali Babaların Kırk Haramileri yendiği didaktik ve etik kurgusunun tam aksine, masalın sonunda haramilerin Ali Baba ve diğerler potansiyel dürüstleri sihirli kelimeleri öğrenerek onu eyleme dönüştüren fenalıklar imparatorluğunda, Silivri’ye, diğer kodeslere, zindanlara ve hapislere, kapatılan üniversitelerin boş sınıflarına, daha konuşmayı öğrenememiş küçük bebelerin kaldığı küf kokulu koğuşlara doğru kısık sesle fısıldıyor. “Açıl susam açıl”.

Ben masalların söylemiyle yetiştim. Doğrunun ve dürüstün Ali Baba ve Kırk Haramiler’de, Keloğlan’da, Nasrettin Hoca’da, ya da Pinokyo, Kırmızı Başlıklı Kız, Rapunzel’de, Küçük Kara Balık’ta, Ağustos Böceği ve Karınca’da, Fabllarda veya Hansel ve Gretel’de, diyardan diyara, ülkeden ülkeye, iklimden iklime, kültürden kültüre, dilden dile değişse de özü asla şaşmayan, dürüstlük üzerine inşa edilen masallardan öğrendim iyiyi ve kötüyü. Yalancı çobana inanan köy ahalisinin nasıl bu kadar saf olduğuna ve çobanın yalanlarına bunca zaman inandığına şaştım. Sonunda elindeki sürüyü kaybeden köylülerin ya da kışın donan ağustos böceğinin dramına nedense fazla üzülmedim. Çocukken çok masal dinleyenlerin karnı galiba büyüdüklerinde büyüklere anlatılan masallara daha tok oluyor. İktidarın söyleminin ağır hipnozundan, etkin morfininden, bağımlısı olunan sarhoşluğundan kurtulmanın yolu ne? Anne-babanız, deneniz veya neneniz eğer siz küçükken haklıyla haksızı anlatmışsa size, siz fark etmeden, dinlemişseniz eğer onların ağzından anlatılan masalları defalarca bıkmadan usanmadan, her seferinde sevinmişseniz eğer kırk haraminin Ali Baba’yı alt edememesine, hala ümit var demektir kardeşim! Tıpkı o masallarda olduğunca, iyiler kazanıyor eninde sonunda, merak etmeyin. Er geç kazanıyor. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellal ileni pire berber iken, ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken, ülkelerden birinde…

Devamı nasıl gelecek, bilmem. Ama sonunda, üç vakte kadar, kırk harami kazanmayacak!

1 YORUM

  1. Ah be dostum eger bu adamları flmdeki esas oglanlar olarak gorup onlara odaklanıyorsan tam isabet ettiremiyorsun demektir. Allahın ipine degilde poppet masters ların ipine baglı olan bu adamlar aslında birer kukla, Islamcilik diyerek haksız yontemlerle mal para kapma yarısındakilerinde islamla alakasi yok. Boyle yapanlar aleyhlerine delil olustura olustura cok kotu bir sona dogru gidiyorlar. (Allah yolunda olmak demek iyilik ve ihsan yolunda olmak demektir. Imam Nevevi, Huzurda oldugu bilinciyle her turlu kotulukten gizlisinden acıgından uzak olmaktır) . İyilerin Yardımcısıdır Hz Allah , onları tuttukları yol ile umduklarına ulastirir. Kotulerin dusmanidir Hz. Allah onları da tuttukları yol ile ummadıkları kotu sona ulastirir. Ve bu konuda oyunun kuralları herkese acıktır ve sartlar esittir, yani kim ne yaparsa kendine yapar.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin