Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile yaşanan hak ihlalleri, Birleşmiş Milletler Kadının Statüsü Komisyonu’nun 70. Zirvesi’nde (CSW70) düzenlenen panelde gündeme taşındı.
BM’nin New York’taki merkezinde, Advocates of Silenced Turkey (AST) ve Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı (GYV) işbirliğiyle gerçekleştirilen “Otoriter Güçler, Cinsiyet Odaklı Beden ve Özerklik Politikaları” başlıklı panele; Bellwether International CEO’su Rachel Miner, Stony Brook Üniversitesi’nden Prof. Manisha Desai, Marie Curie araştırmacısı Dr. Shilan Fuad Hussain, Women Who Change the World’ün kurucu ortağı Cindy Morris ve sürgün gazeteci Sevinç Özarslan katıldı.
Panel, ABD merkezli insan hakları kuruluşu AST Sözcüsü ve Hofstra Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Hafza Girdap moderatörlüğünde gerçekleştirildi. Tartışmalarda, otoriter rejimlerin kadınların bedenleri üzerindeki kontrolü nasıl bir siyasi güç mekanizması olarak kullandığı ele alınırken, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin küresel boyutuna ve uluslararası dayanışmanın önemine dikkat çekildi.

“GERÇEĞİ SÖYLEDİĞİNİZDE SUSTURULUYORSUNUZ”
Gazeteci Sevinç Özarslan, konuşmasında KHK’lı bireylerin yaşadığı hak ihlallerini KHK’lı Filiz Turun, Aysun Işınkaralar, halen tutuklu olan KHK’lı fizik öğretmeni Asuman Birinci, kursiyer teğmen Buğra Baldan ve kursiyer teğmen annelerinin mücadelesi üzerinden anlattı.
Türkiye’de kadınların özellikle son yıllarda artan baskılarla karşı karşıya olduğunu belirten Özarslan, “Gerçeği yazdığınızda susturuluyorsunuz. Benim bütün sosyal medya hesaplarım Türkiye’de erişime kapatıldı.” dedi.
Kadınların dini aidiyet iddiaları gerekçe gösterilerek hedef alındığını savunan Özarslan; hamile, lohusa ve hasta kadınların tutuklandığını, uluslararası kurumların da bu kişilerin suçsuzluğuna dair tespitlerde bulunduğunu ifade etti. Cezaevlerinde kötü muamele, cinsel şiddet iddiaları ve sağlık hizmetlerine erişimde ciddi sorunlar yaşandığını dile getirdi.
Bireysel vakalara da değinen Özarslan, gözaltında şiddet ve işkence iddialarını aktarırken, hasta tutukluların tedavi süreçlerinde insan onuruna aykırı uygulamalara maruz kaldığını belirtti. Ayrıca askeri öğrenci ve kursiyer teğmen annelerinin adalet arayışına dikkat çekerek, bu süreçte baskı ve gözaltılar yaşandığını söyledi.
Özarslan, konuşmasının sonunda uluslararası topluma çağrıda bulunarak, “Kadınlara yönelik sistematik ihlaller görmezden gelinmemelidir. Sessizlik bu ihlallerin devamına izin verir.” ifadelerini kullandı.
“KADINLAR MAĞDUR OLARAK DEĞİL, SURVIVOR OLARAK TANIMLIYORUZ”
Panelde ayrıca farklı ülkelerden akademisyen ve aktivistler, otoriter yönetimlerde toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin sistematik bir olgu haline geldiğine dikkat çekti. Konuşmacılar, kadın hakları ihlallerine karşı küresel dayanışmanın güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Bellwether International’ın kurucusu ve CEO’su Rachel Miner, politik şiddete maruz kalan kadınlara yönelik çalışmalarını anlattı.
“Soykırımlarda erkekler öldürülür, kadınlara tecavüz edilir; bu durum yalnızca belirli bir coğrafyayı değil, küresel ölçekte milyonlarca kadını etkiler. Soykırım bir insan hakları meselesidir ve öngörülebilir şiddet türlerinden biridir. Bizim yaptığımız şey, kadınların kendi bedensel anlatılarını merkeze alarak travmayı iyileştirmeye yönelik sürdürülebilir araçlar ve yöntemler geliştirmektir. Mağduriyet değil, survivor kimliği üzerine projeler yapıyoruz. Her ülkenin hem konuşma dilini hem kültürel dilini öğreniyoruz ve kadınlara kendi ülkelerinde ayakta kalmaları için eğitim veriyoruz.” dedi.
IRAK SAVAŞI’NDAN KAÇAN BİR ARAŞTIRMACI

Kürt kadınlarla ilgili çalışmalarıyla bilinen, Marie Curie araştırmacılarından Dr. Shilan Fuad Hussain, zorla evlendirme, kadın sünneti ve namus cinayetleriyle ilgili yaptığı çalışmalarından bulgular paylaştı.
Zorla evlilik, kadın sünneti ve namus cinayetleri üzerine yaptığı araştırmalara değinen Hussain, kadınların maruz kaldığı şiddetin yanı sıra gösterdikleri dirence dikkat çekti. “Ancak beni en çok etkileyen şey yalnızca acı değil, dayanıklılıktı. Birçok kadın, eğitim yoluyla, dayanışma yoluyla, baskıcı yapılar içinde küçük direniş eylemleriyle nasıl karşı koyduklarını anlattı. Onların cesareti, “gelenek”e atfedilen kaderciliğe karşı en güçlü karşı anlatıdır.”
Irak’ta doğup büyüyen ve savaş nedeniyle 11 yaşındayken ailesiyle birlikte İtalya’ya göç etmek zorunda kalan Hussain, çalışmalarını Avrupa’daki diaspora topluluklarına da taşıdığını belirterek, “Bu araştırma Irak’a odaklanmış olsa da sonuçları bunun ötesine uzanır. 2026 yılında bu çalışmayı diasporada sürdürüyorum; Avrupa’daki Kürt toplulukları içinde bu aynı ataerkil dinamiklerin daha örtük ama yine de etkili biçimlerde nasıl yeniden ortaya çıktığını inceliyorum. Anavatan ile diaspora arasındaki bu süreklilik rahatsız edici bir gerçeği ortaya koyar: coğrafya değiştirmek her zaman kısıtlamalardan kurtulmak anlamına gelmez.” ifadelerini kullandı.
“KADIN İRADESİ YENİDEN İNŞA EDİLEBİLİR”

George Washington Üniversitesi’nde siyasi iletişim ve iş idaresi alanlarında eğitim gördükten sonra Women Who Change the World (Dünyayı Değiştiren Kadınlar) adlı bir sivil toplum kuruluşu kuran Cindy Morin, otoriter rejimlerin kadınların iradesini zayıflatmayı hedeflediğini vurguladı.
Morris, “Otoriter liderler ne yaptıklarını iyi biliyorlar; bu yüzden bizim daha iyi olmamız gerekiyor. Onlar kadın iradesi algısını itibarsızlaştırılıp etkisiz hale getirmek istiyor. Biz ise bu iradeyi yeniden inşa ettiğimizde durumu tersine çeviriyoruz. Devrim, değişimin mümkün olduğuna inanmakla başlayan bir özgürleşme zihniyetine dayanır. Kadın hakları her zaman kolektif irade sayesinde kazanılmıştır ve kazanılmaya devam edecektir.” dedi.
KÜRESEL ÖLÇEKTE ETNO-MİLLİYETÇİ TEHDİT UYARISI

“Etnik ve din üzerinden ırkçılık” alanında yaptığı çalışmalarıyla dünya çapında tanınan Stony Brook Üniversitesi’nde görev yapan sosyoloji profesörlerinden Prof. Manisha Desai ise, etno-milliyetçi ve dini temelli üstünlük ideolojilerinin küresel bir olgu haline geldiğine dikkat çekti.
Desai, “Bu ideolojiler artık belirli bölgelerle sınırlı değil. Ulus ötesi dini fundamentalizm ve yabancı düşmanlığına karşı, dinler arası ve çok ırklı dayanışma koalisyonları kurulmalıdır.” ifadelerini kullandı.
KÜRESEL DAYANIŞMA VURGUSU
Panelin kapanışını yapan Dr. Hafza Girdap, otoriter rejimlerin toplumsal cinsiyet odaklı şiddet ve baskılarının ulus ötesi niteliğini ve buna karşı kolektif direnişin aciliyetini ve önemini vurguladı. Ayrıca, sürekli ve görünür mücadelenin, insan onurunu korumak ve mazlumlara umut sağlayan, güçlü, küresel dayanışmalar inşa etmek açısından hayati öneme sahip olduğunu ifade etti.
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, Birleşmiş Milletler Kadınlar Zirvesi’nde 12 panele imza attı
