YÜKSEL DURGUT | YORUM
Son aylarda bir şehrin ruh hali çok kere ve sıklıkla değişiyor. Tahran sokaklarında gezen Körfez Televizyonun kamerasına yansıyan görüntüleri izliyorum ekrandan. İlk kare, yas ile intikamın iç içe geçtiği kapkara-kıpkırmızı bir tablo. Milyonlarca insan kan ve şehadetin o klasik simgesi siyahlara bürünmüş, ellerinde kırmızı bayraklar taşıyor.
Şubat sonunda öldürülen dini liderleri için “Ayağa Kalkın/ Ayağa kalkmalıyız” yazan pankartlar sokakları sağlı sollu kaplamış, duvarlardan Kerbela mersiyeleri yankılanıyor. Kolektif bir yasın devlet dayanıklılığına dönüştürülmüş hali. Bir çeşit rejim mühendisliği, ama bu sefer kullanılan malzemeler betondan değil, keder ile inşa edilmiş.
Cenaze törenlerinden birkaç gün önce, başkentteki Enghelab Meydanı’nda, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in elini simgeleyen dev bir yumruk heykeli dikilmiş. Heykeldeki mesaj açık: “İslam Cumhuriyeti yenilmedi, hala dimdik ayakta.” Bu, hem içeriye “birlik ve devamlılık mesajı” veren hem de Batı’ya “gövde gösterisi” yapan bir sahne. Mikrofon uzatılıyor yaşlı bir adama ve söyledikleri ülkenin son ruh halini özetliyor: Savaş, devrime yeni bir ömür kazandırmış. Kuruluş amacı yeniden diriltiliyor, iktidar artık tartışmalı bir rejim değil, kuşatılmış bir vatan savunucusu kılığında hizmet ediyor.
MATEM ELBİSESİ ÇIKMIŞ
Tahran sokaklarındaki film sahnesi, Hamaney için düzenlenen devlet cenazesinin hemen ertesi günü birden değişiyor. Devrim Meydanı çevresindeki sanat galerilerinin kapıları yeniden açılmış, başı açık kadınlar tişört ve kot pantolonla resimler yapıyor. Kapalıçarşı’nın asırlık sokaklarında gençler motosikletlerle geziyor. Kafeler el ele tutuşan, birbiriyle söz düellosu yapan gençlerle dolu. Aynı şehir, aynı hafta içinde matem elbisesini çıkarıp, devrim karşıtı kıyafetlerini giymiş gibi.
Kılık kıyafet, müzik ve karma toplanmalara dair yasaklar gözle görülür biçimde gevşemiş. Bu, bir yıl öncesinin İran’ı değil. Sokaklarda dolaşan ve 2005’te kurulan, görevi “halkın iffetini” korumak olan ahlak devriyesi adı verilen güç geri çekilmiş. 2022’de bir genç kadının gözaltında ölümü ülkeyi ayağa kaldırınca, devriyeler sözde askıya alınmıştı. Kadınlar başörtülerini çıkarıp “Kadın, Hayat, Özgürlük” diye haykırarak sokaklara dökülmüştü. O dönemlerin simgesi haline gelen Beyaz Toros misali koyu yeşil çizgili beyaz minibüsler insanları kovalamıyor artık.
Sokaklardaki bu genç kuşağın, birkaç ay önce rejime karşı direnen kuşakla aynı olduğunu ifade ediyor televizyondaki yorumcu. Yeniden bir araya gelme yaşanmış ülkede. ABD-İsrail savaşı patlayınca, “halk rejime karşı” kavgası yerini “saldırgana karşı İran” dayanışmasına bırakmış. Sokaktaki gençler hep bir ağızdan aynı soruyu soruyor: “İşgalci güçleri nasıl destekleyebiliriz ki?”
Yüzyıllık anıtlarıyla ünlü ve “Dünyanın diğer yarısı” olarak bilinen Isfahan şehrinin bombalanması, gençlerde beklenmedik bir milliyetçi refleks uyandırmış. Halk arsında kulaktan kulağa köprüleri simgesel olarak birer kalkan gibi korumaya giden gençlerden bahsediliyor. Sosyal medya ise bu dönüşümün en hızlı aynası. Gençlerin arasında savaş direnişini öven ve milliyetçi duyguları kabartan videolar viral olmuş.
GEVŞET AMA İZLE TAKTİĞİ
Peki devlet bu hızla yükselen sadakati nasıl yönetecek? Bu değişimin kalıcı mı geçici mi olduğunu söylemek için henüz erken. Muhtemelen siyasi örgütlenmeye kalkışmadıkları sürece, gençlere kıyafet, müzik ve kamusal alanda serbestlik tanınacak. Yani yaşam tarzı özgürlüğü ile siyasi özgürlük birbirinden ayrıştırılacak. Sosyal kontrolün görünürlüğü, siyasi kontrolün istikrarıyla takas edilecek. Bu arada, dijital ve fiziksel gözetimin tam tersi yönde sıkılaştırılabilecek. Yani sokakta serbestlik, ekranda takip. Klasik bir “gevşet ama izle” taktiği uygulanacak.
Bu sahnenin gerisinde ise çok daha eski bir güç mücadelesi yaşanıyor. 1979 devriminden birlikte doğan din adamları sınıfı ile Devrim Muhafızları arasındaki denge kayıyor. Din adamları ideolojik yönü belirlerken, Muhafızlar güvenliği ve gücü sağlıyordu. Yaşanan savaşın eşiğinde Muhafızlar zaten ekonominin, güvenliğin, bölgesel siyasetin belkemiği haline gelmişti. Din adamları ise kültür savaşlarında gençliğe karşı zemin kaybediyordu. Halkı ABD saldırılarından koruyan taraf olarak Muhafızlar’ın prestiji bir kez daha zirveye çıktı. İran-Irak Savaşı sonrasında da aynı tırmanış yaşanmıştı. Din adamları arasında yaşanan bu gevşeme, bir güvenlik supabı olarak kabul ediliyor. Bazıları ise bunu doktrinsel bir teslimiyet olarak görüyor. Sahne arkasında sessiz bir güç devri yaşanıyor, ama kararı Muhafızlar’ın vetosunun vereceği kesin.
GERÇEK MANİFESTO: EKONOMİ
Yaşanan bütün bu kültürel gevşeme sahnesi, ekonominin gölgesinde cılız kalıyor. Hayat, enflasyon düşük gelirli aileleri boğuyor, orta sınıf bile artık nefes alamıyor. Enflasyon yüzde 80’lere dayanmış. II. Dünya Savaşı’ndan bu yana görülmemiş bir seviye. Günlük hayat bu kadar zorken, sokaklardaki gençler geleceği hayal edememekten endişe duyuyor. Bu, meydanlardaki kırmızı bayraklardan çok daha gerçek bir manifesto gibi.
Uzayan savaşın, ABD’nin Körfez’deki güvenlik şemsiyesini zayıflatacağı, Yemen’deki ve Lübnan’daki müttefiklere nefes alanı açacağı, İran’ı bölgesel güç olarak taçlandıracağı düşünülüyor. Hürmüz Boğazı’nın kontrolü yeni bir ekonomik can simidi. Ama dünya petrol ve enerjisinin beşte birinin geçtiği bu dar geçit, aslında iki taraflı bir bıçak. Dünya ekonomisini boğarsa, geri tepmesi İran’ın kendi ekonomisini de vuracak.
Hafızamda canlanan o ülke, ekrandan izlediğim ve yıllar önce birçok defa ziyaret ettiğim İran, tek bir fotoğrafa sığmıyor artık. Parça parça birleştirilmeye çalışılan, hangi rengin baskın çıkacağı henüz belli olmayan bir mozaik gibi. Maddeleri henüz yazılmamış yeni bir toplumsal sözleşmenin tohumları belki kapalı kapılar ardında atıldı bile. İran rejimi, sokakta sert yasaklarına izin verip meydanda yumruk heykeli dikerek, hem gençliğin kalbini hem de kendi otoritesini aynı anda kazanmaya çalışıyor.
