Kapkaranlık bir çağın vicdanı: Arlet Natali Avazyan

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Sosyal medyanın modern insan hayatına girmesinden sonra, meşhur olmaya dair bilinen mecralar ve süreçler tepetaklak oldu. Tek paylaşımla bir anda bilinirlik yüzdesi tavan yapan ya da tarzı ve yöntemini aracısız doğrudan paylaşan şahıslara sosyal medya fenomeni deniyor sanırım.

Kimi patlayan sivilcesini, kimi tıka basa yediği yemeğini, kimi mahrem yerlerini göstererek nam salıyor, ünlü oluyor.

Yaşadığımız çağın bir özelliği bu.

Bir diğer önemli özelliği ise, özellikle bizim gibi ülkelerde bu mecralar yaşanılan kahredici baskıcı rejim ve kapalılığı delen bir unsur olması. Belki de bu sebeple, bu karanlık devrin uluları zaman zaman rahatsızlıklarını ifade ediyorlar alenen.

Ediyorlar etmesine de, yine de kendi kötülüklerini yaymak için kullanmaktan çekinmiyorlar.

Modern Türkiye tarihi belki de en karanlık dönemini yaşıyor.

Haksızlıklar, hukuksuzluklar, zulüm, insafsızlık, vicdansızlık çığ gibi.

Ülke adeta bir açık hava hapishanesine döndü.

En ağırı ise, vaktiyle mağdur olanların gücü eline geçirince katmerli birer zalime dönüşmeleri.

Kendileri dışındaki herkesi potansiyel terörist, karşı her fikri bölücü ve yıkıcı olarak görüyorlar.

Buna rağmen Türkiye’nin dünyanın en özgür ülkesi olduğunu da utanmadan, sıkılmadan söyleyebiliyorlar.

Daha önce de aktarmıştım size, Edmund Burke’ün enfes bir sözü var. Diyor ki, “Kötülüğün kazanması için gereken tek şey, iyilerin hiçbir şey yapmamasıdır”.

Kötülüğün hüküm sürmesi için sadece kötülerin varlığı yetmiyor. İyilerin tepkisiz ve sessiz kalması da gerekiyor.

Türkiye bu karanlık döneme tam da bu sebepten saplantı.

İnsanlar vicdanlarını öylesine bastırdılar ki, insaflı, merhametli, vicdanlı zannettiğimiz çoğu kişi, kesim, hatta topluluk adeta bir vicdan felci yaşıyor.

Ünlü yazar Balzac muhteşem bir tespit yapar: “Vicdanımız, biz onu öldürmedikçe, yanılmaz bir yargıçtır….”

Sosyal medyayı kullanmaya başladıktan sonra, enteresan paylaşımlara denk geldim, ben de herkes gibi. Bilen bilir, “bildirimleri açmak” diye bir eylem vardır sosyal medya kullanıcıları için. Bugüne kadar bir tek kişi için yaptım bunu. Hiç tanımadığım bir insan: Arlet Natali Avazyan…

Sinema ile ne kadar içli dışlı olduğumu bilen bilir. Hareket yanyana gelmiş durağan karelerin birleşmesidir aslında. Hayat, anlık karelerin uç uca eklenmesinden oluşur.

Natali Avazyan yaptığı paylaşımlarla, yaşadığım ülkedeki hayatı bana geçirebilen nadir kullanıcılardandı. Paylaştığı her görseli arşivlediğimi bilirim.

Elbette bu bahsini ettiğim dönem, karanlıktan hemen öncesiydi.

Sonrası malumunuz…

Giderek ağırlığın hissettiren tek adam rejimi ve siyasal İslam’ın nefes aldırmayan baskısı. Çoluk çocuk, yaşlı, kadın, hamile filan dinlemeyen zulüm dönemi. Pek çok vicdan birer birer sönümlenirken Natali Avazyan parıl parıl parlayan vicdanı ile bu karanlık çağda bir adım daha öne çıktı.

Şu cümleler onun: “Ben ANADOLUYUM. Yüzyıllardır bu topraklarda harmanlanmış bir olma geleneğinin temsilcisiyim. Bir inanca, siyasete, politikaya, ideolojiye bağlı değilim. Ülkemin mozaiğinin elçisiyim. Bugünlerde içim dışım kayıp yaşıyor. Gelecek nesiller kaybolmasın diye kimlik sormadan koşuyorum.”

Gerçekten de öyleydi. Kimliğini sorgulamadan vicdanının peşine düşmüştü Natali ve bundan dolayı inanılmaz mağduriyetler yaşıyordu.

Örneğin annesinden ayrı tutularak zulmün katmerlisine maruz kalan minik Ahmet için vicdanı sızlıyor yerinde duramıyordu Avazyan:

“Her fırsatta aşağıladığınız “afedersiniz Ermeni, Ermeni piçi, madem Ermeni’sin istemeden vermelisin, kılıç artığı” dediğiniz Hristiyan diye aşağıladığınız ve “gavur” dediğiniz ben artık Ahmet’in çektiği acıların feryadına dayanamıyorum ve hiçbir şey yapamamanın utancını yaşıyorum..”

Çok geçmeden karanlığın sahipleri onu da savunduğu mazlumların safına itmeye başladılar. Kimi Ermeni, dedi, kimi vatan haini, kimi işbirlikçi, kimi de terörist…

Oysa insandı sadece Natali Avazyan, vicdandı… Yaşadığımız karanlık çağın vicdanıydı bu kadın.

Ahmet için yazdığı şu cümlelerdeki samimiyeti çok nadir görebilirsiniz.

“Ahh be Kara Efem, yaşamanı istediğim için sesin olurken, diğer taraftan Terörist olmuşum… Kara Efen sen hayat tutun   ben Terörist olayım yeter ki sen büyü ,üniversiteyi bitir , Baba ol da bana Terörist desinler..”

Özellikle mazlum çocuklar için çırpınması Natali Avazyan’ı yaşadığı dönemden çıkarıp evrensel bir tabloya özenle yerleştirmeye yeterdi aslında.

Zulme, gadre uğrayanların dinine, inancına, mezhebine, kimliğine bakmadan onlar için çırpınan bir yürek…


Şarkının söylediği gibi, Elbet yüzüm gülecek, gözyaşlarım dinecek, bu karanlık günlerin birgün sonu gelecek…

Sular çekilecek, katran karası kış bitecek.

Sahillere vurmuş binlerce ölü vicdan göreceğiz. Muazzam bir suskunluğun ayıbıyla başlarını önlerine eğecek insanlar.

İşte o zaman Arlet Natali Avazyan’ın vicdanı, her köyden, mahalleden, dinden, inançtan görülecek…

Ben şahidim şahsen…


Tr724 | 12 Şubat 2020 Çarşamba 1.SAYFA

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin