KİMHEAN HOK | YORUM*
Tayland’la yaşanan çatışmalar sonucu Kamboçya’daki yerinden edilmeler, derin tarihsel travmaları tetikliyor. Kamboçya toplumu—özellikle anne babalarımın kuşağı—savaşa ve zorunlu göçe yabancı değil. Hayatlarının büyük bölümünü savaşlar ve şiddetli çatışmalar içinde geçirdiler.
Bu travmayı insanların aralarındaki konuşmalardan duyabilirsiniz. Birçoğu, tekrar tekrar kaçmak zorunda kalmaktan yorulduklarını söylüyor. Örneğin annem, her gün bombaların patladığını duymasına rağmen evini terk etmemeye karar verdi. Tekrar kaçamayacak kadar yorgun olduğunu söylüyor.
Kamboçya halkı tüm bu yaşananları öfkeli ve endişeli bir şekilde izliyor. Bunu Tayland’ın askerî saldırganlığı olarak görüyorlar. Savaş uçakları sınırdan 90 kilometre uzağa kadar bombalar bıraktı ve köprüler, yollar, okullar ve hastaneler gibi hayati sivil altyapıyı yok etti.
On yıllar süren iç savaş ve yıkımdan yeni çıkmış ve ancak yeniden inşa etmeye başlamış bir ülke için bunların inşası çok uzun zaman aldı. Bu büyük bir kayıp. Bu durum öfkeyi tetikledi ve milliyetçiliği daha da körükledi.
Birçok kişi için bu, geçim kaynaklarını da etkiledi. 400 binden fazla insan evlerinden edildi. Özellikle sosyal medya çağında, sınırdan ne kadar uzakta olursa olsun herkes aynı görüntüleri görüyor ve aynı hikâyeleri ve anlatıları tüketiyor. Şimdi kullanılan terim sınır savaşı; artık çatışma ya da sınır ihtilafı değil.
Tayland ve Kamboçya arasında yaşanan çatışmaların, sınır bölgesinin ilerisine taşınmamasının dışında, aşağı yukarı konvansiyonel bir savaş hâline geldiğini söyleyebilirim. Askerî açıdan çok daha üstün olan Tayland tarafında savaş uçakları (Amerikan F-16’lar ve İsveç yapımı Gripen jetleri), çeşitli modern topçu sistemleri ve deniz kuvvetleri kullanılıyor. Tayland savaş gemileri, Kamboçya’nın en güneydeki kıyı eyaleti Koh Kong’u ve ayrıca Pursat eyaletini bombaladı. Ayrıca dronlar da kullanıldı.
Tayland ordusunun misket bombaları ve zehirli gazlar kullandığı bildiriliyor; uluslararası medyada buna dair giderek daha fazla kanıt ortaya çıkıyor. Tayland ordusu bu iddiaları henüz doğrulamadı; ancak Temmuz ayı sonundaki yoğun çatışmalarda beyaz fosfor gibi daha hafif ama tehlikeli kimyasal maddelerin ve misket bombalarının kullanıldığını doğrulamıştı.
Buna karşılık Kamboçya da Tayland da, Sovyet ve Çin yapımı roket sistemleri olan BM-21 çok namlulu roketatarlarla saldırı düzenliyor.
Tayland sürekli olarak, askerlerini ağır şekilde yaralayan anti-personel mayınları kullanıldığı suçlaması yöneltiyor. Ancak Kamboçya bu iddiaları reddederek, mayınların Kamboçya iç savaşından kalma eski mayınlar olduğunu öne sürüyor.
Çatışmaların açık bir savaş olarak adlandırılmamasının nedeni, taraflardan hiçbirinin şu ana kadar sınır bölgesinin ve belki de ona bitişik alanların ötesine geçerek derin bir ilerleme gerçekleştirmemiş olmasıdır.
Milliyetçilik her zaman bu çatışmanın ve önceki çatışmaların arkasındaki itici güçlerin bir parçası oldu. Mesele, özellikle 1904 ve 1907 yıllarına ait sömürge dönemi haritaları ve sınır çizimlerine kadar uzanan, tarihe derinlemesine kök salmış bir konudur. Her ülkenin kendi milliyetçi tarihi vardır ve her biri bunu iyileşmemiş eski bir yara olarak görür. Ancak bu, tek başına böyle bir çatışmanın patlak vermesine yol açmazdı. Her zaman, her iki ülkedeki iç siyaset tarafından provoke edildi ve tetiklendi.
Bu gelişmeleri hem bir gözlemci olarak hem de sınırda yaşayan ailesi olan biri olarak çok yakından izliyorum. Gördüğüm kadarıyla Kamboçya kendisini sürekli olarak barış isteyen taraf olarak konumlandırdı: ateşkes, uluslararası arabuluculuk ve gözlemci ekiplerin dâhil edilmesi. İlk olarak 7 Aralık’ta, Tayland’ın saldırıp Kamboçya’yı bombaladığı ilk gün, Kamboçya Başbakanı Facebook’ta, Kamboçya birliklerinin Tayland’ın iddia ettiği gibi Tayland birliklerine saldırmadığını ve ilk 24 saat boyunca misillemede bulunmadığını yazdı.
Ayrıca, sahadaki olayları doğrulamak için uydu teknolojisi ve bağımsız soruşturmalar dâhil uluslararası ekiplerle iş birliğine açık olduklarını ifade etti.
Buna karşılık Tayland, üçüncü taraf arabuluculuğunu ve tüm uluslararası mekanizmaları tamamen reddetti ve Tayland ordusunun kendi ifadeleriyle, Kamboçya ordusu uzun süre felç edilene kadar çatışmaların sürdürülmesinde ısrar etti.
Bu aşamada Kamboçya’nın daha ne yapabileceğinden emin değilim. Ancak askerî açıdan çok daha zayıf bir ülke olarak yapabileceği ve yapması gereken şey, konuyu uluslararasılaştırmaya devam etmektir. Kamboçya hükümetinin şu ana kadar yaptığı da budur: dosyayı BM’ye taşımak, Uluslararası Adalet Divanı’nda hukuki süreç başlatmak ve bu yıl ASEAN dönem başkanı olan Malezya’dan destek ve gözlem ekipleri talep etmek. ABD de rol oynadı ve birkaç ay süren bir ateşkes başarısı elde edildi; ancak çatışmalar yeniden başladı.
Ne yazık ki şu anda bu mekanizmaların çoğu çalışmıyor. Tayland dış arabuluculuğu reddetti ve Aralık başından bu yana, Başkan Donald Trump ve Malezya Başbakanı Enver İbrahim tarafından arabuluculuğu yapılan Kuala Lumpur ortak deklarasyonundan çekildi. Bu da şu an Kamboçya’nın gerçekçi olarak daha ne yapabileceğine dair öneride bulunmayı zorlaştırıyor.
Sınır savaşı patlak vermeden önce her iki ülke için de daha büyük mesele, Başkan Trump’ın uyguladığı gümrük tarifeleri ile başa çıkmaktı. Bu tarife baskıları önemli bir kaldıraç oluşturdu ve Temmuz ayı sonundaki ilk çatışma turunda her iki tarafı da ateşkese itmeye yardımcı oldu. Böylece çatışmalar durdu ve herkes için kazan-kazan gibi görünen kısa bir dönem yaşandı.
Trump kendisini barış arabulucusu olarak sunabildi ve bunu dünya genelinde arabuluculuk yaptığını iddia ettiği barış anlaşmaları listesine ekledi. Aynı zamanda Tayland ve Kamboçya hükümetleri yaklaşık yüzde 19 seviyesine inen tarife indirimleriyle masadan kalktı; ancak ateşkesin bu indirime ne ölçüde katkı sağladığı net değil. Ayrıca Trump’ın Tayland’la maden anlaşmaları başlatmayı düşündüğüne dair konuşmalar da vardı. Birkaç gün sonra Kamboçya hükümeti, ABD Dışişleri ve Savunma Bakanlıklarının Kamboçya’ya uygulanan silah ambargosunu kaldırdığını ve sekiz yıldır askıya alınmış olan ABD ile ortak askerî tatbikatların 2026’dan itibaren yeniden başlayacağını açıkladı.
ABD’nin Tayland’ın uzun süreli müttefiki olma imajı ile dış bir arabulucu olarak daha tarafsız bir rol arasında denge kurmaya çalıştığını düşünüyorum. Bu çatışma bu dengeyi daha görünür hâle getirdi. Ancak ateşkesin çökmesi ve çatışmaların yeniden tırmanmasıyla, ABD’nin durumu nasıl yorumladığını ya da bunun ileride her iki ülkeyle ilişkileri nasıl etkileyeceğini kestirmek zor.
Bu çatışmayı iki büyük güç arasında bir vekâlet savaşı olarak görmek cazip. Mevcut küresel jeopolitik ortamda bu popüler bir açıklama. Ancak bunun bu örneklerden biri olduğunu düşünmüyorum.
Çin ve ABD bu çatışmada küresel düzenin aktörleri olarak ilgili ve söz sahibi olacak şekilde tepki verdi; ancak çatışmayı onlar yaratmadı. Özellikle Çin’in tepkisi oldukça sınırlıydı; hatta ilk çatışma turunda neredeyse tamamen yoktu. Her iki taraf da, ABD’nin Tayland’a, Çin’in ise Kamboçya’ya daha yakın görüldüğü bir ortamda, müdahil gibi algılanmaktan özellikle kaçındı.
Bazı gözlemciler, Çin’in Kamboçya’ya kayda değer bir şekilde yardım etmek için devreye gireceğini varsaymıştı; ancak bunun gerçekleştiğine dair bir kanıt yok. Daha önce de söylediğim gibi, mesele tarihsel olarak derin köklere sahip ve şu an gördüğümüz tırmanış, her iki ülkedeki iç siyaset tarafından provoke edildi ve körüklendi. Bu seferki uzun ve sert çatışmaların arkasındaki çok daha büyük itici gücün Tayland’daki derin siyasi kriz olduğuna inanıyorum.
İki ülke arasındaki krizde dolandırıcılık merkezleri de önemli bir rol oynuyor. Kamboçya’da dolandırıcılık yerleşkelerinin var olduğu konusunda hiçbir şüphe yok. Hükümet bunların çoğuna baskın düzenledi ve faaliyetlerine karışan binlerce kişiyi tutukladı. Bu, başlı başına ciddi bir meseledir. Bu yerleşkeler, Güneydoğu Asya’ya ve ötesine uzanan çok daha büyük bir ulusötesi dolandırıcılık ekonomisinin parçasıdır ve Kamboçya hükümeti üzerinde bu konuyu ele alması yönünde artan uluslararası baskı bulunmaktadır.
Tayland, mevcut tırmanışı büyük ölçüde kendi dolandırıcılıkla mücadele kampanyasıyla bağlantılı olarak çerçevelemeye yatırım yaptı ve Tayland genel kamuoyu da büyük ölçüde bu anlatıya ikna oldu. Ancak bugün açıkça söylemek istediğim bir nokta varsa, o da bunun pek mantıklı olmadığıdır.
Kamboçya’da bölgedeki diğer ülkelere kıyasla daha fazla mı yoksa daha az mı dolandırıcılık ağı üssü olduğu tartışılabilir. Ancak dolandırıcılık ağları bölgesel ve küreseldir; Kamboçya’ya özgü değildir. Benzer operasyonlar uzun süredir Myanmar–Tayland sınırında ve Laos’ta da vardır. Tayland’daki iktidar elitleri de bu işlerin derin biçimde içindedir. Ekim 2025’te Tayland Maliye Bakan Yardımcısı, dolandırıcılık operasyonlarıyla bağlantılı iddialar sonrası istifa etti.
Ve bu dolandırıcılık ekonomisinden elde edilen yüz milyonlarca, hatta milyarlarca dolar yalnızca Güneydoğu Asya’da kalmaz; Birleşik Krallık, Hong Kong ve Singapur gibi yerlerde çok az denetimle dolaşır ve saklanır.
Bu çatışma olsun ya da olmasın, Kamboçya hükümeti Çin, ABD ve Güney Kore tarafından bu meseleyle ilgili baskı görmeye devam edecektir. Ve tarihsel olarak—30’dan fazla askerî darbe ve sivil siyasete sürekli müdahale göz önüne alındığında—Tayland ordusu kendisini sunduğu gibi kutsal ya da ahlaki bir kurum olmaktan çok uzaktır. Açık konuşmam gerekirse, kendisini Tanrı’nın işini yapıyormuş gibi sunması ve dünyadaki dolandırıcılık sorununu çözdüğünü iddia etmesi son derece iğrençtir.
Ulusötesi dolandırıcılık ağlarıyla mücadele, Tayland ordusunun Kamboçya ile bir sınır savaşına girmesi için bir gerekçe olamaz.
* İsveç Lund Üniversitesi Doğu ve Güneydoğu Asya Araştırmaları Merkezi öğretim üyesi… Bu yazı TR724 için kaleme alınmıştır.
