Jübile de jübilesini çoktan yaptı

HASAN CÜCÜK 

Fransızca bir kelime olan ‘jübile’nin Türkçe anlamı, “Bir sanatçı veya sporcunun, aktif meslek yaşamının sonlandırması nedeniyle, düzenlediği ya da düzenlenen programlar” olarak tarif edilmişti. Türk futbolunda Temmuz ve Ağustos ayları sadece sezon öncesi hazırlık dönemi değil, futbolu bırakan oyuncular içinde jübile tarihleriydi. Ancak bu gelenek 2000’li yılların başından itibaren unutulmaya yüz tuttu.

Yılarca takımının formasını başarıyla terleten oyuncusuna vefanın adıydı jübile. Maçın tüm gelirleri futbola veda eden oyuncuya kalırdı. Jübile bir anlamda aktif kariyerini noktalayan oyuncunun son transferi olurdu. Jübile geleneği artık tarihin tozlu sayfalarında kaldı. Seyircinin ilgisini çekmiyor, kulüpler sıcak bakmıyor, futbolcular ise veda zamanına kadar yeterince para kazandığı için fazla önemsemiyor. Jübile artık sahalarda ender görülen hareketler arasında. 

FUTBOL DAHA ENDÜSTRİ OLMAMIŞKEN

Futbolun bir endüstriye dönüşmediği dönemde futbolcular astronomik ücretlere imza atmazdı. Elbette toplumun geneline göre daha fazla kazanırlardı ama bugüne kıyasla kazandıkları devede kulak kalırdı. Şimdi sıradan bir oyuncu milyon kazanırken, o dönemin yıldız oyuncuları bu rakamı rüyasında bile göremezdi. Jübile geleneği vefa kadar futbola veda eden oyuncuya maddi katkı amaçlıydı. Biletler özel ücretlerden satılırdı. Sezonun bitimiyle kramponlarını çıkaran oyuncuya, kulübü anlı-şanlı bir jübile sözü verir, oyuncu da biletleri düğün davetiyesi gibi tanınmış isimlere birer birer “özel ücretler” karşılığı dağıtırdı. 

Jübile maçları tam bir şov gösterisine sahne olurdu. Maç öncesi sahne alan sanatçılar tribünleri coştururdu. Sonra sahaya futbolun efsane isimleri gösteri maçı için çıkardı. Futbola veda edecek oyuncu maça genelde kaptan olarak başlar, son kez formasını giyip çıktığı maçın başlarında arkadaşlarının omuzlarında sahayı terk edip kariyerine son noktayı koyardı. Seyirci ise tribünlere akın eder, hem yıllarca takımı için ter döken oyuncuya vefasını gösterir, hem de sezon öncesi takımının son durumunu görürdü. 

Jübilenin revaçta olduğu yıllar, aynı zamanda takımlarla özdeşleşmiş oyuncuların dönemiydi. Futbolcular kariyerleri boyunca bir elin parmaklarını geçmeyecek takımda oynardı. Futbola başladığı takımda bırakanların sayısı hiç de azımsanmayacak kadardı. Şimdilerde bu tür oyuncuları bulmak neredeyse imkansız. Paranın forma aşkına galip geldiği, futbolun artık bir endüstri olduğu dönemi yaşıyoruz. Vefa çift taraflıydı. Sadece oyuncu değil, kulüp de vefalıydı. Yıllarca takımı için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan oyuncusunu kolay kolay bırakmazdı. Şimdi iyi bir teklif geldiğinde kulüplerin satmaya oyuncu yok. Kısaca para konuşunca, vefa toz duman oluyor.

Yine o dönemde 30-31 yaşına gelen oyuncu için artık yaşlandı gözüyle bakılırdı. 33-34 yaşına kadar oynayan oyuncu bulmanın zor olduğu dönemdi. Sahaların fiziki yapısı, antrenman teknikleri, spor aletleri günümüz kadar gelişmediği için oyuncular fiziksel olarak daha erken yaşlarda yıpranırdı. Şimdilerde 40 yaşına kadar oynayan oyuncu görmek artık sıradan. Normal futbolu bırakma yaşı 35 civarında. İşte daha hayatın başı sayılacak bir yaşta yeşil sahalardan kopan oyunculara maddi ve manevi desteğin bir başka adıydı jübile.

EFSANELER, EFSANE JÜBİLELER

2000’li yıllarda Türk futboluna damga vuran efsane oyunculardan tamamına yakını jübilesiz futbola veda etti. Hakan Şükür, Bülent Korkmaz, Arif Erdem, Rüştü Rençber, Hami Mandrılalı, Ogün Temizkanoğlu, Ümit Davala, Okan Buruk, Hasan Şaş, Alpay Özalan gibi efsaneler kariyerlerini jübile yapamadan noktaladı. 

Revaçta olduğu dönemde unutulmaz jübile maçları vardı. En unutulmaz maçlardan birine Türk futbolunun Taçsız Kralı Metin Oktay imza atmıştı. Galatasaray efsanesinin son maçında karşı tarafta ezeli rakibi Fenerbahçe bulunuyordu. Metin Oktay 1968-69 sezonundaki bu jübile maçında Fenerbahçe ile karşılaşmak istediğinde, dönemin Fenerbahçe yöneticisi Eşref Aydın’ın bu isteğe cevabı şu şekildeydi: “Tek bir şartım var. Fenerbahçe kulübü ve taraftarı her zaman sana hayrandı. 10 dakikalığına da olsa Fenerbahçe formasını giyer misin?” Metin Oktay, Fenerbahçeli yöneticinin bu isteğine “Şeref duyarım” cevabını verecekti. Jübile maçında Metin Oktay ile Can Bartu formalarını değiştirdi. 10 dakikalığına Metin Oktay Fenerbahçe, Can Bartu ise Galatasaray forması ile mücadele etti. Böylece Taçsız Kral’ın 17 yıllık futbol kariyerinin bir 10 dakikası ezeli rakibi Fenerbahçe formasıyla geçmiş oldu. 

Fenerbahçe’nin efsanesi Can Bartu da hiçbir futbolcuya nasip olmayan bir jübileye imza atmıştı. Bartu Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdi. Sporun iki ayrı dalında jübile yapan ilk Türk sporcusu unvanı Bartu’ya aittir. Fenerbahçeli yıldız sporcu en az futbol kadar basketbolda kabiliyetliydi ve iki alanda da Milli Takım formasını giymişti. Sarı lacivertli takımın unutulmaz oyuncusu jübilesine, Spor ve Sergi Sarayı’nda başladı, İnönü Stadı’nın balçık tarlasını andıran sahasında sonlandırdı. Bartu basketbola ait jübilesinde tam yirmi sayı atmıştı. Futbol karşılaşmasında ise iki gol atıp, kariyerine noktayı koydu. 

15 yıl Galatasaray formasını giyen İmparator Fatih Terim’in jübilesiyse havada başladı, Fenerbahçe Stadı’nın zemininde devam etti. Fenerbahçe eski başkanlarından Ali Şen’e ait bir helikopterle havalanan Terim’in stada inişi görkemli olduğu kadar tehlikeliydi de. Helikopterin iniş sırasında yerdeki insanları korkutan rüzgar etkinliği, saha kenarındaki bir çok spor muhabirini de korku dolu anlar yaşatmıştı. 

 

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin