Joe Biden’dan beklenen…

YORUM | YAVUZ ALTUN 

ABD’nin yeni seçilen başkanı Joe Biden, yarın Beyaz Saray’a yerleşecek. Ülkenin biriken iç problemlerini çözmek ve Donald Trump’ın “önce Amerika” mottolu içe kapanmacı dış siyasetini tersine çevirmek için önünde dört yıl var.

Peki, bunu başarabilir mi?

Geçen 4 yıldaki performansına rağmen Trump’ın desteğini arttırması ve 6 Ocak’taki Capitol baskını da gösterdi ki, Amerikan toplumu çok büyük problemlerle karşı karşıya. Ve bunu çözebilecek mekanizmalar giderek zayıflıyor. Buradaki çıkmaz, Trump taraftarlarının “saf kötü” ve Demokratların “saf iyi” olması değil. Bu iki grubun birbiriyle uzlaşacak zemini giderek kaybetmeleri. Buna da, malumunuz, kutuplaşma diyoruz ve aslında kanaat önderleri bunu bilerek, bir fayda umarak köpürtüyor.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Trump taraftarları dediğimiz kitle aslında ideolojik olarak doğrudan Trump’tan beslenmiyor. Ana akım sosyal medyadan kovalansalar da, kendilerine bir şekilde yol bulan “aşırı sağcı” bir ideolog grubu var. Aralarında Trump’ın başkan seçilmesinin mimarlarından ve bir dönem Ulusal Güvenlik Danışmanlığı da yapan Steve Bannon bulunuyor. Bannon’un War Room (Savaş Odası) isimli Podcast programı, adı da üstünde, bir çeşit ‘kültürel savaş’ çığırtkanlığı yapıyor.

İnternet çağında kitlelere ulaşmak, insanları yönlendirmek ya da manipüle etmek artık çok ucuz. Bir bilgisayar ve internet bağlantısı ile milyonların hayatına girebiliyorsunuz. Dünya genelinde aşırı sağcı ya da popülist siyasetçiler de bu yöntemleri kullanarak kendilerine ciddi bir taban oluşturdular. Facebook, Twitter, YouTube gibi platformlar bunu fark ettiklerinde aslına bakarsanız çok geçti.

Capitol baskınında gördüğümüz manzara, basitçe tarif etmek istersek, sağcı radikalleşmesinin aksiyona geçmiş hâliydi. Burada sadece ırkçılık ya da beyaz üstünlükçülüğü yok, çok farklı görüşler, hatta komplo teorileri bir araya gelip böyle bir kitle yarattı. Dediğim gibi internetten yayıldı bunlar ağırlıklı olarak. Fakat Trump’ın dört yıllık başkanlığında en tepeden destek görmeleri, bu insanları fütursuz hâle getirdi.

ABD’deki bazı uzmanlara göre, Cumhuriyetçi Parti içinde güçlü bir kanat da bu aşırılığı destekliyor. En büyük kozları da Trump’ın kitleleri sandığa çekme başarısı. Eğer onun gibi radikal bir unsur olmazsa, Demokrat Parti’yi asla mağlup edemeyeceklerini düşünüyorlar. Küreselleşmenin, göçlerin ve medyanın da etkisiyle, uzun vadede “dejenere liberal değerlerin” dünyaya hâkim olacağı şeklinde, böyle giderse kendi kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüşecek, teorileri var.

İşte Joe Biden, her ne kadar Senato ve Kongre’de sayıca üstünlüğe sahip olsa da, karşısında hemen hiçbir konuda uzlaşmaya yanaşmayacak bir Cumhuriyetçi Parti bulabilir. Capitol baskınından sonra Trump’ın azil soruşturması için oy veren on adet Cumhuriyetçi Kongre temsilcisi ve Trump’a “Çekil artık!” diyen partililer, Biden’ın hayalindeki “büyük uzlaşmayı” sağlamaya yetmeyebilir. Hem zaten iki yıl sonraki ara seçimlerde Senato ve Kongre’de dengelerin değişmesi bahis mevzu. Ve bu seçimlerde de Trump çevresinin “mobilize etme” gücünden faydalanmak isteyebilirler.

Biden’ı sıkıştıracak olan sadece Cumhuriyetçiler içindeki radikal grup değil. Kendi partisinde de radikal bir politika benimsenmesini isteyen, hiç de azımsanmayacak sayıda siyasetçi var. Yeni başkanın oluşturduğu kabine ve birlikte çalışacağı isimlere bakarsak, Biden bu grubun ekonomik fikirlerine yakın şeyler yapabilir fakat sosyal ve kültürel fikirleri konusunda mesafeli. Böylece Demokrat Parti’yi kamplara ayırmadan, daha ılımlı bir politikayla bir arada tutmanın yolunu bulmaya çalışacak.

Ancak kutuplaşmayı diri tutmak, radikal söylemler geliştirmek, 21. yüzyılda siyaseten de kazançlı bir yöntem. Sosyal medya çağının bize gösterdiği şu ki, insanlar kutuplaşmaktan ve karşı görüşten gruplara üstten bakmaktan lezzet alıyorlar. Seçmenleri sürekli motive tutmanın en kolay yolu da, bu zaaflarına oynamak. 21. yüzyılda siyaset giderek insanları ikna etme sanatından, insanları hipnoz etme sanatına doğru evriliyor. Tarihte ilk kez olmuyor bunlar tabi ama artık çok daha etkili araçlar var. İnsanlar günlük çekişmelere kolayca hapsedilebiliyor.

Peki, yeni ABD başkanı dünyada neler yapabilir?

Biden’dan ilk beklenen AB ve NATO ile yıpranan bağları onarması ve yükselen “Çin tehdidine” karşı bir ittifak cephesi oluşturmasıydı. Gelgelelim Brüksel, Biden’ın koltuğa oturmasını henüz beklemeden, 30 Aralık’ta Çin’le kapsamlı bir yatırım anlaşması imzaladı. Avrupa ülkelerinin dört yıllık Trump döneminden çıkardığı ders şu: ABD her zaman yanımızda olamayabilir, kendi göbek bağımızı kesmeyi öğrenmemiz lazım. Dolayısıyla yakın zamanda bir Avrupa ordusu projesinin yanı sıra, daha yoğun bir küresel diplomasi hamlesi görmek mümkün.

Çin’in finansal anlamda ciddi bir alternatife dönüştüğü dünyada, ABD “idealist” bir dış politika yürütebilir mi? Elbette Biden’ın tecrübeli ekibi, Barack Obama döneminden de dersler çıkararak, bunun analizini yapmıştır. Kabaca söylersek, Biden ekibinin hem bölgesel liderleri ikna edecek iyi bir hikâyeye hem de ekonomik açıdan onlara vaatlerde bulunmaya ihtiyacı var. Özellikle koronavirüs sonrası dünyada, sermaye akışı çok şeyi değiştirebilecek güce sahip olacak. Bu bir fırsat gibi görünse de, Çin ekonomisinin pandemiden sarsılmadan çıkması, onun da vaatleri olabileceği anlamına geliyor.

2008’deki küresel ekonomik krizin bize bir kez daha gösterdiği acı gerçek şu: Ekonomik istikrar olmadan, ne insan hakları gibi kavramlardan bahsedebiliyoruz, ne de idealist bir siyasetten. 2010’lardaki mülteci krizinin, tam da bu finansal çalkantının üstüne gelmesi, Batı’da hemen bütün dengeleri sarstı. Joe Biden’ın hem Çin’in uzun kollarını bertaraf edebilmesi hem de dünyada yeniden liberal demokratik değerleri hâkim kılması, çok zorlu bir imtihan. Ama şurası kesin: ABD’nin en büyük önceliği içerisi. Bilhassa koronavirüs salgınının yaralarını sarmadan, Biden yönetiminden ciddi hamle beklememek gerekir.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin