İyiliğin adabı!

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Diderot, “Yalnız iyilik yapmak yetmez, iyiliği zarafetle yapmak da lazımdır.” Der.

Fahr-i Kainat (SAV) cömertliği tarif ederken şöyle buyurur: “Cömert insan çok veren değil, verdiğinde mutlu olandır…”

Yaşanan son deprem sonrası yapılan iyilik gösterileri, bu işleri yapmanın adabının tamamen unutulduğunu da gösterdi. Öte yandan Kızılay gibi bir kurumun başındaki şahsın, nasıl bir psikoloji ile, felaketin daha ilk dakikalarında milletten yardım talep etmesi, iyiliği talep ederken de, yaparken de ne hale geldiğimizin bir ispati niteliğinde.

Maalesef, iyiliği yaparken/talep ederken bile kötü bir görüntü sergiliyoruz.

Kaldı ki, depremden hemen sonra bölgedeki ev kiralarının bir anda artış göstermesi kabaran anlık iyilik yapma damarımızın ne denli geçici olduğunu da gösterdi.

Geçtiğimiz gün posta kutuma bir taksi şoförünün yaşadığı olay düştü. Yaşanan tüm kepazelikleri nispeten unutturan, son derece samimi bir hatıraydı kaptanın anlattıkları.

Şöyle anlatıyordu taksi şoförü abimiz:

“Gece saat 02.00, taksi durağına bir abla geldi. ‘’Abi ne olur çocuğum çok ateşli, bizi hastaneye götürsen ateşi düşer belki. Ama cebimde sadece 7 TL var, söz çalışır öderim iki güne kadar’’ dedi.

Zaten iş de yok, siftah etmedim.

Var bundan da bir hayır diye düşünüp, hemen “atla abla yetişelim hastaneye” dedim.

Çocuğun sesi beni bitirdi. İnliyor garibim, o inledikçe bende gaza daha da yüklendim.

Acile yanaştık. Ben kimliğini aldım, kayıt yaptırdım. Anne odaya geçti. Doktor çok acil müdahale etti. Serumlar, iğneler derken meğer çocuğun nefesi kesilmek üzereymiş, biraz daha geç kalsak ölebilirmiş. Doktor hanım öyle söyledi.

Tam 4 saat ayakta bekledi annesi. Bir defa olsun ne bir yudum su içti, ne de nefes aldı sanki. Aslında benim işim bitmişti. Ama nedense çekip gitmek içimden gelmemişti. Bir ara annenin yüzüne baktım, ne kadar da benziyordu benim vefat eden Nuray ablama. Neyse, çocuk iyi olunca sabaha tekrar çıktık yola, önce ilaçlarını aldım eczaneden, sonra evlerine geldik.

Yorgun olduğu için annesi ben aldım çocuğu kucağıma içeri kadar taşıdım. Şöyle bir etrafa baktım. “Nasıl yani” dedim, “şimdi bu ev mi?”

Tek bir oda var, ikincisi yok.

Bir yatak var, çocuğun ki yok. Küçük tüp var, 4’ lü ocak yok.

Çeşme var, su yok. Tencere var, ama buzdolabı yok.

Ekmek var, ama bir litre sıvı yağ yok.

“Abla” dedim, “sen nasıl bu hale geldin?”

Eşinden kaçmış, bu eve sığınmış, cebindeki para ile ilk kirayı yatırmış. Ev sahibi de yaşlı teyzeymiş acımış, kendinden bir yatak, bir halı ve küçük tüp vermiş. “Çalıştıkça eksiklerini alırsın” demiş.

Abla anlattı her şeyi: ‘’Abi 7.ci günüm bu evde. 45 TL param vardı o da bitti, istemesem de. Evlere temizliğe giderim, gerekirse 100 değil 50 TL isterim. Allah’ın izni ile geçinir giderim. Mesela ilk sizin evi temizlerim. Sen sabaha kadar işinden oldun, bende böylece sana olan borcumu öderim. Yeter ki iş verin bana, vallahi dilenci değilim ben asla. Sadece tutunmaya çalışıyorum bu hayata’’.

O arada ev sahibi yaşlı teyze geldi. Elinde bir tabak yemek ve iki ekmek var idi. Yazık, o da yardım etmeye çalışıyor, yaşı belki 80, elinden bu kadar geliyor.

Abla da çok kültürlü, ayrıca konuşurken yüzüme bakmıyor, iffet sahibi.

Ben aslında taksici değilim. Geçen ay işten çıkarılmış idim. Çalıştığım firma kapandı. Benim gibi 11 kişi işsiz kaldı. Cebimde de 2.900 TL para var. Kızımın biriktirdiği de içinde, ona bilgisayar alacağım. Bugün doğum günü de. Akşama almam da lazım.

Ama nasıl bırakayım şimdi bu abla ve çocuğunu da? Ellerim titrese de, kulak verdim içimden gelen sese. Zar zor ikna edip ablaya verdim ikibin TL.

Gitti bizim bilgisayar parası…

Hanımda anlamayacak kızacak, çocuğunda ağlaması cabası.

Ne yalan söyleyeyim. Evden çıktım ama içimde pişmanlık tavan yaptı. Koltuğa oturup, kontağı çevirmeden önce ‘’Allah’ım” dedim, “Sen gördün her şeyi, sana teslim ettim emaneti. Sen her şeyi bilensin, bana bir çıkış yolu gösterirsin’’.

Bütün duam bu kadardı…

Moralim sıfır, arabayı teslim etmeye dönerken telefonum çaldı. Bizim işten çıkarılan ağabeylerden olan Mustafa abi aradı.

‘’Müjdemi isterim,1.5 İskender’i de yerim kardeşim; tazminatlar hesaba yatmış. Ben çektim, sen de git çek” dedi.

Benim tazminatım tam 27.000 TL idi. Çektim, bilgisayarı da hediye paketi yaptırdım. Elime sığacak kadar her şeyi de aldım. Yarın ablaya ilk işim buzdolabı almak olacak.

Biliyorum Allah bana da yeni bir iş kapısı açacak…”

Diyeceklerim bu kadar…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin