İttihatçılıktan CHP milletvekilliğine Kazım Karabekir

YORUM | Dr. YÜKSEL NİZAMOĞLU 

Millî Mücadele kahramanı olarak tanınan Kazım Karabekir Paşa, hayatı ve eserleriyle ilginç bir kişiliktir. Öğrencilik ve subaylığının ilk yıllarını Abdülhamit devrinde yaşamış, bu yıllarda İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne üye olmuştur.

1918’de Erzurum’a giren kolordunun başında yer alan Paşa, Millî Mücadele’nin kazanılmasında da önemli bir rol üstlenmiştir. Erken Cumhuriyet devrinde İzmir İstiklal Mahkemesi’nde yargılanan Karabekir, siyasi hayattan tasfiye edilmişse de İnönü devrinde CHP milletvekilliği ve TBMM başkanlığı yapmıştır.

Karabekir genellikle milliyetçi ve muhafazakâr kesimin sembol isimlerinden biri olarak bilinmektedir. Halbuki onun en önemli özelliklerinden birisi de “İttihatçı” kimliğidir.

KARABEKİR HARBİYE’DE

Karabekir “Hayatım” adlı eserinde kendi ailesi ve çocukluğu hakkında bilgi vermektedir. Anlatımına göre Karaman’ın eski ismiyle “Kasaba (Gaferyat) köyünden olan ailesinin kökeni, Selçuklular dönemine kadar gitmektedir. Babası ise Osmanlı ordusunda çeşitli görevler üstlenmiş ve Hicaz’daki görevi esnasında koleradan hayatını kaybetmiş olan Mehmet Emin Paşa’dır.

Karabekir, babasının görevi nedeniyle çeşitli şehirlerde bulunmuşsa da babasının vefatı nedeniyle İstanbul’a dönmüş ve babası gibi askerlik mesleğini seçmiştir.

Zekâsı ve çalışkanlığıyla eğitim hayatında öne çıkmış, bu arada hürriyetçi fikirlere yakınlık duymuş ve özellikle azınlıkların ayrılma çalışmalarının etkisiyle milliyetçilik yönü güçlenmiştir.  

Karabekir Harbiye Mektebi’nde Abdülhamit rejiminin birçok kötü uygulamasına maruz kalmıştır. Bunlardan birinde arkadaşlarıyla bir Rum kitapçıdan aldıkları kitaplar, “evrak-ı muzırra” olduğu gerekçesiyle şikâyet edildiğinden “irade-i seniyye ile gidilmesi yasaklanan kitapçıya gitmek suçu işledikleri” için dört haftalık izinleri iptal edilmiştir.

Öğrencilik yıllarında Beyazıt Kütüphanesi’nin müdavimi olan Karabekir, tarih kitapları okuyarak bilgisini artırmış, ayrıca kütüphanenin bahçesinde yasaklanan kitapların yakıldığı bir ocak görmüştür. Aynı durumu yıllar sonra o da yaşayacak ve Atatürk devrinde yazdığı kitabı yakılarak yok edilecektir.

Bu arada Makedonya sorununun yaşandığı Selanik ve Manastır’a seyahat ederek ordunun “perişan” halini görmüş ve bu kötü durumu Abdülhamit’in “istibdat” idaresine bağlamıştır.

Gözlemlerine göre her yerde hafiyeler bulunmakta ve bu işi büyük bir vazife olarak gören bazı kişiler sürekli olarak Yıldız’a jurnal göndermektedir. Nitekim öğrencilerini Tophane ziyaretine götüren Ahmet Muhtar Paşa, önce bir topun başında “padişaha dua etmiş” ve bunun orada bulunan hafiyelere karşı bir “sigorta” olduğunu söylemiştir.

ABDESTSİZ NAMAZ

Karabekir, Erkân-ı Harbiye’de İsmet Bey’le (İnönü) beraber öğrenim görmüş ve birkaç arkadaşıyla birlikte Namık Kemal’in ve Tolstoy gibi bazı yabancı yazarların eserlerini okumuşlardır.

Karabekir eserlerinde Abdülhamit devrinden “azgın istibdat rejimi” ifadesini kullanacak kadar rahatsızdır. Bunda dönemin baskıcı uygulamalarının yanında babasının Abdülhamit tarafından bir süre maaşsız bırakılmasının ve sürgüne gönderilmesinin etkili olduğu anlaşılmaktadır.

Ayrıca Erkân-ı Harbiye’de okuduğu sırada başlarındaki “değnekli zabitler tarafından hindi sürüsü gibi” zorla namaza götürüldüklerini, bundan rahatsız olan öğrencilerin birkaçı hariç abdest almadan namaz kıldıklarını aktarmaktadır.

Bu durum Abdülhamit yönetimine karşı tepkileri daha da artırmış hatta Karabekir’in de içlerinde bulunduğu bir grup, camide namaz kılmak yerine oturmayı tercih etmişti. Karabekir bu kadar baskı uygulayan Abdülhamit’in, öğrencilere kendi marangozhanesinde imal edilen bir pergel takımını hediye etmesini de büyük bir çelişki olarak görür.

Ayrıca “kendi ismini bile zor yazacak kadar cahil” dediği Abdülhamit’e; farklı fikirleri boğmamasını, onlara hürmet etmesini, etrafını saran riyakâr, cahil ve “murdar ahlaklı insanları” uzaklaştırmasını tavsiye eder.

Karabekir Erkân-ı Harbiye Mektebi’ni birinci olarak bitirmiş ve tayini önce Edirne’de bulunan II. Ordu’ya çıkmışsa da çok arzu ettiği III. Ordu’ya aldırarak Manastır’da göreve başlamıştır.

MANASTIR’DA İTTİHAT VE TERAKKİ

Karabekir Manastır’da Enver Bey’le (Paşa) tanışmış ve Selanik’te kurulan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’nin Manastır şubesini birlikte oluşturmuşlardır. Bu cemiyet, daha sonra İttihat ve Terakki ile birleşerek meşrutiyetin ilanının sağlayacaktır.

İlk iş olarak “kan kardeşi” olduğu Enver Bey’le birlikte cemiyete girme merasimi (tahlif) için bir ev tutulmuş ve merasimler burada yapılmıştır. Karabekir’in cemiyetin Manastır ve civarındaki III. Ordu subayları arasında yayılmasında çok etkili bir rol üstlendiği görülmektedir. Hatta onun teklifiyle cemiyete üyelik numaraları 501’den başlatılarak örgütün olduğundan çok daha güçlü olduğu izlenimi verilmiştir.

Yine İkinci Meşrutiyetin ilanında önemli bir dönüm noktası olan Şemsi Paşa’nın öldürülmesi hadisesinin faili Atıf Bey’i (Kamçıl) cemiyete dahil eden kişi de Karabekir’dir.  

Cemiyet Karabekir ve Enver Bey’in faaliyetlerinin etkisiyle, kısa zamanda III. Ordu subayları arasında yayılınca İstanbul harekete geçecek ve bölgeye gönderilen üst rütbeli subaylar vasıtasıyla ayrıntılı tahkikat yapılacaktır.

Aynı dönemde Ordu Müfettişi Hüseyin Hilmi Paşa’nın Padişah Abdülhamit’e, “III. Ordu mıntıkasında kulunuz hariç bütün subaylar cemiyete üyedir” şeklindeki cevabı abartılı olsa da İttihatçıların, hafiye teşkilatına rağmen ulaştıkları gücü göstermektedir.

Karabekir, Manastır’daki görevi sonrasında İstanbul’a tayin edilerek Harbiye Mektebi’nde görev aldı. Kendi anlatımına göre Makedonya’dan ayrılmadan önce meşrutiyetin ilanı için İstanbul’a telgraflar çekmeyi hatta “Hürriyet Ordusu” adıyla bir ordu teşkil ederek İstanbul üzerine yürümeyi teklif etmiştir. Eğer bunlar doğruysa telgraflarla İstanbul’u meşrutiyetin ilanına zorlamayı teklif eden ilk kişi de Karabekir’dir.

YILDIZ’IN İŞGALİ

İstanbul’da da İttihat ve Terakki için yoğun faaliyetlerde bulunan Kazım Karabekir’in Meşrutiyetin ilanı sonrasında yeni görev yeri Edirne’deki II. Ordu olmuş ve bu görevi esnasında bir başka olayda önemli bir rol üstlenmiştir.

31 Mart Olayı üzerine İstanbul üzerine yürüyen Hareket Ordusu’ndaki subaylardan birisi de Mürettep İkinci Fırka Kurmay Başkanı olarak yer alan Karabekir’dir.

Karabekir’in anlatımına göre Yıldız’ı işgal eden ilk kuvvet, kendi birliğidir. Buna rağmen cemiyet, Yıldız’ın “Hürriyet Kahramanı” Enver Bey’in kuvvetleri tarafından ele geçirildiğini ilan edecek ve Karabekir, ikinci planda kalacaktır.

Bu dönemde cemiyet içinde bazı fikir ayrılıkları ortaya çıkmış ve özellikle ordunun bu derece siyasetin içinde olması tenkit edilmeye başlamıştı. Karabekir de ordunun siyasetin içinde bulunmasını doğru bulmamış, cemiyete ve Enver Bey’e karşı mesafeli davranmaya başlamıştır. Bunda muhtemelen, “egosu çok yüksek olan” Karabekir’in cemiyet içinde önemli bir mevki edinememesinin de rolü vardır.

CHP’Lİ KARABEKİR

Karabekir’in Millî Mücadele’nin başarıya ulaşmasındaki rolü dışında M. Kemal Paşa’nın liderliğinin kabullenilmesinde de önemli bir etkisi oldu.

Erzurum Kongresi öncesinde askerlikten istifa eden M. Kemal’i tutuklamak yerine onun konumunu tanıyarak liderliğinin önünü açan Karabekir, ikinci önemli katkıyı da 1921’de Batum’a gelen ve sonrasında Anadolu’ya girip Millî Mücadele’nin başına geçmeyi planlayan, Manastır günlerinden “kan kardeşi” olan Enver Paşa’ya karşı yaptığı çalışmalarla gerçekleştirmiş ve Paşa bu emelinden vazgeçmiştir.

M. Kemal’e bu desteklerine rağmen, cumhuriyet rejiminin kurulması ve yeni rejimin yavaş yavaş “Tek Adam” rejimine dönüşmesiyle M. Kemal’le yolları ayrıldı. O da dönemin ilk muhalefet partisi olan Terakkiperver Fırka’yı kurarak siyasi mücadeleyi tercih etti.

Ancak İsmet Paşa’nın başbakanlığını yaptığı hükümet, Şeyh Sait İsyanını tahrik ettiği gerekçesiyle bu partiyi kapattığı gibi Karabekir Paşa da İzmir İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı ve böylece Atatürk’ün ölümüne kadar siyasi hayattan çekilmek zorunda kaldı.

Karabekir’in yeniden siyasi hayata dönüşü, “Erkân-ı Harbiye’den eski arkadaşı” İnönü’nün, cumhurbaşkanlığı sırasında “küskün silah arkadaşlarını” yeniden siyasete davet etmesiyle gerçekleşti. Karabekir de CHP’den İstanbul milletvekili seçildi.

Böylece Karabekir kendisini tasfiye eden ekipten İnönü ile çalışmayı kabul etmiş ve bu tercihi nedeniyle “muhteris olmakla” ve “kader arkadaşlarına ihanetle” suçlanmıştır. Ancak bu kararında, içine düştüğü ekonomik sıkıntıların da etkili olduğu anlaşılmaktadır.

Karabekir, 1946’da gerçekleşen ilk çok partili seçimde de İnönü’nün yanından ayrılmayarak CHP milletvekilliğini devam ettirdi ve Fevzi Çakmak’ın da yer aldığı DP karşısında CHP’den TBMM Başkanı seçildi. 1948’de de bu görevdeyken hayata veda etti.

***

Kaynaklar: K. Karabekir, Hayatım, İstanbul, YKY, 2008; İttihat ve Terakki Cemiyeti, İstanbul, YKY, 2009; Günlükler, İstanbul, YKY, 2009; G. Sarıçoban, “Kazım Karabekir’in Askeri ve Siyasi Hayatı”, AÜSBED, Mart 2017, S. 21 (1); Ş. S. Aydemir, Makedonya’dan Orta Asya’ya Enver Paşa, İstanbul, 1972; A. Çiftçi, Kazım Karabekir’in Siyasal Hayatı, AÜ SBE Doktora Tezi, Ankara, 2005.

2 YORUMLAR

  1. Halka ne paşalarınızdan hayır geldi nede padihşahlarınızdan hayır geldi nede hocalarınızdan nede şeyhlerinizden hayır geldi bunasıl bir topraktır biten her şey millete zıkım zehir oluyor ve millet bunların sayesinde insanlık nedir bir türlü anlamiyor istisnaları tenzih ederim

  2. Bu Abdülhamit idaresi neler yapmamış ki?
    Bir de öğrencilere zorla hem de abdestsiz namaz mı kıldırmış?
    Demek ki otoriter rejimler hep aynı.
    Baskı
    Riyakarlık
    Etrafta dalkavuklar

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin