İttifak yasası, 2019 seçimleri, hep aynı nakarat

Erdoğan ve Bahçeli | Foto: AFP

YORUM | KEMAL AY

‘Cumhur İttifakı’ adıyla Meclis’te gece yarısı yasalaştırılan seçim kanunundaki değişiklikler, daha önceki pek çok yasa değişikliği gibi, kanıksanmış bir çaresizlikle karşılandı. CHP ve HDP’li vekiller gece yarısı başlayıp sabaha kadar çalışan Meclis’ten görüntüler paylaşıp durumu protesto ettiler ancak hâlen neden orada olduklarına dair makul bir açıklama getiremediler. Aritmetik olarak Meclis’ten geçecek bir yasayı etkileme şansları yok, üstelik orada olmaları, Meclis’ten geçen yasalara bir çeşit meşruiyet de kazandırıyor. Belki de en kötüsü, Meclis’in gerçekten çalışıyor görüntüsü verebilmesi. Hele CHP’nin daha önce dokunulmazlıkların kaldırılması ve sınır ötesi operasyonlarla ilgili iktidar blokunu destekleyen tavrı, Türkiye’de siyasetin hâlen meşru zeminde yürüdüğü iması taşıyor.

BURAYA NASIL GELDİK?

Peki nereden çıktı ‘Cumhur İttifakı’? 7 Haziran 2015 seçimlerinde siyaseten ‘tek başına’ kaldığını hisseden Erdoğan, önce Kürt siyasi hareketiyle yürütmüş olduğu Çözüm Süreci’ni sonlandırdı, ardından milliyetçi bir söyleme kaydı. Burada 6-8 Ekim 2014 tarihinde Kobani’deki IŞİD kuşatması sebebiyle Kürt seçmenin bütün Türkiye’de eylemlere başlaması ve bu eylemlerin şiddetle sonuçlanması, can kayıplarının yaşanması (50 kişi öldü), sonrasında PKK’nın ‘hendek’ stratejisi de büyük etki uyandırdı. 7 Haziran’la 1 Kasım arasında Türkiye tarihinin en büyük terör olaylarının yaşanması da Erdoğan’ın ekmeğine yağ sürdü. Terör ve güvenlik yeniden 1 numaralı gündem oldu ve seçmen, ‘güçlü tek parti iktidarı’ söylemini yeniden satın aldı. 1 Kasım’dan sonra da Erdoğan’ın ‘ittifak’ hedefi, Kürtlerden milliyetçilere kaydı.

Bu seçimlerde AKP ve MHP’nin oy aldığı toplam seçmen sayısı yaklaşık 29,3 milyondu. AKP yüzde 49,5 ve MHP yüzde 16,3 oranında oy almıştı. Ancak 7 Haziran’da olduğu gibi HDP yine yüzde 10 barajını geçmeyi başarmış, MHP ile aynı sayıda milletvekili çıkarmıştı. Gelgelelim, buna rağmen Erdoğan’ın istediği ‘Başkanlık Sistemi’ toplumda fazla kabul görmüyordu. Bunun için de yeni bir strateji gerekliydi. MHP, orta yaşlı zengin dul biriyle sırf onun parası için evlenen genç âşık rolünü başarıyla oynadı. Kürt meselesinin askerî stratejiyle bastırılmasında, HDP’lilerin Meclis’ten sürülmesi hususunda, bürokraside MHP’ye pay verilmesinde istediklerini aldı. Erdoğan, istenirse ‘gücü paylaşabileceğini’ 7 Haziran’la 1 Kasım arasındaki ‘geçici hükümet’ kurulmasına taraflara gösterdi. Bu da iştah kabarttı.

ERDOĞAN KÜLTÜNÜN MHP AYAĞI

15 Temmuz, Binali Yıldırım’ın dediği gibi, başkanlığın kapısını açtı. 16 Nisan’da bir referandum yapılması kararlaştırıldı. Erdoğan kültü, adım adım kılcallara kadar işleniyordu. 16 Nisan’a karşı çıkmaya çalışan muhafazakâr sesler bile Erdoğan’ı karşılarına alamayacaklarını düşünerek, ‘Bu yetkiler bir süre Erdoğan’a verilsin, ondan sonra kaldırılsın’ gibi teklifler getirecekti. Nihayet, 16 Nisan’da beklendiği gibi atı alan Üsküdar’ı geçmişti. Fakat sonuçlar ‘sağ blok’ için pek parlak sayılmazdı. MHP’li seçmenin önemli ölçüde Devlet Bahçeli’den uzaklaştığı görüldü. 1 Kasım’da yaklaşık 29,3 milyon oy toplayabilen AKP+MHP, 16 Nisan’da 24,7 milyonda (yüzde 51,6) kaldı. Üstelik seçimin hileli olduğunda dair çeşitli bağımsız kurumlar açıklama yaptı. OHAL şartları altında ve Erdoğan’ın hışmından korkan Yüksek Seçim Kurulu’nun gözetiminde yapılan bir seçimin ne kadar ‘temiz’ olacağı tartışmalıydı.

Cumhurbaşkanı seçilebilmek için yüzde 50’den fazla oy alma gerekliliği, Erdoğan’ın politik stratejilerini de belirliyor. ‘Nasılsa hile yapıyorlar, neden bu çaba?’ sorusunun basit cevapları var. Hâlen NATO üyesi ve Avrupa ile ilişkileri tamamen kaybetmek istemeyen Türkiye, seçim konusunda en azından muhataplarıyla buluştuğunda onları ikna edebilmek zorunda. Bağımsız sesler, Türkiye’de seçim şartlarının (medyanın yok edilmesi, bürokrasinin AKP’ye çalışması…) uygun olmadığını söylese de, Türkiye’de çıkarları olan Batılı ülkeler, bu konuda ‘görüntüyü’ bile yeterli buluyor. İşte Erdoğan bunun için ‘Cumhur İttifakı’ yasa tasarısıyla, hem Cumhurbaşkanlığını hem de Meclis’teki çoğunluğu sağlama almak istiyor. Bu arada MHP lideri Devlet Bahçeli’nin barajı geçemeyeceğini düşünerek yüzde 10 seçim barajının kaldırılması yönündeki çağrısı da, baraj kaldırılmadan karşılanmış oluyor.

SEÇİM ARTIK TAMAMEN YSK’NIN İNİSİYATİFİNDE

Meclis’ten geçen yasa teklifini yeterince incelediniz mi bilmiyorum. Değişikliğe giden maddelerde öncelikli olarak ittifak meselesinden ötürü kafası karışacak seçmenin geçersiz sayılması muhtemel oylarının ‘geçerli’ kılınması için önlemler alınmış. Sandık, kabin, zarf ile ilgili hükümlere mühürsüz zarfların da kabul edilmesi imkânı getirilmiş. Kanunla belirlenmesi gereken birçok hüküm, YSK’nın onayına bırakılmış ki, seçim günü muhalefetten gelebilecek itirazların hemen hepsi YSK’nın hakemliği ile çözüme kavuşturulabilsin. Bu ciddi bir tehlike. Buna ilaveten, seçmen ihbarıyla kolluk kuvvetlerinin seçim mahalline girebilmesi, sandıkların güvenlik gerekçeleriyle taşınabilmesi ve seçim kurulu başkanlarının, kamu görevlilerinden seçilme mecburiyeti getirilmesi, seçimlerle ilgili kontrolün tamamen AKP’ye verilmesi anlamı taşıyor.

Öte yandan Madde 18 ve 21’de açıklandığı şekliyle, ittifak yapan partilerin oy oranları toplanacak, ittifak adayı varsa onun oyu da eklenecek ve birbirinden farklı iki parti, sanki tek partiymiş gibi hareket ederken, aldıkları oy oranına göre milletvekili çıkarmış olacaklar. Kendi partisinden istifa etmeden ‘ittifak adayı’ olabilmenin de önü açılmış durumda. Böylece AKP rahatlıkla diğer parti üyelerine ‘ahlaksız teklifler’ sunabilecek.

MUHALEFET HER ŞEYİ YAPIYOR MU?

Bütün bunlar, AKP’nin 2019’daki seçimleri kazanabilmek için elinden gelen her şeyi yaptığının işareti. Burada karşımıza çıkan en önemli soru şu: Muhalefet elinden gelen her şeyi yapıyor mu? Referandumdan önce neden ‘Evet’ çıkacağını ve muhalefetin buna mukabil neler yapabileceğini yazmıştım. Aslında değişen fazla bir şey yok. AKP, kendi yapıp ettikleriyle kendine olabildiğince zarar veriyor ancak burada muhalefetin bir rolü yok maalesef. Bilakis, toplumdaki kutuplaşma oyununda tam da Erdoğan’ın istediği gibi rol alıyorlar. Meclis’te hiçbir şey yokmuş gibi hareket ediyor, sosyal medyada birkaç söz söylüyor, Avrupa kurumlarında AKP’nin tezlerini dillendiriyor, yozlaşmış bir sisteme meşruiyet kazandırıyor.

‘Cumhur İttifakı’ adı verilen yasa teklifinin ismi, maksadını da açık ediyor aslında: ‘Türkiye’nin asıl sahibi biziz, sizler ya itaat edersiniz, ya da yok ederiz!’

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin