TARIK TOROS | YORUM
CHP genel başkanlık katının, çalkantılı siyasi tabloya yaklaşımı ve motivasyonu şudur: “Özgür Özel, adım adım cumhurbaşkanlığı adaylığına yürüyor. Görevdeki pozisyonunu yalnızca CHP genel başkanlığı olarak değil, geniş toplumsal muhalefetin koordinatörü ve dönüştürücüsü gibi kullanıyor. Misyonu, giderek artan sokak protestoları ve muhalif enerjiyi kontrol altına almak; Türkiye’de demokrasi güçlerinin biriken gazını sistem içinde eritip etkisizleştirmek. Her gelişmeyi, kendi liderlik kariyerinin kâr-zarar hesabıyla tartıyor, siyasetin nabzını bu hesap üzerinden tutuyor.”
***
Özel’in CHP içindeki yakın çevresi de bu projeye uygun biçimde dizayn edildi. Partide grup başkanvekilliği koltuğuna oturttuğu isim, dostu, uzun yıllardır birlikte hareket ettiği, tam bir siyasi uyum içinde olduğu Ali Mahir Başarır. Aralarında otomatik bir senkronizasyon var.
Başarır, Özel’in cumhurbaşkanlığı adaylığını kamuoyunda ilk telaffuz eden kişi: “Erdoğan’ın yerinde olsam Özgür Özel’le yarışmak istemem. Türkiye’nin uzun yıllardan sonra ihtiyacı olan bir liderdir. Zaten bunu göreceğiz.” (4 Mayıs 2024)
Sözcü, Cumhuriyet, Nefes gazeteleri ve Halk TV, Özel’in çizgisine paralel yayın yaparak onu görünür kılıyor, alternatif muhalefet figürlerinin alanını daraltıyor. Oysa Ekrem İmamoğlu ve ekibine yönelik siyasi darbenin vardığı nokta, AKP içinde hâlâ çözülememiş, taşları yerine oturmamış bir muamma olarak duruyor. CHP’nin bu avantajı değerlendirmek yerine sönümlendirmeye oynaması başlı başına bir kuşku konusu. Sorgulanması gereken de bu…
***
Özgür Özel, İmamoğlu tutuklanınca ‘bir daha kapalı toplantı yapılmayacağı’ sözünü vermişti. Hatırlayın daha ilk hafta, “Darbeyi püskürttük!” demişti. Cumhurbaşkanlığı adaylığı için A, B, C ve hatta Z planlarında İmamoğlu’nun adı geçiyordu. Yalnızca şu son 1 ayın bilançosunu çıkarın, “sabah başka akşam başka” söylemin ve çelişkilerin listesi uzar gider.
En son, pazar günkü saldırının ardından Saray’ın açtığı “geçmiş olsun” telefonunu fırsat bilip Erdoğan’ın “telef” hakaretini yumuşatmaya çalıştı. Oysa bu, Erdoğan’ın boş bulunup ağzından kaçırdığı bir ifade değildi. AKP grup konuşma metnine prompter üzerinden yazılmıştı. Aynı ifade, saatler sonra resmi hesaptan da yayımlandı: “Bakalım cumhurbaşkanlığı hevesi yolunda daha kaç CHP’li siyaset girdabında telef olup gidecek.”
***
Bu süreçte dikkat çeken bir diğer husus, AKP içinde dahi bu operasyonların ‘yolsuzlukla mücadele’ olarak çerçevelenmemesi. Nuray Babacan’ın kulisine göre; Erdoğan, partide halen aktif siyasette bulunan isimlerle yaptığı değerlendirmelerde, anketlerde görülen oy ve itibar kaybını telafi etmek için “yeni bir açılım” arıyor. Başlangıçta doğrudan sahiplenmediği “İmralı sürecine” yöneliyor. Sokak eylemlerinin sonuç getirmeyeceğini düşünüyor. Ancak, bugünkü ortamda süreç sandığa kalırsa iktidarını kaybedeceğini bizzat kendisi de görüyor.
***
CHP ise zararsız alanlarda top çevirmekten rahatsızlık duymuyor. Özgür Özel’in gündem tercihleri, krizleri bastırmakla sınırlı. Örneğin Kıbrıs merkezli yasa dışı bahis ve kara para aklama skandalı patlak verdiğinde, konuyu Süleyman Soylu ile sınırlı tuttu. Hakan Fidan’ın üzerine gitmedi.
Halbuki herkesin bildiği, 2022’de öldürülen Halil Falyalı’nın mafya-derin devlet ilişkileri, bugünkü skandala doğrudan ışık tutar nitelikteydi. 1 Mayıs’ta Falyalı’nın kasası olarak bilinen Cemil Önal, Hollanda’da infaz edildi. Özel’den tek açıklama gelmedi.
Benzer biçimde, Hulusi Akar’ın kızının 2002 yılında yaptığı şaibeli yatay geçiş işlemi (ABD’de biyoloji eğitimi görürken Hacettepe Tıp Fakültesi’ne transferi) hiçbir şekilde gündeme alınmadı. Oysa bu mesele, İmamoğlu’na isnat edilen iddialardan katbekat çarpıcıydı. Bir vatandaşın Fahrettin Altun’un CİMER’ine sorusu üzerine verilen, “zamanaşımına uğradı” cevabı verilmişken üstelik.
***
Suskunluk, ister istemez soru işaretleri doğuruyor: CHP bu konuları neden es geçiyor? 15 Temmuz’un bir numarası olarak görülen Hulusi Akar’ın kamuoyundaki itibarı zedelenmesin diye mi? Yoksa başka hassas dengeler mi gözetiliyor?
***
Çoğuna iddialı gelebilir fakat durum şudur: Bugün Erdoğan, tüm siyasi iddialarından vazgeçse, 10 yıldır sebep olduğu mağduriyetleri telafi etmeye kalksa, KHK’ları tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırsa, siyasi mahpusları serbest bıraksa, söylemini değiştirip samimi bir Kürt barışına yönelse dahi; karşısına dikilecek olan yine Özgür Özel ve CHP olur…
Çünkü mesele sadece Erdoğan ya da AKP değil, kurulan ve kurumsallaşan rejim. Erdoğan ve AKP zaten çözülme sürecine girmiş durumda. Asıl sıkıntı, rejimin bu çözülmeye direnme kapasitesinde ve muhalefetin gerçek bir yüzleşmeden kaçınmasında.
Bu düzen değişmeden, rejim sadece aktör değiştirir; içerik değil, vitrin yenilenmiş olur.

Hırsız-Katil koalisyonunun (AKP-Ergenekon) ömrü tükenmek üzereyken, bize kurtarıcı olarak Ergenekon’un ikinci sınıf bir maşası olan Özgür ÖZEL kurtarıcı olarak takdim ediliyor. Hayatı defolarla örülü, şantaja açık, hırsızın suç ortağı birinden ne partisine ne ülkeye hayır gelir. İngiliz ajanı Hırsız Recep’ten kurtaracağımız ülkeyi sözde Kemalist İngiliz uşaklarına teslim etmeyi düşünmüyoruz.