İslami kozmopolitan ahlakın sacayakları [Dr. Emin Aydın]

İslami kozmopolitanlığın ahlaki normlarının sacayakları üç ilahi kitapta tesis edilmiştir: Hazreti Kur’an, Hazreti Kâinat ve Hazreti İnsan. Bunu din, fen ve beşeri bilimler olarak da ifade etmek mümkün. Bu üç kaynağın hükümlerinin birebir örtüşmediği durumlarda hüküm çıkarma metodolojisi, kendinin sorumluluklarını belirlerken azimet, başkasının özgürlüklerini belirlerken ruhsattır. Yani kozmopolit Müslüman, kendi sorumluluklarını belirlerken bu üç kaynağın üçü için de kabul edilebilir olan hükmü tercih etmek durumundayken; başkalarının özgürlüklerini tanırken, herhangi birinde meşru olanı kabul etmek durumundadır (Meşru kabul etmek demiyorum; kabul etmek diyorum).

Din ve bilim el ele gidebilir

Bu çerçevede İslami kozmopolitanlık semavi ve arzî bütün din ve hayat felsefeleri tecrübelerini, pozitivizm bataklığına saplanmamış bilimsel bilgi birikimini ve insanoğlunun dil, gelenek, töre ve hukuk sistemleri üzerinden kuşaktan kuşağa aktardığı medeniyet hamulesini bilgi kaynağı olarak görür. Bunların harmanlanmasından da kendi İlk Felsefe’sini tesis eder.

Kaynakların muğlâklığını yaşam tecrübesinin pratik ve somut gerçekliğiyle gidermeye çalışalım. Kozmopolit Müslüman alkol içemez, çünkü bu konuda İslam, gerek diğer dini doktrinlere, gerekse fenni ve beşeri bilimlere kıyasla en dar hareket dairesini tespit etmiştir: Alkol içmek haramdır. Ancak Kozmopolit Müslüman başkalarının alkol içme özgürlüğünü gerek farklı dinlerin buna müsaade etmiş olduğu gerekçesiyle, gerekse beşeri bilimlerin bu konuda son sözü söylememiş olmasına binaen kısıtlayamaz, kısıtlanmasını da talep edemez.

Atıkların ayrıştırılması da konumuza dâhil

Dinimiz evsel atıkların, ‘gıda atıkları,’ ‘geri dönüşüm atıkları’ ve ‘toprak dolgu atıkları’ şeklinde ayrıştırılmasını emretmemiş olabilir. Fakat bilimsel akıl evsel atıkların en erken evrede ayrıştırılmasını salık veriyor. Kozmopolit Müslüman kendi yaşadığı çevrede bu ayrıştırmanın kurumsal yapısının olmamasını bir özgürlük fetvası olarak göremez. Belediye bu hizmeti vermiyorsa, kozmopolit Müslüman kendi gıda atığını komposta (bahçe gübresi) dönüştürme yolunu kendisi bulmalı, geri dönüşüm atıklarının değerlendirilmesi konusunda da kendisi gibi düşünen insanlarla ortak hareket ederek çözüm üretmelidir.

İnsanın insanlığa dönebilmesi zor değil

Kozmopolit Müslüman’ın ‘helal et’ düşüncesi, ‘Allah’ın adı anılarak kesilmişlik’ asgari şartına indirgenemez. Allah’ın adı anılmak suretiyle yapılan, dolayısıyla Allah’a sunulduğu şuuruyla yapılan amel nasıl olması gerekiyorsa, öyle olup olmadığı şartlarını arar Kozmopolit Müslüman. Bu çerçevede, söz gelimi, vahşi Kapitalizmin tesis ettiği tavuk üretme tesislerinde, hareket imkânı verilmemiş, yapay güneş ışığı ve hızla kilo aldıran gıdalarla semirtilmiş tavuklar, tekbirler eşliğinde kesilmiş olsalar dahi etleri Kozmopolit Müslüman’ın kursağında düğümlenmelidir. Çare her evin arkasında bir özgür tavuk kümesi kurmak da değil. Ama sadece Batı Avrupa’daki ‘açık alanda yemlenen tavuk yumurtası’ (free-range egg) sektöründeki büyüme bile iradenin hakkı verildiğinde insanın insanlığa dönebildiğini gösteriyor.

Pazar şartlarını araştırmalı değil misiniz?

Dinimiz pazardaki ürünün üretim şartlarının araştırılmasını da dayatmamış olabilir – Belki de dayatmıştır; ama iktidarı elde etme ve İslami ekonomik bir nizam kurma sevdasıyla üç asırdır hayata dair meseleleri ihmal eden din âlimlerimiz bu konuda bir hükümle gelmemişler bize. Fakat beşeri bilginin kaynaklarından olan vicdan, çocuk işgücü kullanımı, düşük ücretlendirme, köleleri çalıştırma yollarıyla üretilen veya işgal altındaki toprakların doğal kaynakları sömürülerek elde edilen ürünler, Kozmopolit Müslüman’ın pazar çantasına girmemelidir…

İnsan-ı kâmil olmanın bugünü

İslami kozmopolitanlık, sadece tüketim alışkanlıklarımızla alakalı bir çağrı değil. İnsanları insan-ı kâmil olma ufkuna davet etmenin metot ve söylemlerini de evrensel kabule vabeste bir şekilde yeniden formüle etmek durumundayız. Bu çerçevede Anadolu’nun tarihsel şartları içinde üretilmiş olan kurucu metinlerimizi evrensel bir dille yeni baştan yazmak, bunu yaparken de sözlü ve yazılı dile kıyasla daha evrensel olan müziğin, sanatın, sporun dilini kullanmak mecburiyetindeyiz.

Bir önceki yazımı bitirdiğim sorumluluk reddi ifadesiyle bitireyim: İslami kozmopolitanlıkta kimselerin göremediği bir ışığı görmüş değilim. Türkiyelilikte sıkışıp kalmışlığın zulmetini gördüm. Nefeslerimizi daraltan şu karanlıklar mağarasından çıkış nerede? Işığı gören var mı? Sesimi duyan var mı? Kimse yok mu!?

1 YORUM

  1. Çok haklısınız da ne yazık ki günümüz Müslümanı maalesef Namazla Orucun arasına sıkışmış veya sıkıştırılmış ve en önemlisi onlarında hakkını veren ne yazık ki yok..!
    Kime duyurasınız ki sesinizi…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin