İNCELEME | Süleyman Soylu, ‘keyfiliği’ böyle itiraf etti: “Gelmezse babasını ihraç eder, annesini rehin alırım!”

Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, Gülistan Doku cinayetiyle ilgili kendini aklamaya çalışırken kullandığı ifadeler aslında Türkiye’de hukukun nasıl işlediğinin de itirafı niteliğinde… İçişleri bakanı olduğu dönemde, Zeynal Abarakov’u, “Gelmezse babasını ihraç eder, annesini geri gönderme merkezine alırım.” diyerek tehdit etmiş… Bir hukuk devletinde kimse kimsenin suçundan dolayı cezalandırılamaz! Süleyman Soylu’nun yöntemi, rehin alma taktiği. ‘Merd-i kıptî şecaat arz ederken sirkatin söyler’miş… Tam da öyle aslında; Soylu, masumiyetini(!) anlatırken özellikle son 10 yılda yoğunlaşan keyfiliği, tehdidi ve hukuk tanımazlığı ifşa ediyor.

Geçmişte mafya babaları ve uyuşturucu baronlarıyla yakın ilişkileriyle gündeme gelen eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun adı bugünlerde Gülistan Doku cinayeti soruşturmasıyla gündemde. O da ‘ihmal’ hatta ‘suç delillerini karartmak, soruşturmaya etki etmekle’ suçlanıyor… Soruşturma ona uzanacak mı, zaman gösterecek…

Geçtiğimiz hafta iktidarın tetikçi kalemlerinden Cem Küçük’e konuşmuş ve içişleri bakanı olduğu dönemde işlenen Gülistan Doku cinayetiyle ilgili ‘gereken bütün adımları attıklarını’ söylemişti. “Herkes sorgulandı, bir şey çıkmadı!” dedi. Ancak bu açıklama kamuoyunu tatmin etmedi.

Üç gün önce Meclis’te NOW Haber muhabiri konuyla ilgili soru sormak isteyince fiziki müdahalede bulundu, “Soru sormak için benden izin aldınız mı?” dedi. Gazeteciler Meclis’te milletvekillerine soru sormak için kimseden izin almaz, almak zorunda da değil.

Daha önce de CHP Tunceli Milletvekili Polat Şaroğlu’nun yazılı soru önergesine İçişleri Bakanı olduğu dönemde verdiği cevapta, Gülistan Doku’nun en son Sarı Saltuk Viyadüğü üzerinde görüldüğünü, telefon sinyalinin burada kesildiğini anlattıktan sonra, “Vali Tuncay Sonel hakkındaki iddiaların asılsız olduğu anlaşılmıştır.” ifadelerini kullandığı medyaya yansımıştı. Aklıyordu yani Tuncay Sonel’i…

Süleyman Soylu gereğinden fazla öfkeli ve gergin görünüyor… Soylu’nun öfkesinin bir sebebi de soruşturma kapsamında tutuklanan eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in ifadesinde adının geçiyor olması. Tuncay Sonel, Gülistan Doku’yu öldürmekle suçlanan oğlu Mustafa Türkay Sonel’i kurtarmak için devletin bütün imkanlarını kullanarak olayı örtbas etmekle suçlanıyor. Tutuklandı… 

Sorgusunda, Gülistan Doku’nun eski erkek arkadaşı Zeynal Abarakov’un yurt dışından Türkiye’ye getirilmesi ile ilgili Abarakov’un babasının arandığı ve “Vali Bey’in selamı var, ‘Zeinal (Zeynal) yurtdışına kaçtı’ deniyor. Onu getirebilir misin?” denildiği iddiası da soruldu. Sonel, bu soruya şöyle cevap veriyor: “Zeinal’in yurt dışına gönderilmesi sürecine ilişkin bilgim yoktur. Ancak Adliye tarafından yurt dışı yasağı konulmadığı için yurt dışına çıkmış. Bu süreçte İçişleri Bakanlığı devreye girdi.

O dönemde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ydu… Zaten önceki gün gün katıldığı programda da bu ifadeyi, yani devreye girdiğini doğruladı. Ancak öyle ifadeler kullandı ki, Türkiye’nin hukuk devleti olmadığını, soruşturmaların ‘keyfi/siyasi talimatla’ yürütüldüğünü cümle aleme ilan etti…  Şöyle dedi:

  • “Aile bize ulaştı gariplik var, Zaynal’ı getirin dedi.” Gülistan’ın erkek arkadaşı Zeynal’ın yurt dışına çıktığını öğrenir öğrenmez harekete geçtim. Bizzat emniyet müdürünü aradım. “Zeynal Türkiye’ye gelmezse polis olan babasını ihraç ederim. Göçmen olan annesini de geri gönderme merkezine alırım” dedim. Zeynal böylece Türkiye’ye döndü ve yurt dışına çıkış yasağı kondu.”

Süleyman Soylu’nun bu sözlerini dinlerken ya da okurken aklına, Koca Mehmet Ragıp Paşa’nın ‘Şecaat arz ederken merd-i kıptî sirkatin söyler’ dizesi gelmeyen kimse yoktur diye düşünüyorum… Soylu, kendini övmek, masumiyetini, dürüstlüğünü veya cesaretini kanıtlamak isterken farkında olmadan işlediği suçları, yaptığı hataları anlatıyor.

Eğip bükmeden söyleyelim; Süleyman Soylu’nun bu açıklaması, bir savunma veya tehdit olmaktan çok, Türkiye’de sistemin nasıl işlediğine dair bir “itiraf” niteliğinde.

Normal bir hukuk devletinde soruşturma şüpheli kişiye yönelir. Olması gereken, Zeynal’ın bulunup ifadesinin alınmasıdır. Gelmezse yakalama emri çıkarılır, kırmızı bülten istenir, iadesi talep edilir. Süleyman Soylu ne diyor: “Zeynal gelmezse, babasını (polis memurunu) ihraç ederim, annesini de geri gönderme merkezine alırım.”

Babası ya da annesinin suçlu ya da masum olmasının bir önemi yok! “Babasını ihraç ederim, annesini (rehin) alırım!” diyor…

Burada Soylu’nun anlattığı şey, hukuk değil, rehin alma taktiği… Türkiye’de özellikle Hizmet Hareketi’ne yönelik soruşturmalarda bu yıllardır uygulanıyor. Kocasını bulamayınca kadını tutukluyorlar; oğlu gelmeyince babasını alıyorlar… Onlarca, yüzlerce örneği var…

Süleyman Soylu bu yöntemi kimden öğrenmiş olabilir? Zira, “Sen gelmezsen aileni cezalandırırım!” mantığı uyuşturucu kartelinin, suç örgütlerinin yöntemi olarak biliniyor. Soylu, canlı yayında bu yaptığını kendince “etkili bir yöntem” gibi anlatırken aslında hukukun temel ilkesi olan “suçun şahsiliği” ilkesini ayaklar altına aldığını itiraf ediyor.

Süleyman Soylu’nun aileyi tehdit ederken kullandığı cümlelerindeki fiillere dikkat edin: “İhraç ederim”, “Geri gönderme merkezine alırım.”

Bir içişleri bakanı olarak nasıl yapacaksın bunları? Hangi yetkiyle? Hukuk seni bağlamıyor mu?

Bunlar teknik olarak idari işlemler. Bir kişinin nasıl meslekten ihraç edileceği belli ya da bir kişinin nasıl geri gönderme merkezine alınacağı… Bu tehditlerin yapılma sebebi (muhtemelen cinayeti üzerine yıkmayı planladıkları) Zeynal’ın gelmemesi… Yani hukuka bağlı olarak yapılması gereken bir idari işlem, belli bir şahsın eylemine ya da eylemsizliğine tepki olarak, tamamen keyfi bir baskı aracına dönüştürülüyor… 

Aslında Süleyman Soylu, “Bakın ne kadar kararlı ve cesurum, soruşturmayı yürütüyorum!” derken, “Ben idari makamları, masum insanları cezalandırmak için nasıl kullanacağımı bilirim!” diyor. Yetkisini kötüye kullanıyor…

Belki de en vahim kısım “Şüpheli gelmezse…” ile başlayan bölüm… Bu şu demek; “Tutuklama şartlarını bilmiyorum, aslında çok da umurumda değil. Delil yoksa da ben babayı ihraç ederim; anneyi gönderirim…”

Bu tam olarak hukukun olmadığı yerdeki keyfi yönetimin tanımı.

Süleyman Soylu’nun bu açıklamalarının hukukta yeri yok. Bir bakanın şahsına, ailesine veya yakınlarına zarar verme tehdidiyle bir şüpheliyi ülkeye getirmeye çalışması, suçsuz üçüncü kişileri hedef alması, hem ulusal hem uluslararası hukuka aykırı. Hukuk devletinde soruşturma usulüne, yargı kararına ve diplomasiye uygun yöntemler izlenir; tehdit ve şantaj değil.

Neden?

Çünkü devlet hukuka uymazsa, devlet olmaktan çıkar ve meşruiyetini kaybeder. Devleti bir suç örgütünden ayıran en temel fark hukuka bağlılıktır. Devlet, gücünü kişilerin keyfi isteklerinden değil, yazılı yasalar ve evrensel hukuk ilkelerinden alır. Eğer devlet hukuka uymazsa, (ki uymuyor) elindeki gücü kuralsızca kullanmaya başlar. Bu noktada devlet, vatandaşını koruyan bir mekanizma olmaktan çıkıp, vatandaşı için en büyük tehdit haline gelir ve geldi…

Bugün Türkiye’de yaşanan budur… Maalesef devlet, bireyler için en büyük tehdit haline gelmiştir… AKP’nin 24 yıllık tek başına iktidarının sonunda devlet, sadece “daha büyük ve daha organize bir mafya” haline dönüşmüştür…

Hiç kimse yarın başına ne geleceğini, hangi malına el konulacağını veya hangi yakınının “rehine” alınacağını bilmiyor…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin