- Sosyal medya fenomeni Dilan Polat’ın Çeşme’deki otel odasından attığı bir video, tetikçiyi İzmir’e yönlendirdi. Engin Polat’ın hem kuzeni hem de koruması olan Can Polat’ın hayatına mal olan bu trajik olayın arkasında, sosyal medyanın ‘masum’ bir paylaşımı yatıyor. İfadesine göre tetikçi, Dilan Polat’ın sosyal medya hesabını takip ederek nerede olduklarını, hangi otelde kaldıklarını öğreniyor.
HABER-İNCELEME | İLKER DOĞAN
Dilan-Engin Polat çiftinin korumalığını yapan Can Polat, 3 Haziran günü saat 14.00 sıralarında silahlı saldırıda öldürüldü. Saldırı çiftin tatil yaptığı otelin önünde gerçekleşmişti. Dilan Polat’ın olayın hemen sonrasında ağlayarak çektiği ve paylaştığı video gündem oldu. Sosyal medya fenomeniydi ve yine en iyi yaptığı işi yapıyor ve yardım talebini de sosyal medyadan gözyaşlarıyla duyuruyordu!
‘Daltonlar çetesi’ adına hareket ettiğini ileri süren zanlının ifadesi, dijital çağın en tehlikeli yanlarından birini bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Zanlı, hedefini takip etmek için ne özel bir yazılım ne de profesyonel bir istihbarat ağı kullanmıştı. Yalnızca Dilan Polat’ın sosyal medya hesaplarını izlemişti.
Zanlı S.A. şöyle diyordu ifadesinde: “Instagram uygulaması üzerinden Daltonlar çetesine ulaştım. Paraya ihtiyacım vardı. Çete için Konya’da bir iş yaptım 100.000 TL para aldım. Ardından İstanbul’a geçtim, yeni hedefimin Engin Polat olduğunu söylediler. Ancak Engin Polat’ın gidebileceği yerlerin güvenlikli, yakalanma ihtimalinin yüksek olmasından dolayı eylemi gerçekleştiremedim. Dilan Polat’ın Çeşme’de otelde video atmasından sonra İzmir’e geldim. Örgüt yöneticisine Engin Polat’ın dışarı çıkmadığını söyledim. Bana ‘Boş dönme, yakınlarından birini vur’ talimatı verildi. Ben de Can Polat’ı vurdum.”
Sosyal medyanın şehveti inanılmaz boyutlara ulaşmış durumda… TikTok, Instagram, Facebook, X ve daha bir çoğu insanlara anlık bir yaşam aktarımı imkânı sunuyor. Ama bu kolaylık, beraberinde ciddi bir güvenlik açığını da getiriyor. Bir otelden atılan video yalnızca bir görüntü değil. İçinde şehir bilgisi, otel ismi, hatta pencereden görünen detayları bile barındırabiliyor. “Stories” olarak paylaşılan anlık içerikler, izleyiciye kişinin nerede olduğunu, ne zaman orada olduğunu ve ne kadar süre kalacağını söylüyor.
Siber güvenlik uzmanları, bu tür verilerin kötü niyetli kişiler tarafından nasıl kullanılabileceği konusunda yıllardır uyarıda bulunuyor; ama kimsenin umurunda değil. Can Polat cinayeti ise bu uyarıların artık teorik olmadığını, somut ve ölümcül sonuçlar doğurabileceğini gösterdi. Peki bu ders olur mu; çok zor…
Peki ne yapılabilir?
Uzmanların bu konudaki uyarıları dikkate değer…
Konum paylaşımlarında gecikme uygulayın. Bir yerden ayrıldıktan sonra o mekânla ilgili paylaşım yapmak, anlık konum tespitini engeller.
“Canlı konum” özelliklerini sınırlı tutun. Yakın çevre dışındaki kişilerin sizi anlık olarak takip etmesine gerek yok. Herkesin her şeyimizi bilmesine de gerek yok!
Gizlilik ayarlarınızı düzenli kontrol edin. Kamuya açık bir hesap, yabancıların sizi izleyebildiği anlamına gelir.
Rutin ve güzergâhlarınızı tahmin edilebilir kılmayın. Aynı mekânları, aynı saatlerde sürekli paylaşmak bir örüntü oluşturur.
Tanımadığınız takipçi isteklerini kabul etmeyin. Instagram’da bir tetikçinin “Daltonlar çetesine bu yolla ulaştım” ifadesi, platforma yabancıların da rahatlıkla erişebildiğini gösteriyor.
Kim için yaşıyoruz?
Meselenin bir de psikolojik, sosyolojik boyutu var. İnsanlar neden her şeylerini paylaşıyor? Yemek yerken, tatildeyken, yatarken, kalkarken… Her anımızı paylaşıyoruz… Neden?
Yine araştırmalara göre sosyal medyada alınan her beğeni, her yorum, her izlenme; beyinde dopamin salgılanmasına neden oluyor. Dopamin, ödül ve motivasyon sistemiyle doğrudan ilişkili bir nörotransmitter. Yani paylaşım yapmak, beyin için tıpkı kumar oynamak ya da şeker yemek gibi anlık bir tatmin kaynağına dönüşüyor. Bağımlılık mekanizması da tam olarak bu döngüden besleniyor.
Psikologlar bu durumu ‘dijital performans’ kavramıyla açıklıyor. Hayat artık yaşanmak için değil, sergilenmek için kurgulanıyor. Sabah kahvesi fotoğraflanmadan içilmiyor, tatil ‘içerik üretilmeden’ tamamlanmış sayılmıyor, başarılar paylaşılmadan gerçekleşmiş hissettirmiyor. Deneyim, ancak başkalarının onayıyla anlam kazanır hale geliyor.
Sosyal medya ‘ekmek’ kapısı oldu!
Sosyal medya platformları, insanların onay ihtiyacını para kazanma modeline dönüştürdü. Beğeni butonu tesadüfen tasarlanmadı!
Ekonomik krizin derinleşmesiyle birlikte sosyal medya, milyonlarca insan için bir “kolay para kapısı” haline geldi. İzlenme, beğeni ve takipçi sayısı artık doğrudan gelire dönüşüyor; bu gerçek ise insanları giderek daha fazlasını paylaşmaya itiyor. Başkalarının lüks yaşamlarını, şok edici içeriklerini ya da aşırı mahrem paylaşımlarını izleyerek para kazandığını gören kullanıcılar, aynı yolu denemek için sınırlarını her geçen gün biraz daha geri çekiyor. Ahlaki eşik yavaş yavaş aşınıyor: Önce mahremiyet feda ediliyor, sonra onur, sonra güvenlik….
Mahremiyet kalmadı!
Bu döngünün en çarpıcı sonucu ise mahremiyet sınırlarının erimesi. Yatak odaları, aile kavgaları, hastalıklar, mali sıkıntılar… Bir zamanlar yalnızca en yakınlarla paylaşılan bu bilgiler, artık milyonlarca yabancının ekranına akıyor. Hiç kapanmayan, 24 saat yayın yapan bir sahne var avuçlarınızın içinde…
Çoğu kullanıcı yaptığı yayınları, paylaşımları ‘özgürlük’ ya da ‘özgünlük’ olarak tanımlıyor. Bu gerçekten özgürlük mü yoksa ‘esaret’ mi? Farkında olmadan sosyal medya platformlarının esiri haline gelmiş olabilir miyiz?
Can Polat’ın hayatını kaybetmesine yol açan zincirlemenin en önemli halkası, sosyal medyada paylaşılan bir video. Bu gerçek, ‘dijital ayak izi’ kavramını soyut bir terimden çıkarıp hayatın tam ortasına taşıyor. Daha kötüsü bu trajedi yalnızca bir güvenlik sorununun değil, daha derin bir varoluş krizinin yansıması. Sosyal medya, insanlara sahte bir ait olma/topluluk duygusu, anlık onay ve görünürlük vaat ediyor.
Karşılığında ise güvenliklerini ve mahremiyetlerini alıyor.
