İmkânı olan delirsin!

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Sadece son bir ay içerisinde beş adet siyanürle intihar vakası yaşandığını biliyoruz.

Biliyoruz, diyorum zira iktidar yayın organları ve ajansları bu tür vakaları özenle gizliyorlar halktan.

Önceki gün alınan bir kararla siyanürün yasaklandığını okumuş olduk. Resmi gazete şöyle duyurdu haberi:, Kimyasalların Kaydı, Değerlendirilmesi, İzni ve Kısıtlanması Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğe göre, siyanürlü bileşikler olarak adlandırılan hidrojen siyanür, hidrosiyanik asit, kalsiyum siyanür, kadmiyum siyanür, diciva disiyanür oksit, sodyum siyanür, bakır siyanür, potasyum siyanür ve çinko siyanürün satışına ilişkin düzenleme yapıldı. Bu kapsamda, siyanür bileşikleri halka satış amacıyla piyasaya arz edilemeyecek, internet veya herhangi bir elektronik ortamda halka satılamayacağı resmen ilan edildi.

İktidar sorunu bu şekilde kendince çözdüğünü düşünüyor sanırım.

Ülkemizde sıkıntıların çözüm yöntemlerinden biri de bu zaten. Misal, otoyol bozuk olduğunda bunu gören yetkililer yolu tamir edeceklerine, yol kenarına “dikkat bozuk zemin” yazısı yazarak sorunu çözdüklerine inanırlar yıllardır.

Son olarak Antalya’da bir genç arabasında siyanürle intihar etti. Ve arabanın içine de “Dikkat siyanür var yaklaşmayın” diye uyarı yazısı yazdığını söylüyor görgü şahitleri.

En ilginç intihar vakalarından biri de önceki gün yaşandı.

‘Barış Pınarı Harekâtı’nın ardından bir traktör ve bir evini AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yazdığı , “Yemekte benim de tuzum olsun. İnşallah ekonomimize faydası olur” notuyla bağışlayan 72 yaşındaki Mustafa Dörtyollu, kendini evinin bahçesindeki ağaca asarak intihar etti. Şimdi beş yıl öncesine dönüp haber merkezlerine düşen sıradan haberlerden birine bakalım.

Tarih 3 Mart 2015…

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın doktorluğunu üstlenen AK Parti Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda 5 kişilik ‘Acil Tıp Ekibi’ kurduklarını bildirdi. Erdöl ayrıca Külliye bünyesinde bir de laboratuvar kurulduğunu ilan ediyor. Ayrıntılar şöyle: “5 kişilik bu ekip, 24 saat esasına göre çalışıyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın sağlık, gıda ve beslenme güvenliğiyle ilgili çalışma planı yaptık. Buna göre, içtiği sudan, yediği yemeğe kadar her şey inceleme ve analizden geçiriliyor. Uluslararası koruma kriterlerine göre yapılan bu incelemelerde, yiyecek ve içeceklerde radyasyon, kimyasal madde, ağır metal ve bakteri taraması yapılıyor. Analizler düzenli tekrarlanıyor. Yurtiçi ve yurtdışındaki tüm seyahatlerde de aynı analizler yapılıyor. Dünya genelinde suikastların artık silahla değil, bu tür yollarla özellikle gıda yoluyla yapıldığı biliniyor. Bu ekipte gıda konusunda uzman olan doktorlar var. Alınan örnekler sadece Ankara’da değil, İstanbul’da da farklı farklı laboratuvarlarda analiz. Saray’da da bir analiz laboratuvarı kurulmasını planlıyoruz.”

Önceki gün çok ama çok enteresan bir oturum yapıldı TBMM’de.

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda Cumhurbaşkanlığı bütçesi görüşülürken Saray’ın 2018’de yaptığı ve Sayıştay raporunda gözükmeyen harcamaları da ortaya çıktı.

Çok enteresan kalemler vardı ve bunlardan biri de yıllık 3,1 milyon TL ile üst sıralarda yer alan “laboratuvar malzemeleri” kalemiydi. Saray’da kurulu olan laboratuvarlarda ne gibi işler yapılıyordu ki sadece malzeme için 3 milyon TL masraf ediliyordu?

Meseleyi sadece Reis’in yiyip içtiklerini analiz eden malzemeler başlığıyla izah etmek çok mümkün değil elbette.

Halka intihar etmesin diye siyanür satışını engelleyen bir ülkenin idarecileri yemekten zehirlenmeyelim diye 3 milyonluk malzeme almış olabilir miydi?

Aslında Sayıştay raporlarında gizlenen diğer kalemleri görünce böylesi bir laboratuvarın neler yaptığını tahmin etmek nispeten kolaylaşıyor.

Misal saray bir yılda yemeklerde kullanacağı baharatlar için toplam 118 bin lira baharatçılara yollanmış.

Köpek ve kedi mamasına 104 bin lira, gübre ve bitki ilaçlarına 366 bin TL, plastik bardak, çatal kaşık için (tek kullanımlık) 1,4 milyon TL, içecek servis takımlarına 364 bin, mutfak kepçesi, kevgiri vs. için 1 milyon, dezenfeksiyon solüsyonları için 1,2 milyon TL harcanmış. Liste çok uzun ve insanın moralini bozacak kadar renkli.

Halkın yoksulluktan intihar etmek için siyanür bulamadığı ülkede sarayın böylesi bir bütçe kullanması insanın en azından akıl sağlığını olumsuz etkiler diye düşünmekteyim.

AKP Türkiye’sinde 15 milyondan fazla kişi, 20 milyona yakın insan ise yoksulluk sınırında yaşıyor. “Türkiye’de Gelir Eşitsizliği ve Yoksulluk” raporuna göre ekonomik kriz, 1 milyondan fazla yeni işsize sebep olmuş durumda. Bunlar AKP iktidarının ağzını gözünü kırarak çarpıttığı resmi rakamlar. Hissedilenin ve gerçek rakamların bunun çok üzerinde olduğunu herkes çok iyi biliyor.

Hasılı kelam; yoksunluğun, açlığın, kimsesizliğin,  sahipsizliğin, yoksulluğun, işsizliğin köşeye sıkıştırdığı umutsuz ve çaresiz insanlar kendilerini yakıyor, intihar ediyor.

Saray ise bu tabloya bakıp çekirdek çitlemek için 300 bin TL bütçe ayırıyor.

Baldırı çıplaklar!

Her dönem kendi sanatını üretir. Bu böyledir, belki biraz geç olur ama olur nihayetinde.

AKP ve Erdoğan döneminin de kendi sanatını üreteceği dönem mutlaka gelecektir. Devlet bütçesiyle çöp olan milyarlık bütçelere karşı minicik bütçeli sanat çalışmaları iktidarın tam ortadan yarılmasına sebep olacağı dönemler de gelecektir.

Bu tüm darbe dönemlerinde böyle olmuştur.

Hatırlayın 12 Eylül’ü.

Çok yoğun baskı ve korku döneminden sonra Özal’ın gelmesiyle biraz hafifleyen baskı sonrasında yekûnune “12 Eylül Filmleri” diyebileceğimiz sinema filmleri birbiri peşi sıra çekilmişti.

Bunlardan en başarılı olanlardan biri şüphesiz Başar Sabuncu’nun Çıplak Vatandaşı idi.

1985 yapımı Çıplak Vatandaş filminde ailesini geçindirmekte sıkıntılar yaşayan toplumun orta direk kesiminden bir adamın çıldırma hikayesi anlatılıyordu. O zor dönemde bile insanlar intihar etmektense delirmeyi tercih ediyordu sanki.

Geçtiğimiz gün bir sol sitede intiharın yüceltildiği bir yazı gördüm ve içim burkuldu. Hiçbir inanç ve ideoloji insan bedeninin ölümü üzerinden yükselmeyi denememeli.

Bu durumlarda belki de delirmek bir erdem ve çözüm olarak görülmeli…

İşin espri kısmı elbette bu.

Son söz; Öldüren siyanür değil, umutsuzluktur!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin