İmitasyon Memati: Fahrettin Altun

METAMORFOZ PORTRELER | BÜLENT KORUCU 

Askerlik yapanlar bilir; en baş belası şey üst devre sadizmidir. Çömezken ezilmiş olanlar, gücü eline geçirince seleflerinden daha zalim olur ve kısır döngü sürer gider. Saray’ın İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un geçirdiği metamorfozu anlamaya çalışırken, gözlemlediğim şeylerden biri de bu. İktidarı ele geçiren İslamcılar aynen bu kafada; biz ezildik şimdi ezme sırası bizde!

Normal şartlarda aksinin olmasını beklersiniz ancak, üst devre sendromunun en acımasız yaşandığı alan akademi dünyasıdır. Mürekkep yalamış olanların daha sakin, vakur ve müstağni kalmasını beklersiniz. Ne yazık ki öyle değil, iktidara ve nimetlerine kara sinekler gibi saldırıyorlar. Aç akademisyenler familyasının tipik örneklerinden biri Altun. TRT 2’de yayınlanan Ayrıntı programının 2011 öncesi örneklerine göz atın ve dönüşümün büyüklüğünü görün. Yüz, tip, konuşma tarzı, ses tonu… her şey değişmiş, sanki kurt adama dönüşmüş. Saraya taşınınca da evrimini tamamlamış.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Fahrettin Altun’a bakınca Kurtlar Vadisi dizisindeki Memati karakteri geliyor gözümün önüne. Cumhurbaşkanı Erdoğan için iletişim stratejileri oluşturması gereken kişiyi çoğu zaman ‘racon’ keserken görüyoruz. Üst perdeden konuşup, had bildiren, tehdit eden ve bunu Erdoğan’dan rol çalarak yapan bir basın danışmanı var karşımızda. Daha önce Ahmet Tezcan, Kemal Öztürk, Akif Beki, Lütfullah Göktaş gibi isimlerin bulunduğu koltukta oturuyor. Onların da haberlerin veriliş biçimiyle ilgili gazete ve televizyon yöneticilerine baskı yaptığı hatta tehditler savurduğuna dair çok sayıda tanıklık var. En azından kamuya açık yapmazlardı ve medyayla sınırlı alanda kalmaya çalışırlardı. Altun, il başkanlarından parti sözcülerine hatta genel başkanlara varıncaya kadar herkese ‘ayar vermeye’ kalkışıyor. En komiği mesajlarında birinci çoğul şahıs ekini kullanması ve ‘biz’ diye konuşması.

Surp Krikor Ermeni Kilisesi’ne yapılan saldırıyı kınamak için Vakıf Başkanı Edvard Ayvazyan’ı arayarak geçmiş olsun dileklerini iletmiş. Devam cümlesi şu “Bu üzücü olayın hukuki zeminde takipçisi olacak ve vatandaşlarımızın haklarını her zaman savunacağız.”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın iktidarları döneminde düşünce suçlusu olmayacağına dair açıklamasına verdiği cevap ise psikolojik analiz gerektiriyor. Gazetecileri ‘Basın özgürlüğü” adı altında terör örgütlerinin propagandasını yapmakla’ suçlayan Altun söze ‘devletimiz’ diye başlıyor. Devleti ‘tağut’ gören islamcıların devlet adına tehditler savurması da hayatın acı bir ironisi olsa gerek.

Eminim kendisine Goebbels benzetmesi yapılmasından fazlasıyla mutlu oluyor, haz duyuyordur. Hitler’in propaganda makinasını yöneten şeytani zeka ile en küçük bir benzerliği yok oysa. Üzerinde iğreti duran Memati pozlarıyla Erdoğan’ın imajına fayda yerine zarar veriyor. Bitirim rolünü zaten Erdoğan yeterince yapıyor, basın danışmanının da öyle olması kendi tabanını bile irrite ediyordur. Ayrıca çok büyük iletişim kazalarına imza atıyor. Azerbaycan’ın Balaken şehrinde okunan ezanı Endülüs’te okunmuş gibi Erdoğan’a dinletip, sosyal medya ve Anadolu Ajansı’na servis etmesi gibi. Ya da ABD’deki polis şiddetiyle ilgili Erdoğan’ın sosyal medya hesaplarından İngilizce paylaşım yapması… Cumhurbaşkanı o paylaşımdan dolayı binlerce kişinin müstehzi cevabına muhatap oldu.

Bununla da yetinmiyor Altun, Amerika Birleşik Devletleri’nin Ankara Büyükelçisi David Satterfield’i telefonla arayıp, şiddet olaylarının arkasındaki ANTIFA’ya hem FETÖ hem de PKK’nın destek verdiğini söylüyor. Büyükelçi Satterfield, A Haber izleyicisi muamelesi görmekten mutlu olmamıştır herhalde.

Çakma Memati’nin bence en önemli sabıkası, Ahmet Davutoğlu ve Bilim Sanat Vakfı camiasına ihanet etmesi. Akademik dünyada yokluğa mahkum edildikleri günlerde onlara değer veren, sahip çıkan Davutoğlu’nu arkadan hançerlediler. Çoğul kullanıyorum çünkü Burhanettin Duran, Medayim Yanık ve o, Şehir Üniversitesine el koyma sürecinin ilk fitilini ateşlemişti. Atıf Ali Bir’in rektörlüğüne karşı isyan başlatıp istifa ettiklerinde linç kampanyasının ilk taşını atmışlardı. 28 Şubatçı diye Bir’in rektörlüğüne savaş açan Altun, şimdi Yiğit Bulut’la birlikte Saray’da mesai yapıyor. Kurucuları arasında yer aldığı Şehir Üniversitesi’ne el koyup kapatanların ‘hık’ deyicilerdendi. Bu örnek bile tek başına iktidar ve onun nimetleriyle arasındaki ilkesiz ve sorunlu ilişkiyi resmetmeye yetiyor. Karşılığında eşi ve kendisi alakasız biçimde THY ve Borsa İstanbul’da Yönetim Kurulu’nda ve daha önemlisi Erdoğan hanedanının gözdesi konumundalar. Bunlar rantın sadece görünen kısmı…

Mafya güzellemesi yapacak halim yok ama böylesi Brütüslük orada bile olmaz. İmitasyon Memati derken haksız mıyım?

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin