İlahiyatçı Fatih Dokumacı: ’5 vakit namazda Almanya halkına dua ediyorum’

[SÜRGÜNDE HAYATA TUTUNANLAR]

RÖPORTAJ | HASAN CÜCÜK 

İlahiyatçı Fatih Dokumacı’yı Irmak TV ekranlarında yaptığı programlarla tanıdık. Hizmet Hareketi’ne karşı başlatılan cadı avından nasibini alanlardan biri de O oldu. Dini programları büyük beğeni ile izlenen Irmak TV’yi de bünyesinde bulunduran Feza yayın grubuna 4 Mart 2016’da polis zoruyla el konulmasından iki hafta sonra Fatih Dokumacı, ülkesini terketmek zorunda kaldı.

Önce Bosna–Hersek’e geçen birkaç ay sonra ’hicret diyarı’ Almanya’ya geldi. İlticası kabul edilen Fatih Dokumacı, daha ilk günden itibaren kendilerine kucak açan Almanya’ya faydalı olmanın hayallerini kurdu. Dil öğrenen Fatih Dokumacı, 2 ay önce bulduğu işle, 2,5 yıllık hayalini gerçeğe dönüştürdü. Yaşlı ve hastaları taşıyan bir şirkette şoförlük yapan Fatih Dokumacı, ’5 vakit namazda Almanya’ya ve Almanya halkına dua ediyorum’ diyor. Almancasını B2 seviyesine getirdikten sonra Merkel’e mektup yazan Dokumacı, mektubu, ’’Kendim bu yaştan sonra ne kadar faydalı olabilirim bilmiyorum. Ama üç evladımı vefa borcu olarak Almanya’ya adak adadım. Onlar Alman toplumuna dokunacaklar, güzel işler yapacaklar.’’ ifadesiyle bitirdiğini söylüyor. Merkel’den gelen cevap ise, asırlar önce Necaşi’nin cümlelerinden farksız: ’’Ülkemde dilediğiniz gibi, özgür ve güvenli bir hayat sürebilirsiniz.’’ Fatih Dokumacı ile hicret diyarında yaşadıklarını ve yeni mesleğini konuştuk.

– Türkiye’den ne zaman ayrıldınız? 

Türkiye’de Irmak TV ve Zaman gazetesindeydim. 4 Mart 2015’te gazeteyi bastılar. O meşum gazın altında kaldık. Hayatta gaz nedir bilmezken, gaza boğulduk. Gazete baskınından bir iki hafta sonra da Türkiye’den ayrıldım. Gazete baskınından son 5-6 ay önce gazetede yattık, gazetede kaldık. Elimizden geldiğince ne yaparız dedik ama 4 Mart’ta kötü bir şekilde gazeteyi bastılar. Biz de ülkeden ayrılmak zorunda kaldık.

– Yeni bir ülke yeni bir hayat… Hicret diyarında başlangıç nasıl oldu sizin için? 

Daha 15 Temmuz olmamıştı. Gazeteci olduğumuzdan arkadaşlar benimle ilgili çok sıkıntılı bir sürecin olabileceği bilgisini almışlardı. O günlerde ise Schengen vizem bitmişti. Önce Bosna’ya geçtim. Orada bir kaç ay kaldıktan sonra eşim ve 3 çocuğum beni ziyarete geldi. Ramazan bayramını birlikte geçirdik. Biz Bosna’dayken evimizin polislerle basıldığını öğrendik. Komşularımız ’Ne sen dön ne de çocukların ve eşin dönsün’ dedi. Bosna’dan sonra soluğumuzu Almanya’da aldık. Almanya bize kucak açtı. Ben 5 vakit namazda Almanya ve Alman halkına dua ediyorum. Bu kucak açmanın neticesinde ise bir vefa olarak şoförlük yapıyorum.

Dini programları büyük beğeni ile izlenen Irmak TV’yi de bünyesinde bulunduran Feza yayın grubuna 4 Mart 2015’te polis zoruyla el konulunca Fatih Dokumacı, ülkesini terketmek zorunda kaldı.

– Zor olmadı mı? Dilini, kültürün bilmediğini bir ülke… kamp hayatı.. Ne gibi zorluklar yaşadınız? 

O günlerde kamp hayatı pek bilinmiyordu. Şimdiki gibi değildi. Sağ olsun daha önce buraya yerleşmiş arkadaşlar, elimizden tutup ensarlık yaptı. Kamp hayatı elbette zordu. Kampta misafir edildiğimiz o günlerde 4-5 aile idik. Gece odalara çekiliyor, gündüz kahvaltıda buluşuyorduk. Yapacak bir işte olmadığından uzun bir kahvaltı oluyordu. Gece herkes Türkiye ile irtibata geçiyor. Sabah kahvaltıda kim kimle irtibata geçmiş ise, ’Ben duydum filan geçiyormuş’, ’Ben duydum filan geçmiş’ dediğinde bir kişinin geçmiş olmasından dolayı duygulanıp ağlıyorduk. Bir kişi daha zulümden kurtulmuş. Böyle bir süreçti kamp hayatı.

Daha sonra kamptan ayrıldık Frankfurt yakınlarında bir kasabaya geldik. Bugün kaldığımız bu evde bizim Carolina hanım karşıladı. ’Dokumacı ailesi hoşgeldiniz’ derken, biz gelmeden sanki biz bunların rüyasına girmiş gibi, bizi tanıyordu. ’Hatice, Hafsa siz olmalısınız, siz bu odada, İbrahim sen olmalısın sen bu odada kalacaksın’ derken, kızlar için pembe, oğlum için mavi renk ağırlıklı oda ayarlamışlardı. Bu şekilde Alman halkı bize kucak açtı.

– Anavatanınızı terk etmek zorunda kalıyorsunuz, bilmediğiniz yabancı bir ülke ise size kucak açıyor. Carolina Hanım, sizi karşıladığında neler hissettiniz? 

Bu farklı bir şey. Bu olamaz dedim. Beni herkes kovalarken, Almanya’nın vazifelendirdiği bir hanımefendi bizi karşıladı. Sadece karşılanırken değil. Geleli 2,5 yıl oldu. Devamlı duam, ‘Allah’ım beni buraya, burayı bana sevdir’ diye. Hamdolsun bir tane yanlış bir adam görmedim. Kime dokunduysam hep kucakladılar.

– Dil bilmiyordunuz? Sorunu nasıl çözdünüz? 

Ben ilk günden itibaren bize dil öğretin dedim. Bizzat kendi dilinizde teşekkür edelim dedim. Kilise’den bir hanımefendi geldi dil öğretmeye başladı. Kabul geldikten sonra dil kursuna resmen başladık. Çocuklarım okula başladı. Büyük kızım 6 ayda üniversiteden kabul aldı. 8 ayda dili çözdü. Geisen Üniversitesi psikolojide okuyor. Bizde hanımefendiyle el ele tutup, dil öğrenmeye bir ibadet gibi bakıp kursa gittik. Her gün kursa gitmek suretiyle B1 ve B2’yi geçtik. İş Bulma Kurumu’na (Jobcenter) biz size faydalı olup, teşekkür etmek istiyoruz dedim. Biz buraya faydalı olalım dedim. B2’yi tekrarlatacaklardı, bize iş gösterin dedim. Nasıl bir iş istiyorsun dediklerinde, ‘Ben eğitimciyim, yaşlılarınıza, çocuklarınıza yardım edeyim’ dedim. Huzurevinde çalışmak ister misin dediler. Ancak bunun için kurslara gitmek gerekiyordu. İki kursa gidip, belgelerimi alıp, iki huzurevinde staj yaptım.

Almancasını B2 seviyesine getiren Dokumacı, başarı belgesini kurs müdürünün elinden aldığını söylüyor. Dokumacı, daha sonra Merkel’e mektup yazdığını anlatıyor.

Bir gün yolda giderken kırmızı ışıkta durdum. Önümdeki arabanın arkasında ‘Sizi arıyoruz’ yazıyordu. Baktım araba ambulans gibi servis arabası. Aradık numarayı. CV’nizi gönderin dediler. Şirketle irtibata geçip, ‘Siz de staj yapmak istiyorum’ dediğimde, ‘Gel işe başla’ dediler. Ehliyetim vardı ama hasta ve yaşlı taşımak için özel bir ehliyete ihtiyaç vardı Onu alman lazım dediler. Herhalde benden beklemiyorlardı ama gidip o ehliyetide de alıp işe başladım. 2 aydır Almanya’da çalışıyorum. Sabah engelli çocukları alıyorum, okullarına bırakıyorum. Hastaları ve yaşlıları, hastaneden evlerine götürüyorum.

– Şoförlük yaparken iletişiminiz nasıl oluyor? 

Hastalar diyor ki, ‘Ben çok korkuyorum. Ameliyata gidiyorum’ dediklerinde ben size dua edeceğim diyorum. Müslümanım, Türkiye’den geldim dediğimde ‘Biliyoruz senin yabancı olduğunu’ diyorlar. Gece kalkıp, çocuklarımla ismen dua ediyorum. Yolculuk bitip, hastaneye bıraktığımda mutlu oluyorlar. Onları mutlu görmek beni de mutlu ediyor.

– Genelde Batı Avrupa’ya gelen mülteciler, sosyal yardımdan geçinip, çalışmadan yaşamayı düşünürler. Oysa siz daha ilk günden geldiğiniz ülkeye faydalı olmayı hedefleyip, dil öğrenip, çalışmaya başlamışsınız. Sıradışı bir mültecisiniz…

Arkadaşlarımız için ‘Bunlar farklı’ diyorlar. Başka milletten gelen mülteciler dil kursuna bir gün geliyorsa bir gün gelmiyor. Bizim arkadaşlarımız öyle değil. Çalışıyor olmak övünülecek birşey değil, gayet normal. Ancak başka milletlerden görmedikleri gayreti bizim arkadaşlarımızdan görüp, ‘Bunlar farklı’ diyorlar. İnsanlara dokunmamız lazım deyip, kiliseye gittik. Eşim ve büyük kızımla. Başörtülü olunca dikkat çektiler. Tabi ilk başta şaşkın bakışlar gördük. Önemli bir günlerine davet geldi. 60 yaşında bir bayan yanımıza gelip, ‘Bir imamdan duydum, sizin buraya gelmeniz dininiz için sakıncalı değil mi?’ diye sordu. Ben tam cevap verecektim, bir başka bayan ‘Bunlar başka Müslüman, bunlar başka Müslüman’ dedi. Bunlar başka mülteci diyecekler. Mülteci kimliği değişecek. Bunlar diğer müslümanlar gibi değil diyecekler.

Türkiye’den ayrılırken, Allah’ın bize ne hazırladığını bilmiyordum. Kur’an-ı Kerim’deki ‘Ey insanlar kardeş olun’ ayetini okuyup, 60 yaşındaki İngilizce öğretmeni bayanın koluna girip, ‘Allah bana burada kardeş hazırlamış’ dediğimde gözyaşlarını tutamayıp, hıçkırıklara boğuldu. Herkes ağlamaya başladı. Bu kardeşlere vefalı olmak lazım deyip, şoför oldum.

İlahiyatçı Fatih Dokumacı’yı Irmak TV ekranlarında yaptığı programlarla tanıdık. Hizmet Hareketi’ne karşı başlatılan cadı avından nasibini alanlardan biri de o oldu.

– Hicret diyarında yol haritamız nasıl? Türkiye’de şartlar değişince dönmek planı var mı? Yoksa burada yaşamaya devam mı? 

Zor bir soru sordunuz. Dili öğrenince oturduk, kızımla Angela Merkel’e bir mektup yazdık. Yaşadıklarımızı yazdık. Bize cevap geldi. Danışmanı aracılığıyla mektup geldi. ‘Sizi anlıyoruz’ minvalindeydi. Ardından 3-5 ay sonra Doğu- Batı Almanya’nın birleşme günü olan 3 Ekim’de kızıma bir mektup daha yazalım dedim. Bu kez benim ağzımdan yazdık. Süreci anlattık. Neler yaşadığımı, kurban olduğumu ülkemi terk etmek zorunda kaldığımızı yazdık. Son paragrafa gelince ‘Sayın Merkel, bizim memleketimizde adak adeti var’ deyip, tanımını yaptıktan sonra ‘Sayın Merkel, Almanya bize ilk günden kucağını açtık, biz bu ülkeye faydalı olmak istiyoruz. Ben bu yaştan sonra bunu başarır mıyım bilmiyorum. Ama ben ülkemden aldığım adak kültürünün tanımını size yaptım. Üç çocuğum var, inanıyorum ki gelecekte Almanya’ya çok faydaları olacak. Ben üç çocuğumu Almanya’ya adadım sayın Merkel’ diye yazdım. Bir hafta geçmeden cevap geldi; ‘Mektubunuz Şanşölye ve ekibinde heyecan uyandırdı. Sizi çok iyi anlıyoruz. Ülkemizde dilediğiniz gibi serbestçe yaşayabilirsiniz’ yazıyordu. 14 asır sonra tarih bir nevi tekerrür ediyordu. Biz artık buradayız. Dönmek diye bir niyetimiz yok ama aklımız fikrimiz Türkiye’deki arkadaşlarımızda, kardeşlerimizde. Her gün hastalarıma Türkiye’de yaşananları anlatıyorum. 900’e yakın bebek hapiste deyince ‘Yanlış mı duydum. Bebek mi?’ diyorlar. Meslekleri nedir bilmiyorum ama arabaya binen herkese Türkiye’nin durumunu anlatıyorum.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin