İki artı iki beştir

YORUM | PROF. MEHMET EFE ÇAMAN

Yapılanların yanlarına kalmayacağını söyleyenler bunu salt retorik bir cümle olarak kuruyor. Cumartesi Anneleri’nin kaybedilen – siz bunu katledilen diye okuyun! – çocuklarının faillerine ne oldu? Roboski katliamında bir hiç uğruna hayatından olan gariban Kürt köylülerinin başına gelenlerden hesap soruldu mu? Boşaltılan köylerin, işkencede öldürülenlerin, yaşı büyütülüp idam edilen çocukların, Varlık Vergisi’nin telafisini geçtik, bunlarla yüzleşti mi toplum, bir defa olsun? Yerinden yurdundan edilen ötekiler, soykırıma uğratılan Ermeniler, Rumlar ve Süryaniler, derisi yüzülen, Anadolu’dan tabiri caizse kazınan Bektaşiler? Dersim’de uçaklarla bombalanan, sığındıkları mağaralarda gazlanan Zaza Aleviler… Hatırlayanınız var mı, bu büyük suçlardan hesap sorulduğunu? Nazım Hikmet’in mezarı hala Rusya’da. Aydınlarını kaçmaya iten, zulmüyle onlara kendi öz be öz memleketlerini dar eden ceberut bir devlet, halen dimdik ayaktadır ve kimse bu devletten hesap soramadı, soramıyor. 

Bakın, sistematik bir durum var, siz görmek istemeseniz de. Her katliam ve vahşilik, unutulmuş, unutturulmuş. Halının altına süpürülmüş her şey. Dolap iskeletlerle doludur. Unutturulan her korkunç suç, yepyeni, taze suçlara ilham oldu, oluyor, olacak. Geçmişin bu karanlığına spot ışıkları tutup ne olduğunu araştırmadıkça da bu durum değişmeyecek. 

Bugün bir zulüm makinesiyle karşı karşıyasınız. Ama dün makbul vatandaşlardınız hepiniz. Başkalarının yaşadıklarına dudak bükerken, kendinizin ve çocuklarınızın da bir gün bu devletin zulmünü tadacağına ihtimal vermiyordunuz. Dünün makbul vatandaşları bugün aile boyu takibata uğratılıyor. Amerika’yı yeniden keşfe lüzum yok. Yaşananlar, bir sistematiğe işaret ediyor. Devlette süreklilik esastır dediklerinde siz ne anlamıştınız, bilmiyorum. Ama onların kastettiği buydu. Bu devletin yakıtıdır zulüm. Hukuk, eğilip bükülmeden hiç var olmadı bu topraklarda. 

Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasından ve Cumhuriyet’in kurulmasından sonra bir fırsat penceresi açılmıştı. İttihatçıların işledikleri soykırım suçuyla yüzleşmek mümkündü. Anadolu’da Kurtuluş Savaşı’nı çok uluslu, civic kimliğe dayalı, Anadolu Federal Cumhuriyeti olarak taçlandırmak olanaklıydı. Irkçı, Türk-üstünlükçü milliyetçilik yerine, ayakları yere basan, demokratik değerleri ve hukuk devletini önceleyen bir politik sistem kurulabilirdi. Anadolu Aydınlanması başarılabilirdi. Olmadı. Tek parti sultasına, lider kültüne, etnik ulusçuluğa, rijit Jakoben anlayışa teslim olundu. Cumhuriyetin mayasını çok seslilik değil askeri disiplin oluşturdu. 

Başka vatan bilmeyen Anadolu insanına Orta Asya’nın esas yurtları olduğu endoktrine edildi. Çok dilli, çok dinli, çok etnisiteli, karışık bir topluma Türk-üstünlükçü tarih üzerine bina edilen bir hayali cemaat (ırki/etnik Türklük) empoze edildi. 100 yıl bu şekilde geçti. Türkiye denen yerde yaşayan ne kadar öteki varsa, zulme uğradı. Gerek etnik sebeplerle, gerek dinsel veya mezhepsel farklılıklar temelinde, gerekse de ideolojik nedenlerle insanlar ötekileştirildiler ve sistem dışılığa itildiler. En geniş olarak Kürtlere yapıldı elbette bu, ama diğer ötekiler de mağdur oldular. 

Şimdi bu listeye Gülen Cemaati veya Hizmet Hareketi de eklendi. Yalnız değiller. Onlarla beraber, onlardan olduğu iddiasıyla birçok liberal, AB yanlısı, demokrat, dindar-dinsiz, Alevi-Sünni, kadın-erkek, Kürt-Türk, karşıcinsel-eşcinsel, Rum-Arap-Ermeni-Boşnak-Roman, aklınıza gelen herkes var. Haksızlık ve hukuksuzluk olduğunu söyleyeni hedefe alıyorlar. Üzerlerine hayal güçlerine sığabilen her tür suçu yıkıyorlar. İnsan öğütmede deneyimli devletleri işinde gayet başarılı! İktidarların değişiminden bağımsız bir döngünün parçalarıyız hepimiz. İttihatçılar, Kemalistler, Türk merkez sağı, ulusalcı sol, milliyetçi-Ülkücü kesim, İslamcılar, Avrasyacılar, kısacası aklınıza gelen tüm siyasal hareketler ve partiler, bir ortak özelliğe sahip. Bu devlet onlarındır. Konu ötekiler olduğunda bu birbirlerinden çok farklı gruplar birleşirler. Suriye’de Kürtlere saldırmak için yapılan askeri harekâtlara mesela ortak duruşla tezkere çıkartabilmelerinin sırrı burada gizlidir. Veya konu Kürt siyasi hareketi ya da “FETÖ” meselesi olunca hepsinin aynı dili konuşması da bundandır. Bakmayın birbirlerinden bazı açılardan çok farklı göründüklerine. Hepsinin siyasal “tanrısı” aynıdır: devlet. Hepsi de “hayali cemaat” olarak inşa edilen sansal ırksal-etnik Türklük ailesine yürekten (ya da göbekten) bağlıdırlar. Devlet onlara ne derse onu yaparlar. Devletin başına geçtiklerinde birbirlerininkine benzer politikalar izlemeleri bundandır. Yoksa siz hiç düşünmez misiniz, son bir asırda iktidar olan tüm partilerin neden Kürt politikaları dönüp dolaşıp aynı yere varıyor diye? Ya da 1980 darbesinin sonucu olan YÖK neden son 40 yılda gelip geçen hiçbir iktidar tarafından kaldırılamadı diye sormak aklınıza gelmiyor mu? İstiklal Mahkemeleri’nin devamı olan “yargı siyasetin köpeğidir” düsturu neden değişmedi hiç mesela? 

Siz bu devletin vatandaşları falan değilsiniz. Dedelerinizin dedeleri nasıl kullar idiyse, sizler de bu devletin kullarısınız. Çocuklarınız da bu devletin kulları olacak. Vatandaşlığı size çok gören, istediğinde onu sizden alabilen, size hizmet değil lütuf getiren bir güç bu. Sizin devlet zannettiğiniz şey ile dünyadaki hukuk nizamları birbirlerinden farklı şeyler. Matrix filmindeki Neo gibi, sizi bir hayal ortamında köle olarak kullanıyorlar. Sistemi sorgulayan herkes bu “devletin” yumruğunu kafatasının üzerine yiyor. 1984 türü bir nizami kanunsuzluk otoritesi, size doğruları ve yanlışları söylüyor. 

İki artı iki beştir. Tekrar edin! İki artı iki beştir! Tekrar edin! Tekrar edin! 

Bu sistemi yıkmak zorundasınız. Ancak bu şekilde bir hukuk devleti kurulabilir. Derin bir hipnozda, tüm toplum. Bu hipnozdan uyanmak zorundayız. Size tek gerçek olduğuna inandırdıkları her şeyi sorgulamak zorundasınız. Önce kim olduğunuzdan başlayın – zira o bile bu devlet zannettiğiniz kriminal organizasyonun inşa ettiği bir kimliktir. Malcolm X’in kendisine neden X soyadını seçtiğinin açıklaması kadar dramatik bir durumla karşı karşıyasınız. Bu devlet size kimliğiniz de dâhil her şeyi kendi menfaatlerine göre manipüle ederek dayattı. Ermeniler nereye gitti? Dersim’de ne oldu? Mübadele neden yapıldı? Neden Roboski’de olanlardan hesap sorulmuyor? Neden aydınlar hep bu toprakları terke zorlanmış? Bu sorulara yanıt vermeden – en azından yanıt talep etmeden! – gerçekten 15 Temmuz’da ne olduğunu size söyleyeceklerini mi zannediyorsunuz? Bir gün uyanacaksınız ve her şey kötü bir rüyaymış, son böyle mi şekillenecek sanıyorsunuz? KHK’lar toptan iptal edilecek, devlet sizden ve çocuklarınızdan özür dileyecek, maddi ve manevi zararlarınızı tazmin ve telafi edecek, öyle mi? 

Sizin Ermenilerden, Alevi Zazalardan, 6-7 Eylül Pogrom’unun kurbanı Rumlardan, asimilasyon ve ölüm arasına sıkıştırılan Kürtlerden, bu topraklardan kitleler halinde sürülen Rumlardan ve tüm diğer gariban mağdurlardan ne farkınız var? Bu devletin size ayrıcalıklı muamele yapacağını mı düşünüyorsunuz cidden? 

O halde tekrar edin, kardeşlerim: 

İki artı iki beştir! 

Türkiye'de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

3 YORUMLAR

  1. Bugün çoğu yerde alevilerin mezarlığı bile ayrı iken yıl 2022 , hala demokrasiyi insan haklarını sindirememiş bir halk toplum var yıl 2022 . 1920 lerde demokratik bir cumhuriyet düşüncesi bence biraz havada kalıyor . 1900lu yıllarda , Devletin resmi dili arapça ve şeriat yasaları uygulanıyorken arapların-müslümanların ingilizlerle birlikte savaşması ; aydınlar ve halk arasında travmalara sebep oldu , ermenilerin gerilla savaşlarını saymıyorum bile … Suçu sadece devlete yıkmaklada olmuyor halkda hazır cinayetlere masumların katline , infazına , adaletsizliklere . Doğuda çoğu yerde yaşlıları (Kürt zaza türkmen farketmiyor) dinlerseniz , oturdukları evin , tarlaların zamanında ermenilere ait olduğunu söylerler , gayet rahat sıradan bir şekilde . Mazlumlarda zalim , zalimlerde mazlum olabiliyor devran döndükçe …

  2. Hayır, bu kez hesap sorulacak çünkü artık “ruh cephesinde” bir kurtuluş mücadelesi veriliyor ve çok çetin geçiryor. Nasıl olacağını az çok tahmin edebiliyoruz.

  3. Devletin bize ayrıcalık yapacağını düşünüyoruz. Çünkü Türküz. Kendimizi bu yüzden Devletin yanında sanıyoruz. Ama Türklere yapılanları görünce içimizde bir soru işareti olmuyor değil.

    Devlet sanki istediği suçu işleyebiliyor. Ve bütün suçların üzeri örtülüyor. Resmen kendine çok rahat bir konum elde etmiş. Aslında Devlet bir insan dünyasında kendini öyle bir yere konumlandırmış ki sanki bir inanç sistemi kurmuş. Yani insanın inanma kısmını kullanıyor.

    İnsan inanç kısmına giren birşeyi sorgulayamaz. Çünkü kendi inancını da sorgulamaz. İnanç sorgulanamaz davranışıyla aslında insan inanç noktasındaki hatalı duruşu ile yüzleşmekten kaçmış oluyor.

    O yüzden inancını sorgulayamaz. Devletin bir insan dünyasında, yani Devleti ele geçiremeyenler inanç noktasında insanları inanç kılığında ele geçirerek insanların dünyasını ele geçirmektedir. Ve kimse Allahı sorgulayamaz. Yani düşünün bir müslüman Türk Allahı sorgulayacak. Bu imkansızdır.

    Aslında “düşünmezmisiniz” diye sürekli düşünmeyi teklif eden bir din var. Ama Devlete olan inancı hayatın merkezine oturtan Devlet arkasındaki boynuzlu yaratıklar, insanlara düşünmeyi engellemektedir. Bunu korkutarak, katliamlar, yalanlar, iftiralar, işkenceler, kaçırmalar, faili meçhuller gibi çok sayıda kötülüğü kullanarak yapmaktadır.

    Şimdi Allahın yerini Devlet alınca insanlar artık düşünmeyi terk ediyorlar. Sonra Devleti sorgulamaktan korktukları için sanıyorlar ki Allahı da sorgulanamaz. Sonra Allah ile Devlet birbirine karışır ve kişi Allahı sorgulanamaz sandığından Devleti de sorgulanamaz sanır. Aslında Allahı sorgulasa kendi açıkları ortaya çıkacak ve Devletin insan ile kurduğu çarpık ilişki ortaya dökülecek.

    İnsan kendi hatalarından kaçtığı için hem düzgün müslüman olamıyor hem de Devleti sorgulama fırsatı bir Allahı sorgulama ile eş anlamlı olduğunu düşündüğünden çünkü boynuzlular Devleti Allah yerine taşımıştır. İnsanlar Allah diye Devlete yöneliyorlar. Ve sorgulama namahrem olduğundan Allahın konumunda Devletin oturtulduğunu anlayamıyorlar. Allahı düşünmediklerinden yani düşünme faaliyeti icra edilmediğinden, Devletin normal bir devlet mi yoksa anarşist, komitacı bir devlet mi olduğunu sorgulayamıyorlar. Yani Din kılıfında Allahın yerine geçtiklerinden anarşist davranışlar, adam öldürmeler sorgulanmaz. ,”Yoksa sen Allahı mı sorgulıyorsun?” anlamına gelen “Yoksa sen Kutsal Devleti mi sorguluyorsun?” dayatmasına maruz kalıyor.

    Devlet suretindeki boynuzlular insanlarla dalga geçiyormuş gibi hissettim kendimi sizin yazınızı okurken.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin