
SEVİNÇ ÖZARSLAN | HABER YORUM
İki gün önce X üzerinden bir mesaj aldım. Bir yıldır evladı parmaklıklar ardında olan bir baba şöyle yazıyordu:
“Çocuklarımız geçen yıl 6 Mayıs’ta gözaltına alınıp tutuklandı. Hâlâ Gaziantep H Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan 5 öğrencinin iddianamesi yazılmadı. Oysa aynı dosyada yargılanan diğer öğrenciler beraat etti. Çocuklarımızın psikolojisi artık bozuldu. Kimi ‘çamaşır suyu içip intihar etmeyi düşünüyorum’ diyor. Kimi duvara bakıp kendi kendine konuşuyor. Ne yapacağımızı, kime başvuracağımızı bilmiyoruz. Evlatlarımızın bırakılmasını istiyoruz.”
Tüm dünya Macaristan’daki iktidar değişikliğiyle umutlanmışken, Türkiye’de yaşananlara bakın. Bir hukukçu, bir savcı; henüz 20’li yaşlarındaki gençlere bu haksızlığı nasıl yapabilir?
Macaristan’da seçimi kazanan Peter Magyar’ın vaatleri arasında “hukuk devletine geri dönüş”, “olağanüstü hâlin kaldırılması” ve “ülkenin kararnamelerle değil, parlamentonun çıkardığı yasalarla yönetilmesi” vardı.
Darısı bizim başımıza. Hukuka ve adalete en çok ihtiyaç duyduğumuz zamanlardan geçiyoruz.
208 KİŞİ GÖZALTINA ALINMIŞTI
Gözaltına alınan öğrenciler ve ev hanımları adliyeye götürülürken, 9 Mayıs 2025.
Eski İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, 6 Mayıs 2025’te Gaziantep merkezli 47 ilde yapılan operasyonlarda, çoğunluğu kız öğrenci olan 208 kişinin gözaltına alındığını X hesabından duyurmuştu.
Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla Emniyet Genel Müdürlüğü TEM Daire Başkanlığı, İstihbarat Başkanlığı ve çok sayıda il emniyet müdürlüğünün katılımıyla gerçekleştirilen ev baskınlarında öğrenciler Türkiye’nin dört bir yanından toplanarak Gaziantep’e götürüldü.
Gözaltı gerekçesi olarak “yurt içi ve yurt dışı toplantılar” ve “yurt dışı eğitim kampları” gösterildi. Öğrencilerin bir kısmı Bosna gezisine katıldığı için, bir kısmı anne-babalarının KHK’lı olması nedeniyle, bir kısmı ise aynı evde kaldıkları için suçlandı.
Gaziantep Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube’de alınan ifadelerde öğrencilere; Bosna Hersek, Arnavutluk, Makedonya, Gürcistan gibi ülkelere neden gittikleri, uçak biletlerini kimin aldığı, nerede kaldıkları, kimlerle görüştükleri gibi sorular yöneltildi. Anayasal bir hak olan seyahat özgürlüğünü hedef alan bu soruların yanı sıra, ailelerinde KHK’lı olup olmadığı da sorgulandı. Bazı öğrenciler “örgüte finans sağlamakla” suçlandı.
Birkaç gün süren duruşmaların ardından Gaziantep 5. Sulh Ceza Hâkimliği, çoğunluğu kız öğrencilerden oluşan yaklaşık 30 öğrenciyi tutukladı. Aralarında ODTÜ’de okuyanlar vardı. Kimisi tıp, kimisi ilahiyat, kimisi mühendislik öğrencisiydi. Kimisi üniversite sınavına hazırlanıyordu. Bazılarının sara ve kalp hastalığı gibi ciddi sağlık sorunları bulunuyordu. En büyüğü 24, en küçüğü 19 yaşındaydı.
Tutuklanan öğrencilerin başta eğitim hakkı olmak üzere birçok hakkı fiilen ellerinden alındı.
ÖĞRENCİLERİN ÇOĞU BERAAT ETTİ
Peki sonra ne oldu?
Dosyalar ayrıldı, öğrenciler kendi şehirlerinde yargılandı. Aylarca tutuklu kalan öğrencilerin büyük çoğunluğu, yöneltilen tüm suçlamalardan beraat etti.
Bugün geriye sadece 5 tutuklu öğrenci kaldı. Onlar da “örgüte finans sağlamak”la suçlanıyor.
Sormak gerekiyor: Öğrenci harçlığıyla geçinen bir genç nasıl finans sağlayabilir? Bu nasıl bir suç isnadıdır?
Dosyaya bakan savcının, 20’li yaşlardaki bu gençlerle ne derdi olduğu anlaşılır gibi değil. Ne kadar büyük bir haksızlığa yol açıldığını görmek için daha ne olması gerekiyor?
Ailelerle konuştuğumda şu cümleyi defalarca duydum:
“Hayatımızda çok zorluk gördük ama en ağırını şimdi yaşıyoruz. Evlatlarımız suçsuz yere içeride.”
“EVLATLARIMIZIN KİMİ İNTİHAR ETMEYİ DÜŞÜNÜYOR, KİMİ DUVARLA KONUŞUYOR”
Bir annenin sözleri ise durumu özetliyor:
“12 aydır halının üstünde yatıyorum, yatağa girmiyorum. Yemek yiyemiyorum. 20 yaşındaki bir çocuk duvara bakıp kendi kendine konuşuyor. Çamaşır suyu içip intihar etmeyi düşünen var. Cezaevi önüne bir gelseniz… O çaresizliği görseniz… Kimse kimsenin yüzüne bakamıyor. Bu ülkede masum olduğumuzu anlayacak kimse kalmadı mı?”
“Terör dosyalarına” bakan savcılara 18 aya kadar iddianame hazırlamama yetkisi verildiğini biliyoruz. Ancak bu yetki ne için var? Silahlı eylemler için mi, yoksa öğrenciler için mi?
Üstelik Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “haksız tutukluluk” ve “uzun tutukluluk” konusunda açık kararları ortadayken.
Bir yıldır iddianamesi yazılmayan dosyalar, özgürlüğü elinden alınmış gençler, dağılan aileler…
Ortada cevapsız bir soru duruyor:
Bir insanı cezalandırmak için gerçekten suç işlemesi mi gerekir, yoksa sadece suçlanması yeterli midir?
Ve daha da ağır olanı:
Eğer bir gün bu gençlerin masum olduğu herkes tarafından kabul edilirse, kaybettikleri bir yılın, bozulan hayatların, dağılan ailelerin hesabını kim verecek?
Yerlikaya duyurdu: Erasmus’a gidenler, yurt dışında ailesiyle buluşanlar gözaltına alındı
Gergerlioğlu: Gaziantep’te tutuklanan kız öğrenci intihar teşebbüsünde bulundu, Allah’tan korkun!
Gaziantep L Tipi Cezaevi’nin savcısından hamile kadına X-Ray dayatması
Gaziantep L Tipi Cezaevinde şok iddia: Koğuştaki tuvalet taştı, eşyalar pislik içinde kaldı
Gaziantep’te ev ziyaretine gittiği için gözaltına alınan 4 aylık hamile tutuklandı