İçeride ‘Bir sitem yolla Allah’a’ diyemeyenler

YORUM | MUHSİN AHMET KARABAY

Yolu dört duvar arasından geçenlerin dünyaları hayli farklılaşır. Çoğu zaman kaderdaş olmayanların kolay anlayamayacağı tepkiler vermeye başlarlar. Kimilerine çok komik gelebilen şeyler onların yüreklerine cam kırığı gibi batabilir. Göz pınarlarından istemsiz damlalar süzülürken çevresindekilerin kendilerince teselli vermeye çalışmaları bile onlara acı verdiği olur.

Bir Pazar yazısı olması düşüncesiyle yazmak istediğim bu yazıya ilham kaynağı, kendisini tanımadığım bir KHK’lı olan Emrah Uzun’un seslendirdiği “Hapishane Şarkısı” ya da meşhur olduğu şekli ile “Aldırma Gönül” şarkısı oldu.

Emrah Uzun seslendirdiği şarkıya bir de not düşmüş:

“Biz KHK’lıların Ünsüz Sesi Emrah olarak teknik imkansız, stüdyosuz bir Edip Akbayram abi kadar güzel söyleyemedim ama o an yaşadıklarım, sevdiklerim onların yaşadıkları gözümün önüne geldi ve ALDIRMA GÖNÜL şarkısını bende yorumladım. Müzik yolunda destek bekliyorum.”

EMRAH UZUN, BENİ ALIP MAHPUSHANE GÜNLERİNE GÖTÜRDÜ

Emrah Uzun’un seslendirdiği şarkı, beni dört duvar arasında geçen yıllarıma götürdü. Aynı koğuşu paylaştığım arkadaşlardan bana inat sesi hayli güzel olanlar vardı. Hüzünlü anlarda ya da bir mutluluğu paylaşmak istediğimizde mutlaka yolumuz türkülere düşerdi.

Neşe ile başlayan türkü faslında mutlaka “Aldırma Gönül” durağına uğrardık. Bu türkü söylenmeye başlamışsa artık mutlu anlar epey geride kalmış demekti. Ortak anlardan uzaklaşılmış, herkesin kendi özel dünyasına çekileli hayli zaman olduğu anlaşılırdı.

Kendi dünyasına çekilmek de hüzün demekti. Buna sebep olan her halde şarkının sözlerine hayat veren Sebahattin Ali’nin şiirini yazdığı mahpushane ortamı olsa gerek. Denizin kenarında ama denizin görünmediği Sinop Cezaevinden gökyüzüne yüzünü deniz niyetine çevirip yazdığı şiir, aslında umudu anlatıyor. Lakin dört duvar insanın ruhunu hep farklı etkiliyor.

Benim gibi 80 ihtilalini, üniversite çağında geçirenlerin bu şiirle tanışması, Edip Akbayram’ın sesinden oldu. Uzun yıllar bu şarkının bestecisinin Edip Akbayram olduğunu sandım. Kerem Güney’in 1976’da besteleyip seslendirdiğini çok sonraları öğrendim.

Şimdi YouTube’dan baktığımda Kerem Güney’in sesinden sadece 43 bin kadar izlendiğini gördüm. Kerem Güney’in Hicaz makamında besteleyip seslendirdiği türküde eksiğin ne olduğunu düşündüğümde şunu fark ettim. Besteci mahpushane ortamını düşünerek şiire tam hüznü hakim kılmış.

Besteyi bir yıl sonra seslendiren Edip Akbayram’dan duydum. Sanatçı, söyleyiş tarzı ile Sebahattin Ali’nin şiirinin ruhunu daha iyi yansıtmış. Hüznü ve umudu çok daha iyi yansıtmış. Sadece hüzün ve umudu değil, aynı zamanda şarkıya, biraz bulunulan ortama başkaldırı sosu eklemiş.

Akbayram, seslendirmesinde şiirde bir kelime ile sınırlı değişikliğe gitmiş. Son kıtanın üçüncü satırında geçen “Ceza yata yata biter” satırında geçen “ceza” kelimesini “mapus” ile değiştirmiş.

DERTLERİ ŞAHA KALKANLAR, ALLAH’A SİTEM YOLLAMAYA ÇEKİNİRDİ

Mahpushanede “Aldırma Gönül” türküsünü söyleyenler de Sabahattin Ali’nin şiirinde bir kelimelik değişikliğe giderlerdi. Türkünün dördüncü kıtasına gelindiğinde aynen söylemeye gönülleri bir türlü elvermezdi. “Dertlerin kalkınca şaha / Bir sitem yolla Allah’a” dizelerinde geçen “sitem” kelimesini söyleyemezlerdi.

Allah’a sitem göndermeyi bir türlü içlerine sindiremezlerdi. Sitemi, insanlar kendilerine uygun bir kelime ile değiştirirlerdi. Herkes kendince uygun bulduğu bir kelime ile değiştirerek kullanırdı. En çok rastladığım ise “şükür” idi. Her şeyin Yaratıcılarından olduğuna, hayrın ve şerrin ondan geldiğine inananlar, dertleri şaha kalktığında bile sitem göndermekten çekinirlerdi.

Ben de türkü faslı başlayacak olduğunda baştan pazarlık etmeye çalışırdım. “Bakın” derdim “Aldırma Gönül”de tahrifat yapmayacaksınız. Şarkı sözlerinde değişiklik yapacaksanız ben katılmayacağım diye blöf yapardım.

Sonra meramımı dini literatür üzerinden kendimce izah etmeye kalkardım:

“Sitem”de bir isyan yok. İnsan sevdiğinden umar. Sevdiğine sitem eder. Sabahattin Ali’nin şiirinde bir isyan olmadığı gibi isyanı çağrıştıran bir ima da yok. Aksine, Yaratandan umuyor ve ona bir sitem yolluyor.”

Benim sözlerimden sonra türküleri hep birlikte söylemeye koyulurduk. Aldırma Gönül söylenirken kimi zaman orijinaline sadık kalınır, kimi zaman da “sitem” yerine “şükür” gönderilirdi.

ALDIRMA GÖNÜL ALDIRMA

Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül, aldırma

Dışarda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar
Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül, aldırma

Görmesen bile denizi
Yukarıya çevir gözü
Deniz dibidir gökyüzü
Aldırma gönül, aldırma

Dertlerin kalkınca şaha
Bir sitem yolla Allah’a
Görecek günler var daha
Aldırma gönül, aldırma

Kurşun ata ata biter
Yollar gide gide biter
Ceza yata yata biter
Aldırma gönül, aldırma

Sabahattin Ali

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin