BASRİ DOĞAN | LAHEY
Hollanda Danıştayı’nın (Afdeling) 25 Mart 2026 tarihinde Gülen hareketine ilişkin verdiği üç ayrı karar, iltica başvurularında yeni dönemin çerçevesini netleştirdi. Yüksek mahkeme, hareketle bağlantılı kişilerin hâlâ “risk grubu” içinde olduğunu açıkça kabul ederken, başvuruların artık daha sıkı ve bireysel temelde değerlendirileceğini ortaya koydu.
Uzmanlara göre kararlar, hem kısıtlayıcı hem de başvurucular açısından yeni imkânlar barındıran “çift yönlü” bir tablo ortaya çıkarıyor.
“Risk grubu” tespiti korundu
Danıştay’ın en dikkat çekici tespitlerinden biri, Gülen hareketine mensup olduğu değerlendirilen kişilerin hâlâ risk altında olduğunun açıkça kabul edilmesi oldu.
Karara göre bu durum, iltica başvurularında önemli bir hukuki dayanak olmaya devam ediyor. Mahkeme, Türkiye’ye dönüş halinde riskin tamamen ortadan kalkmadığını vurgularken, bu riskin gösterilmesi için her zaman çok ağır deliller aranmayabileceğine işaret etti.
Bu kapsamda, “düşük yoğunluklu göstergeler” olarak tanımlanan daha sınırlı ancak anlamlı işaretlerin de başvurular açısından yeterli olabileceği belirtildi.
Yeni politika “hukuka uygun” bulundu
Danıştay, 1 Aralık 2023’ten itibaren uygulamaya giren yeni iltica politikasını ise genel hatlarıyla hukuka uygun buldu.
Bu değişiklikle birlikte:
• Önceki döneme göre daha geniş koruma yaklaşımı daraltıldı.
• Başvuruların otomatik kabul edilmesi uygulaması sona erdi.
• Her dosyada bireysel riskin somut şekilde ortaya konulması şartı getirildi.
Mahkeme, bu değişikliği Türkiye’deki gelişmeler ve güncel ülke raporlarına dayandırdı. Buna göre kovuşturmaların azalması ve yargı denetiminin kısmen güçlenmesi, daha sıkı değerlendirme yapılmasını mümkün kıldı.
Aile üzerinden risk: Kritik ve olumlu tespit
Kararlarda başvurucular açısından en önemli ve dikkat çekici başlıklardan biri “aile üzerinden risk” değerlendirmesi oldu.
Danıştay, yalnızca üst düzey Gülen hareketi mensuplarının ailelerinin risk altında olduğu yönündeki yaklaşımın yanlış olduğunu açıkça ortaya koydu.
Bu tespit, şu açıdan kritik önem taşıyor:
• Anne, baba veya yakın akrabaların geçmişte yargılanmış olması,
• Mahkûmiyet ya da görevden alma gibi süreçlerden geçmiş olmaları,
• Hareketle bağlantılı faaliyetlerde bulunmuş olmaları.
Bu durumların, başvurucu açısından ciddi bir risk göstergesi olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
Bu yaklaşımın, birçok iltica dosyasında sonucu etkileyebilecek nitelikte olduğu ifade ediliyor.
Yurtdışı faaliyetler de artık daha güçlü delil
Danıştay kararlarında öne çıkan bir diğer önemli başlık ise yurtdışındaki faaliyetlerin değerlendirilmesi oldu.
Mahkeme, Türk makamlarının faaliyetlerinin yalnızca Türkiye sınırlarıyla sınırlı olmadığını kabul etti. Bu doğrultuda;
• Yurtdışındaki dernek ve vakıf çalışmaları,
• Gönüllü faaliyetler,
• Takip edilme veya kayıt altına alınma iddiaları
gibi unsurların artık daha ciddi şekilde değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.
Uzmanlara göre bu tespit, özellikle Avrupa’da aktif olan başvurucular için önemli bir hukuki avantaj sağlayabilir.
İdare lehine değerlendirilen noktalar da var
Danıştay, bazı konularda ise Hollanda idaresinin yaklaşımını yerinde buldu.
Buna göre:
•Türkiye’den yasal yollarla çıkış yapılmış olması tek başına risk göstergesi sayılmıyor.
•Türkiye’de uzun süre sorunsuz şekilde yaşamış olmak veya eğitim görmek, bazı durumlarda başvurucu aleyhine yorumlanabiliyor.
Bu tespitler, başvuruların değerlendirilmesinde daha sıkı bir yaklaşımın benimsendiğini gösteriyor.
“Daha zor ama hâlâ mümkün” dönemi
Danıştay’ın 25 Mart 2026 tarihli üç kararı, Gülen hareketi bağlantılı iltica dosyalarında yeni bir döneme işaret ediyor.
Genel tablo şu şekilde özetleniyor:
• Risk tamamen ortadan kalkmış değil.
• Gülen hareketi mensupları hâlâ risk grubu içinde.
• Ancak otomatik koruma uygulaması sona erdi.
• Her başvurunun bireysel ve somut delillerle desteklenmesi gerekiyor.
Hukukçulara göre bu yeni dönem, başvuruların daha zor kabul edildiği ancak doğru şekilde hazırlanan dosyalar için hâlâ güçlü imkânların bulunduğu bir süreç anlamına geliyor.
Özellikle aile bağlantıları, geçmiş faaliyetler ve yurtdışındaki çalışmaların detaylı şekilde ortaya konulmasının, başvuruların sonucunu belirlemede kritik rol oynayacağı ifade ediliyor.
