Hizmet’te ve gönüllü hareketlerde yönetici olmak…

YORUM | Prof. Dr. OSMAN ŞAHİN

Allah Resulü (sav) hem peygamberdi, hem de devlet reisi idi. O’ndan sonra gelen Raşid Halifeler hem Allah Resulü’nün halifeleri ve ayn zamanda devlet reisi idiler. İmamet ve yöneticilik hususunda en mükemmel örnekleri onlar üzerinde görmek mümkündür. Hem maddi, hem de manevi yönden cemaatlerinin başlarında bulunmuşlardı. Bu şekilde bir idare için de cemaat (ekseriyeti itibarıyla sahabe ve tabiin) gerekli kıvama sahiptiler.

Hulefa-i Raşidin efendilerimizden sonra oluşan yapıda maddi ve manevi liderliğin beraber sürdürülmesi artık mümkün olmaktan çıkmıştı. Bu sırra binaen onlardan sonra, devlet idaresini sürdürenler (Emevi, Abbasi, Selçuklu, Osmanlı vs..) genelde halifeler (devletin başındaki anlamında), sultanlar ve padişahlar olmuştur. Mana aleminin liderliği ise ekseriyeti itibarıyla Al-i Beyt-i Nebeviye mensup olanlar eliyle devam etmiştir. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (r.anhum) efendilerimizin başlarına gelen hadiseler sebebiyle, Al-i Beyt-i Nebevi’nin dünya sultanlığına giden yollar kapanmış ve onlara mana aleminin sultanlığı kapıları açılmıştır.  Artık her iki sahada  yapılamayacağından kader-i İlahi’nin böyle bir neticeye izin verdiği anlaşılmaktadır.

Yeni oluşan toplum yapısında manevi hizmetleri deruhte edeceklerin dünyevi makam ve idareceliklerden ellerini çekmeleri gerekiyordu. Dünyevî makamlar ile bir arada insanlara halis bir şekilde hizmet verilebilmesinin önünde çok büyük engeller vardır.

Dünya saltanatı ile mânevî saltanatın cem’i gayet müşküldür

Bu sırra Üstad Bedizzaman Hazretleride 15. Mektup’ta şöyle dikkat çekmektedirler: “Amma kader nokta-yı nazarında feci âkıbetin hikmeti ise Hasan ve Hüseyin ve onların hânedanları ve nesilleri, mânevî bir saltanata namzet idiler. Dünya saltanatı ile mânevî saltanatın cem’i gayet müşküldür. Onun için onları dünyadan küstürdü, dünyanın çirkin yüzünü gösterdi. Tâ kalben dünyaya karşı alâkaları kalmasın. Onların elleri muvakkat ve sûrî bir saltanattan çekildi.. fakat parlak ve dâimî bir saltanat-ı mâneviyeye tayin edildiler.. âdi valiler yerine, evliya aktâblarına merci oldular.”

19. Mektup’ta ise “Neden hilâfet-i İslâmiye, Âl-i Beyt-i Nebevî’de takarrur etmedi? Hâlbuki en ziyâde lâyık ve müstehak onlardı.” sorusuna verilen cevap konuyu çok güzel açıklamaktadır: “Saltanat-ı dünyeviye aldatıcıdır. Âl-i Beyt ise hakâik-i İslâmiye’yi ve ahkâm-ı Kur’âniye’yi muhafazaya memur idiler. Hilâfet ve saltanata geçen, ya nebî gibi mâsum olmalı, veyahut Hulefâ-yı Râşidîn ve Ömer İbni Abdilaziz-i Emevî ve Mehdî-yi Abbâsî gibi harikulâde bir zühd-ü kalbi olmalı ki, aldanmasın. Hâlbuki, Mısır’da Âl-i Beyt nâmına teşekkül eden Devlet-i Fâtımiye Hilâfeti ve Afrika’da Muvahhidîn Hükûmeti ve İran’da Safevîler Devleti gösteriyor ki, saltanat-ı dünyeviye Âl-i Beyt’e yaramaz… Vazife-i asliyesi olan hıfz-ı dini ve hizmet-i İslâmiyet’i onlara unutturur. Hâlbuki, saltanatı terk ettikleri zaman, parlak ve yüksek bir surette İslâmiyet’e ve Kur’ân’a hizmet etmişler.”

Saltanat-ı dünyeviye aldatıcı olduğu için tarihte dünyevi saltanatı ele geçirenler arasında adil melik olabilenler çok az sayıdadır. Tarihteki örneklerine bakıldığında al-i beyt adına kurulan devletlerin dahi muvaffak olamadıkları ve hatta bir kısmı itibarıyla alem-i islama zarar verdikleri görülmektedir.

Üstad Hazretleri, Emirdağ Lahikası’nda bu problemin temeline inmektedirler: ““Hattâ bu ehemmiyetli sırdandır ki, din düsturlarının bir hâdimi olmak cihetinde güneş gibi îmânlar taşıyan bir kısım Sahabeler ve onlara benzeyen mücahidînden, Selef-i Salihînden başka, siyâsetçi, ekserce tam müttakî dindar olamaz. Tam ve hakikî dindar, müttakî olanlar, siyâsetçi olmazlar. Yani, maksad-ı aslî siyâsetini yapanlarda din, ikinci derecede kalır, tebeî hükmüne geçer. Hakikî dindar ise, “Bütün kâinatın en büyük gayesi ubudiyet-i insaniyedir” diye, siyâsete, aşk-ı merak ile değil, ikinci üçüncü mertebede onu dine ve hakîkate âlet etmeye-eğer mümkünse-çalışabilir. Yoksa, bâki elmasları kırılacak âdi şişelere âlet yapar.”

Dolayısıyla…

Ya maddi yönetici olmalılar ya da manevi hizmetleri yerine getiren rehberler olmalıdırlar.

Okul müdürü aynı zamanda manevi rehber olamaz.

Rektör aynı zamanda manevi imam olmamalıdır.

İlahiyatçılar eğer yönetici olacaklarsa, manevi hizmetleri tam olarak yerine getiremezler. Çünkü yönetim esnasında bazı insanlar onlara karşı cephe alabilecek veya onlara küsebileceklerdir. Eğer bu insanlar idarecilik ile tavzif edilirlerse, bu bir ihtiyaç ise o zaman da sahabe efendilerimizde (r.anhüm) olduğu gibi olmalıdırlar. Yani melik yönetici değil, hizmet eden yönetici olmaları gerekmektedir.

Manevi yöneticilik vazifesini deruhte edecekler, bu işin manevi olduğunu ve gönüllülük esasına bina edildiğinin farkında olmalıdırlar. Bu iş dünyevi saltanat işi değildir. Yöneticiler maddi ve manevi gücün sahibi olarak konumlanmamalıdırlar. Bu yüzden dış ve bağımsız denetim mekanizmasının mutlaka çalışması, heyetler eliyle de iç kontrol sistemlerinin işletilmesi gerekir.

Hocaefendi “Biat Kültürü” başlıklı Bamteli’nde ilişkilerin şeyh-mürit ilişkisi olmaması gerektiğinin tahşıdatını yapmaktadırlar: “Farklı bir ifadeyle insanlar, yapılan hizmetleri Kur’ânî makuliyet çerçevesine uygun bulduğundan, yürünen yolun peygamber yolu olduğuna inandığından, yapılan hizmetlerin birlik ve beraberliği, sulh ve barışı sağlayacağını düşündüğünden bu işe destek vermektedir. Dolayısıyla Hizmet hareketi içerisinde yukarıda bahsedildiği şekliyle bir biat söz konusu değildir. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri de hiç kimseden biat istememiş, kendisiyle talebeleri arasındaki ilişkinin şeyh-mürit ilişkisi olmadığını, bilakis bir kardeşlik ilişkisinden ibaret bulunduğunu ifade etmiştir. Bu itibarla Hizmet hareketi içerisinde yaşıyla, kıdemiyle, ilmiyle önde görünen her kim olursa olsun, herhangi bir şahsa biatta bulunma söz konusu olamaz.”

İdareciler kimseye zorla iş yaptıramayacaklarını, birimlerin başında birer patron gibi hareket edemeyeceklerini, ilke ve prensiplere bağlı olarak hareket etmeleri gerektiğini, “kavmin efendisi ona hizmet edendir” hadis-i şerifine uygun olarak hareket etmesi ve kendisine hizmet edilmesini istememesi gerektiğini, mali işlerde direkt tasarrufunun olmaması gerektiğini ve maddi gücü ellerinde bulunduramayacaklarını bilmelidirler. Yöneticiler ve yönetilenler istişare mekanizmalarının ruhuna uygun olarak işletilmelerini ve karar alma süreçlerine ilgili olan tarafların ya bizzat veya kabul ettikleri temsilcileri vasıtasıyla iştiraklerinin sağlanmasını ve kararların ekseriyetin reyine uygun olarak alınmasını sağlamalıdırlar.

Hocaefendi “Huzurun Üç Şartı ve Dip Dalga” başlıklı Bamteli’nde konuyu şerh etmektedirler: “Hazreti Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) tarafından rivayet edilen bir hadis-i şerifte Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurmaktadır:  “Şayet sizin idarecileriniz en hayırlılarınız, zenginleriniz en cömertleriniz ve işleriniz de kendi aranızdaki istişarenin (ortak aklın) neticesi ise, o zaman sizin için yerin üstü altından hayırlıdır. Fakat yöneticileriniz en şerlileriniz, zenginleriniz en cimrileriniz ve işleriniz de (meşveretten mahrum olarak) cins-i sânîye bırakılmış ise, o takdirde de sizin için yerin altı üstünden daha hayırlıdır.” (Tirmizi, Fiten, 78) Dipten gelmeyen ve dibe bağlı olmayan hiçbir hareket istikbal vaad edici ve kalıcı değildir. İnsanları, dinamik güçle tepeden başlarına vurmak suretiyle hizaya getirme anlayışından sakınmak lazım. Meseleyi dipten, genç nesillerden, insanların şuuraltı müktesebatının beslendiği dönemlerden ele almak ve statik gücü hâkim kılmak lazım.

Bütün ilke ve prensipler bir kere daha tesbit edilerek ortaya konulmalıdır. Bu hususta bir mutabakat sağlanmalıdır. Yönetenler ve yönetilenler bu hususta tam bilgi sahibi olmalıdırlar. Bunlara riayet edilmemesi durumunda, herkesin kararlılık içerisinde karşı durması ve bu ilke ve prensiplere uyulmasını sağlamak için gereken azim ve cehdi ortaya koymaları gerekir.

3 YORUMLAR

  1. Bunlar çok fazla yazılıyor ve konuşuluyor fakat uygulamaya gelince hele birde denetime tamamen çok farklı. İmam denilen kişi tehdit ediyor. En üst ülke yetkilisine söyleniyor hizmet adabından o sana sus abinin dediğini yap diyor. Ondan sonra niye hizmetten insanlar kopuyor. Kimse kopmak istemiyor ama tehdit altında da yaşamak istemiyor. Biz sizlerin dediğini yapmaya çalışıyoruz fakat hüsrana uğruyoruz. Çünkü aynı ülkemizde olduğu gibi burada da insanlar herşeyi biliyor ve susuyor. O giderse imam bulamazlarmış. Çok iyi insanları idare ediyormuş. İnsanları tehdit etsin’sen beni biliyormusun, benim geçmişimden haberin var mı seni burada yaşatmam’ diyor ve buna kimse tepki vermiyor. Ama benim iki ay psikolojim alt üst oldu.nasıl böyle saçmalığı bir abi yapar ve de en kötüsü bunu bile bile insanlar nasıl hiç tepki vermezler. O kadar yaşadığımız eziyetten sonra hala bu zamanda güvenli bir ülkede tehdit edilmek. Peki bunlar gücü elinde Türkiye de ne yapıyorlardı. Geçmişleri neydi. Neden kimse ona ses çıkarmadı. Neden bir kişi bile bizi bir araya getirip siz kardeşsiniz böyle şey olur mu demedi. Neden herkes sustu. O kadar çok soru kafamda var ki. İnsanlar hizmete zarar gelir konuşma diyor. Konuşmak mı konuşmamak mı zarar verir hala bilemiyorum. Bu yazdıklarım afaki değil her koşulda ispat ederim. Tabi herkes böyle değil ama böyle olanlara tepki verilmemesi yozlaşmaya bizi götürmüyor mu?

  2. Kurumlarda vazifeli iken bütün sene canımıza patron gibi okuyan “abiler” burs ve kurban dönemi geldiğinde abi olduklarını hatırlıyorlardı toplama mevsimi bitince patronculuk oynamaya devam ediyorlardı.. şuan Hizmetteki en büyük sıkıntı malesef uhuvvet kimsenin kimseye pek güveni yok.. aşağısı yukarıya itimat edemiyor ..ikili münasebetlerde güvensizlik ön safta ..bu iş parayla çözülmeyeceği aşikâr ortadayken bu meyanda yapılan pek bir şeyde yok .. zor ve şuan hizmetin yaş ortalaması 40 üstünde hizmetin bu yönde geleceği ciddi sıkıntılı görünüyor ..millet çocuklarına sahip çıkmakta zorlanıyor .. uzun vadeli projelerle uğraşmak lazım .. bir çok kişi TR ne zaman düzelecek diye bekliyor..oysa kader bizi buralarda istihdam etti ise kurumsal olarak 10-20 sene sonrası için çalışmalar yapmak lazım.. çevremdeki arkadaşların çocuklarına hizmet şuan pek cazip gelmiyor.. bunları göz ardı etmeden çocuklara yatırım yaparak ilerisine zemin hazırlamak lazım.Allah yardımcımız olsun

  3. yorumlarda acik yurklilikle yazanlara tesekkur ediyorum.

    birde yorumlari silmeyip yayinlayanlara.

    hizmetten cikali bayagi seneler oldu, elhamdulillah Allah bir kapi kapatti iki kapi aci, dusmez kalkmaz bir Allah, kurban oldugum, bir ona muhtaciz baska kimseye degil.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin