Hizmet’i karaladıkça kendi imajı kararıyor [Abdülhamit Bilici]

Dünyada karar verici konumdaki çok önemli isimlerin okuduğu The Economist dergisi, geçenlerde kapağa Erdoğan’ı koyup şu başlığı atmıştı: Türkiye’nin diktatörlüğe kayışı.

Bugün de Guardian gazetesi, 15 Temmuz’dan sonraki bir yılı değerlendiren yazısında şu başlığı kullanmış: Başarısız 15 Temmuz darbesinden 1 yıl sonra Erdoğan her zamankinden daha otoriter.

Şaibeli darbe girişimi ardından milyarlar harcanarak yapılan propagandadan elde edilen sonuç bu. THY ile uçan her yolcunun önüne, 15 Temmuz’un ne büyük bir demokrasi şahlanışı olduğunu anlatan kitapçıklar dağıtmış Erdoğan yönetimi. Ama nafile. Çünkü hapisteki gazeteci sayısında dünyada birinci olan, üçüncü büyük partinin liderini hapseden, 7 bin akademisyeni ve onbinlerce memuru yargısız infazla sokağa atan, dişçileri ve ev hanımlarını bile darbecilikle suçlayan, herşeye bir kişmin karar verdiği yönetimin, demokratik şahlanıştan söz etmesini kara mizah olarak görüyorlar.
Erdoğan ve AKP’nin darbeyi Hizmet hareketine fatura eden iddialarına da dünyada hiç kimse inanmadı. Geçenlerde Putin’in kontrolündeki Rus kanalı RT bile darbeyi bizzat Erdoğan’ın yönlendirdiğini anlatan bir haber yayınladı.

Erdoğan’ın yurtdışındaki bazı hareketleri sayesinde daha çok insan gerçekte Türkiye’de neler olup bittiğini artık daha yakından görme imkanı buldu. Mesela korumalarının ABD başkentinde Amerikan vatandaşlarını dövmeye kalkması, bu zihniyetin kendi ülkesinde neler yapabileceği konusunda herkesin gözünü açtı. Korumalar hakkında “wanted” ilanları yayınlandı, davalar sçıldı. Saldırılara katılan fanatik yandaşları tutuklandı. Skandal tüm detaylarıyla CNN, New York Times gibi tüm dünyanın izlediği medyalarda haber oldu. Önemli bir senatör, bu skandal yüzünden Türkiye’nin Washington’daki büyükelçisinin sınırdışı edilmesini istedi.

Almanya, ev sahibi olduğu G20 toplantısına o korumaları getirmemesini söyledi Erdoğan’a. Gelecek olanları da asla benzer şeyler yapmaya kalkışmamaları konusunda uyardı.

Oradaki gurbetçilere konuşması için Erdoğan’a salon vermedikleri gibi, video konferansla konuşmasına bile izin vermediler.
Hizmet hareketini karalamak, Fethullah Gülen’in iadesini sağlamak, hatta yasadışı yollarla kaçırmak gibi amaçlar için Erdoğancılar tarafından kiralanan General Flynn’in Türkiye ve Erdoğan bağlantısı şu an çok kapsamlı bir soruşturmanın konusu.

İnanmak çok zor ama bugün Türkiye-ABD ilişkilerindeki en önemli başlık, Amerika’da tutuklu bulunan rüşvetçi Reza Zarrab’ın hapisten çıkarılıp kurtarılması. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Adalet Bakanı Bozdağ, resmi görüşmelerde bu taleplerini muhataplarına açık açık söylüyorlar.

Daha önce Dışileri Bakanı Çavuşoğlu’nun uçağına iniş izmi vermeyen, Aile Bakanını sınırdışı eden Hollanda, şimdi de Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş’e “ülkemize gelme” mesajı gönderdi.

İnsan hakları alanında dünyadaki en önemli kurumlardan biri olan Uluslararası Af Örgütü, Türkiye direktörü tuhaf iddialarla gözaltına alındığı için Erdoğan’ın baskıcı politikalarını tüm dünyaya duyuran bir kampanya bsşlattı. Şiir yüzünden hapse girdiğinde onu nasıl desteklediklerini de hatırlatmarak.

Bir Alman gazetesinde bu hafta yayınlanan bir mülakatta, röportajı yapan gazeteci, Erdoğan’ın sorusu üzerine ona niye diktatör dediklerini açıklıyordu. Erdoğan’ın, Meclis’teki üçüncü büyük partinin liderine yönelttiği “terörist” suçlaması karşısında dünya şaşkınlık içindeydi. Yine dünyanın en saygın gazetelerinde, anamuhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ülkede adaletin sıfırlandığını, buna dikkat çekmek için Ankara’dan İstanbul’a yürüdüğünü anlatan makaleleri vardı.

Erdoğan ve yönetiminin dünyada nasıl görüldüğüne dair tablodan sadece birkaç başlık bunlar. Demokrasi ve hukuktan uzaklaştıkça, başta Hizmet hareketi olmak üzere kendisi gibi düşünmeyen çevrelere baskıyı artırdıkça Erdoğan dünyada itibar kaybetmekte.

Hizmet’i haşhaşi, terörist diye karaladıkça aslında kendi imajı kararıyor.

Hukukun en temel ilkelerini çiğneyerek zulmettikçe, dünya Hizmet Hareketini daha çok merak ediyor ve daha yakından tanımak istiyor.

Kısa süre önce tamamen yabancların katıldğı bir konferansta, Türkiye’de basın özgürlğü ve demokrasi üzerine konuştum. Hapisteki gazetecileri, siyasetçileri, profesörleri, ev hanımlarını, öğretmenleri, iş adamlarını, kapatılan medya kurumlarını, el konulan şirketleri ve herşeye rağmen toplumun demokrasi ve adalet arayışını anlattım. İsminden hiç bahsetmediğim halde konuşmanın ardından gelen ilk soru şuydu: “Fethullah Gülen hakkında ne düşünüyorsunuz?”

Türkiye’de yaşanan acı ve üzücü gelişmeler nedeniyle Hizmet Hareketi’nin farkına varanlar, sadece elitler değil. Kamyon şoförlüğü yaparak geçinen Afrikalı bir Müslümanla tanıştım. Çok insanın haritadaki yerini bile gösteremeyeceği Benin’den. Türk olduğumu söyleyince ilk tepkisi, “Ülkenizi yöneten kişi delirdi mi?” oldu. Çok şaşırdım. Hapisteki gazetecilerden, Hizmet hareketinin Afrika’daki okullarından, okulları kapattırmaya dönük baskılardan, Gülen’in Pensilvanya’da sürgünde yaşadığından, kısaca herşeyden haberdar olduğunu öğrenince hem şaşkınlığım hem umudum arttı. Çünkü Türkiye’de büyük zorluklar, çok ağır sınıntılar yaşanırken, dünyada yeni ufuklar açılıyordu.
Oldukça düşündürücü değil mi?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin