Her yol mübah!

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Niccolo Machiavelli güce âşık muktedirlerin eşsiz fikir babalarından biridir.

Aslında objektif bir gözle bakıldığında, kendisinin insan ve insana dair pek çok meseleyi ele almasındaki hassasiyet takdir edilesidir.

Sıkıntı; insanı ele alıp analiz eden bu zatın tutku ve zaafları kullanarak insanları nasıl yöneteceğine dair pratikleri kolaylaştırıcı bir yol gösterici olmayı tercih edişindedir. Pek çok totaliter yönetim ve faşist tarafından makbul sayılıp değerli bulunduğu için de faşizmin de babalarından addedilir.

En popüler düşüncesini hemen hatırlayacaksınız; “Hedefe ulaşmak için her yol mübahtır!” Buradaki temel kavram ‘hedef’ değil ‘yol’dur. Zira faşizmin üstadı bu yolda ahlakî, hukukî ya da inanca dair herhangi bir sınır koymaz. Sınırsız alternatifi olan geniş bir otoban! Doğal olarak Makyavelist kelimesi geçtiğinde ilk akla gelen bu olur: Amaç için her araç meşrudur!

Günümüz yöneticilerini tanımak için şahıslardan ziyade Machiavelli’yi bilmek gerekir. Neredeyse 600 sene önce söylenmiş sözlerin bugün bile bilinmesinin altında da sadece günümüz diktatörlerinin değil, devlet/sivil fark etmeksizin bütün yöneticilerin bahsi geçen felsefeyi tamamen ya da kısmen makbul bulup uygulamaya çalışması olsa gerek. Patronunu, yöneticini, amirini, liderini tanımak için Machiavelli’yi tanıman lazım ey modern insan!

Makyavelist felsefenin hâlâ yaşam alanı bulması, uygulanabilir olması sadece yönetenlerin değil, aynı zamanda yönetilenlerin de hem yüz karası hem problemidir. Özellikle bu felsefeye göre kurgulanmış sistemlerin, inanç, ahlak ve seküler hukuk tanımaksızın sınır tanımaması günümüz insanlığının ortak utancıdır.

Şüphesiz bu yazı bilmem kaç yıl önce ölüp toprağa karışmış bir insanı kötülemek amacıyla kaleme alınmadı. Üstelik Niccolo Machiavelli’nin tüm fikirleri kötü, işe yaramaz demek de haksızlıktır. Genelde üç temel inanç ve prensip bu zihniyeti tehlikeli kılar.

“İnsanlar genel olarak kötüdür, iş bu nedenle her türlü kötülüğü hak eder.

Kötü olan amaca ulaşmak için yapılması gereken kötülük değil, kötülüğü becerememektir. Belki kınanması gereken de budur.

Gayeye ulaşmak için her araç meşru ve ahlakidir.”

Bir devletin bu inancı, kendisine sistem olarak aldığını düşünün. Bundan sonra ali menfaat için akıtılan kanlar, cinayetler, entrikalar, algı kampanyaları, bedensel, ruhsal işkenceler, baskılar, sindirmeler vs… Bunların hepsi, meşru, hakkaniyetli ve ahlaki olarak algılanır. Çünkü mevzu bahis olan vatan/devlettir… Söz konusu devlet ise hiçbir şeyin sınırı olamaz!

Devlet kendini yaşatmak için gücünü devamlı dayatmak, güçlendirmek ve bunu göstermek durumundadır bu felsefeye göre. İnançlar, ahlak ve etik kurallar, hukuk sistemi devletin kontrolü altında ve değişken olmalıdır. Dün yapılan bir şey gerekli ve ahlaki olabilirken, bugün hainlik ve ahlaksızlık olarak gösterilebilir.

Din, ahlak ve hukuk üçlüsü ancak devlet ile anlam kazanır. Devletsiz hukuk da olmaz, ahlak da, din de! Ve devlet isterse bu üçünü de kendi amacına ulaşmak için kullanabilir. Kötülüğün üstadı “Hükümdar” kitabında çok daha fazlasını söylüyor. Aslında kitap, biz sıradan insanlar için değil, seçilmiş hükümdarlar için yazılmış. Okunduğunda, ‘ya benimsin ya toprağın’ mantığını da, en küçük eleştiriyi ihanet olarak gören ruh halini de, kan dökme ve savaş seviciliğinin mantığını da anlamak mümkün.

Mesela zulümle ilgili öylesine bir akıl veriyor ki inanılmaz. Şöyle diyor: “Hükümdar sürekli zulüm yaparsa iktidarını elde tutamaz. Hemen ardından bir iyilik yapmalıdır. Kötülük tekrar etmezse halk unutur ve yeni kötülüğe hazır olur…”

Bugünü anlamak için en çok Machiavelli okumak lazım sanırım.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin