Her şartta beslenme

kalb-manevi-benslenme-tr724

YORUM | REŞİT HAYLAMAZ

Henüz hakikati göremediği günlerinde Hazreti Ömer (radıyallahu anh), Dâru’n-Nedve merkezli pompalanan yalan ve iftiraların şartlanmışlığı içinde Efendimiz’i (sallallahu aleyhi ve sellem) öldürmek için yola düşmüş gelirken kız kardeşi Fâtıma ile eniştesi Saîd İbn-i Zeyd’in de çoktan beri müslüman olduğunu öğrenmiş, beyninden vurulmuşa dönmüştü.

Hiç vakit kaybetmeden yolunu değiştirdi ve aynı zamanda amca oğlu olan Saîd İbn-i Zeyd’in evine yöneldi.

Burnundan soluyordu!

Bir taraftan gür sesiyle haykırıp diğer yandan kapıyı yumruklarken, kulaklarına gelen bir sesle irkildi:

“Tâ-hâ. Biz, bu Kur’ân’ı Sana güçlük çekesin diye indirmedik…”

Demek ki söylenenler doğruymuş!

Bu arada, içeriden gelen ses de kesilmiş, ortama sessizlik hakim olmuştu.

Beklemeye tahammülü yoktu ve kapıya vurdu ha vurdu.

Kapının açılışıyla birlikte eniştesini, ardından da kız kardeşini kanlar içinde bıraktı.

Müslüman olduklarını ağabeyi öğrendiğine göre Fâtıma Bint-i Hattâb’ın kaybedecek bir şeyi kalmamıştı ve yiğitçe bir tavırla haykırdı:

“Evet, biz de Müslüman olduk! Ne var bunda? Evet, Allah ve Resûlü’ne biz de iman ettik! Haydi, şimdi istediğini yap bakalım!”

O güne kadar bir dediği iki edilmeyen Hazreti ömer’i sarsan bir duruştu bu ve kız kardeşinin arslan gibi kükreyişi karşısında dize gelmiş, ses tonunu indirmek zorunda kalmıştı.

Onu bu denli cesur kılan başka bir şey olmalıydı!

kalb-manevi-benslenme-tr724

Kapıyı yumruklarken duydukları aklına geldi ve “Ben buraya gelirken okuduğunuz şu sayfayı bana ver de Muhammed’e gelen şey ne imiş bir bakayım.” dedi.

Allah kelamına saygısızlık veya herhangi bir kötülük yapacağından endişesi vardı Hazreti Fâtıma’nın ve başlangıçta vermek istemedi. Ancak Hazreti Ömer’in ses tonu her saniye daha da yumuşuyor, sertlerden sert fıtratı mum gibi eriyordu!

Kötülük yapmayacağından emin olmuştu ama bu sefer de şirkin necâseti içindeki birisinin ona el sürmesine razı değildi:

“Ey kardeşim!” dedi, kadife bir ses tonuyla. “Sen, hâlâ şirkin kirliliği içindesin; halbuki bu Kur’ân’a necis olanlar el süremez!”

Sonra da guslü anlattı Hazreti Ömer’e…

Kader yoluna su serpmişti ya, dinledi kız kardeşini ve abdestini alıp geldi Hazreti Ömer.

Eline, Tâ-Hâ Sûresi’nin yazılı olduğu malzemeyi aldı ve okumaya başladı.

İliklerine kadar işleyen bir sıcaklık hissediyordu ve bir noktaya gelince:

“Ne güzel kelâm.. ne güzel ifadeler bunlar!” dedi.

Bir sürpriz daha vardı ve ondan bunları duyan Hazreti Habbâb, gizlendiği perdeyi sıyırıp gün yüzüne çıkarken:

“Müjdeler olsun sana ey Ömer!” demişti. “Vallahi de ben senin, Allah’ın Nebisi’nin duasına mazhar olduğunu umuyorum! Zira dün akşam O’nu ben, ‘Allah’ım! Ne olur; dinini şu iki Ömer’den birisiyle te’yid buyur: Ömer İbn-i Hattâb ve Amr İbn-i Hişâm!’ diye dua ederken duydum. Allah’a yemin olsun ki işte bu o, yâ Ömer!”

İşin doğrusu bu, gün içinde üst üste gelen şokların hepsini unutturacak kadar cesimdi…

Öldürmek için can attığı İnsan, kendisi.. hatta daha ötesi için çırpınıp duruyordu!

Kapının geç açılma sebebi de belli olmuştu; gür sesini duyunca Hazreti Habbâb’ı bir perdenin ardına gizlemiş, ortamı steril hale getirmiş ve kapıyı öyle açmışlardı!

Siyer kaynaklarında detaylarıyla birlikte anlatılan hâdisenin sonu malum; Salı akşamı yapılan dua Çarşamba günü kabul oldu ve İbn-i Erkam’ın evine gelen Hazreti Ömer, öldürmek için yola çıktığı İnsan’ın huzurunda hayat buldu.

Hâdisenin cereyan şekli üzerine çok şey söylenebilir; şüphesiz onlardan birisi de şudur:

Şartlar ne olursa olsun Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), ashâbından hiç kimseyi dışarıda bırakmamacasına bir ağ kurmuş ve davası adına herkesi beslemektedir; vücuda hayat pompalayan bir kalb gibidir O (sallallahu aleyhi ve sellem) ve doğrudan veya dolaylı olarak her hücreye ayrı bir can taşımaktadır!

Hem de kadın erkek, dışarıda hiç kimseyi bırakmamacasına!

Çoluk çocuk, teker teker fertler yanında aileleri de ihmal etmeden…

İbn-i Erkam’ın evine gelip de dupduru kaynağın merkezinden beslenebilen ender insanlardan birisi olan Hazreti Habbâb’ı, müslüman olduklarını Hazreti Ömer dahil henüz hiç kimsenin bilmediği Saîd İbn-i Zeyd ve Fâtıma Bint-i Hattâb’ın evine göndermiş, gelen vahyi sıcağı sıcağına onlarla paylaşmaktadır.

Öyleyse, kendini canlı kılacak bir kaynağa ulaşan her gönlün, başkasına can taşıma adına bir borcu vardır!

Zira, hayat kaynağı ile buluşamayan hücre ölür.

Beslenemeyen insan da öyledir!

Bünyenin canlılığı, kalb ile irtibata bağlıdır!

Velhasıl, şartlar ne olursa olsun her daim beslenmek şarttır!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin