Her cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde bir kriz yaşandı, ama bundaki çok farklı

HABER ANALİZ | MUHSİN AHMET KARABAY

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk’ün ilk cumhurbaşkanı seçildiği 1923’ten bu yana 22 cumhurbaşkanlığı seçimi yaşadık. 23. cumhurbaşkanlığı seçimi, takvime göre Cumhuriyetin 100. yılında 2023’te yapılacak.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri Türkiye’de her dönemde kriz ortamında yapıldı dense yanlış olmaz. Atatürk, ilk cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra 1927, 1931 ve 1935’te aynı makama tekrar seçildi. O dönemi bir cümle ile değerlendirecek olursak, kurucu liderlik dönemiydi ve farklı bir adayın ortaya çıkması söz konusu değildi.

Atatürk, uzun bir hastalık dönemi ardından 10 Kasım 1938’de vefat ettikten bir gün sonra 11 Kasım’da İsmet İnönü sürpriz bir şekilde seçilip Çankaya Köşkü’ne çıktı. Bu görünürde her şey yolundaymış gibi bir seçimdi.

Aslında, olağanüstülük bir gün sonra seçimin olup bitmesindeydi aslında. Atatürk’ün son yıllarında İnönü, azledilmiş ve köşkünde gözetim altında yaşayan biri konumundaydı. Dahası, Dolmabahçe’de ölüm döşeğindeki silah arkadaşını ziyaret etmesine bile izin verilmemişti.

Oysa tablo çok farklıydı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başında “mareşal” sıfatı taşıyan Orgeneral Fevzi Çakmak bulunmasına rağmen, orduya hakim olan kişi emekli asker İnönü’nün ta kendisiydi. Bu durum kısa sürede herkes tarafından anlaşılacaktı.

İNÖNÜ’YÜ, ORGENERAL FAHRETTİN ALTAY CUMHURBAŞKANI SEÇTİRDİ

Ülkede söz sahibi kişiler uluorta dillendirmese de Atatürk’ten sonra kim yerine geçecek sorusuna cevap aranıyordu. Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak öncülüğünde yapılan toplantıda Atatürk’ün ölümü ardından yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde TSK’nın tarafsız kalması kararı alındı.

İnönü ve onun TSK içindeki temaslı olduğu isimler, bu durumu fırsata çevirdi. En güçlü aday konumunda Başbakanlık koltuğunda oturan Celal Bayar gösteriliyordu. TSK’nın kararını duyan Bayar, Genelkurmay’ı ziyaret ederek TBMM’nin çoğunluğunun Fevzi Çakmak’ı Çankaya’da görmek istediğini iletti.

Orgeneral Çakmak, Bayar’ın bu teklifini kabul etmedi. TSK’nın yapılacak seçimde gerçekten tarafsız kalacağı düşünülürken Bayar’ın ziyaretinden sadece iki gün sonra İnönü’nün yakın arkadaşı I. Ordu Müfettişi Orgeneral Fahrettin Altay, Genelkurmay’da II. Başkan Orgeneral Asım Gündüz’ü ziyaret etti ve alınan kararı tanımadıklarını açıkladı.

Orgeneral Altay, Birinci Orduda kolordu ve tümen komutanlarının İnönü’yü destekleme kararı aldıklarını söyledi. Altay, bu görüşmeden sonra kararı gidip bizzat Genelkurmay Başkanı Çakmak’a iletti. Çakmak da kabul etti.

Tarihçi Hikmet Özdemir, “Devlet Krizi ve T.C. Cumhurbaşkanlığı Seçimleri” isimli kitabında İnönü’nün, Çakmak’a rağmen üst düzey komutanları yanına çekmeye çalıştığını ve bunu başardığını yazar. (s.71-74) Bunu gören Çakmak’ın sesini çıkaramadığı bilgisin paylaşır.

Kurtuluş Savaşı sonrasında ordu içindeki klikleşmede Atatürk ve İnönü adına “muhalif tasfiyecisi” görevi üstlenmiş olan Fahrettin Altay, bu girişimiyle Atatürk sonrası cumhurbaşkanlığı seçimini tesadüfe bırakmamış oldu.

İnönü, Parlamento yenilendikten sonra yasa gereği 3 Nisan 1939’da yapılan seçimlerde 413 milletvekilinin 249’unun oyunu alarak birinci turda ikinci kez cumhurbaşkanı seçildi. 1924 Anayasası gereği genel seçimlerden sonra yenilenen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aynı göreve 1943 ve 1946’da yeniden getirildi.

İnönü de Atatürk gibi 4 kez cumhurbaşkanlığı makamına seçilmiş oldu.

14 MAYIS DP İKTİDARI SONRASINDA BAYAR KÖŞK’E ÇIKTI

14 Mayıs 1950’de Demokrat Parti’nin iktidara gelmesinden hemen sonra 22 Mayıs’ta yapılan seçimlerde Celal Bayar, 3. Cumhurbaşkanı olarak Çankaya Köşkü’ne çıktı. 487 milletvekilinden 453’ü seçimlere katıldı. Bayar ilk turda 387 oy aldı.

Celal Bayar, 1954 ve 1957 yıllarında yenilenen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aynı göreve getirilerek 3 dönem cumhurbaşkanlığı yapmış oldu.

1960 darbesi ardından 26 Ekim 1961’de yapılan seçimde Milli Birlik Komitesi Başkanı Cemal Gürsel, cumhurbaşkanı seçildi. Gürsel, 638 milletvekilinden 607’sinin katıldığı seçimlerde 434 oy alarak ilk turda Çankaya’ya çıktı.

Ancak, 15 Ekim 1961 genel seçim sonuçlarından memnun olmayan ve kendilerine “Silahlı Kuvvetler Birliği” adını veren grup, İstanbul’daki Harp Akademilerinde toplanarak aralarında “21 Ekim Protokolü” adını verdikleri bir metin imzaladılar.

24 Ekim’de, “Devlet Başkanı” sıfatıyla darbe lideri olan Cemal Gürsel, siyasi parti liderlerini ve kuvvet komutanlarını bir araya getirdi. Parti liderlerine imzalatılan protokolün ilk maddesi hayli dikkat çekiciydi:

“Partiler, cumhurbaşkanlığı için namzet (aday) göstermeyecekler. Gürsel’e oy verilmesi için elden gelen gayreti gruplarında sarf edeceklerdir.”

1923-1961 arasında toplam 12 kez cumhurbaşkanlığı seçimi yapıldı ve hemen hepsinde adaylar ilk turda yeni cumhurbaşkanı seçilmiş oldu.

TBMM Araştırma Hizmetleri Başkanlığı’nın 2014’te yayınladığı “1923’ten Günümüze Cumhurbaşkanı Seçimleri” isimli yayında 1921 ve 1924 Anayasası’nın yürürlükte olduğu seçimlerde Köşk seçimlerinin sorunsuz atlatıldığı bilgileri yer alır. 1961 Anayasasından sonra 1966 dahil yapılan seçimlerinse krizlerle geldiği anlatılır.

Oysa söz konusu yıllar yasama, yürütme ve yargı diye demokrasilerin vazgeçilmez dengesinin olmadığı, her şeyin yürütmenin elinde toplandığı dönemlerdi.

TSK, ADAYINI PARTİLERE YAZILI OLARAK DUYURDU

Cumhurbaşkanlığı, farklı bir konum olarak hep “Atatürk’ün makamı” olarak algılandı. Bundan dolayı TSK, “ebedi başkomutanın” makamına seçilecek isimde hep kendini söz sahibi saydı.

Cemal Gürsel’in ABD’de tedavi görüp yurda getirilmesi ve göreve devam edemeyeceği belli olduktan sonra yapılan Köşk seçimlerinde TSK yine devrede oldu. İktidarda, Süleyman Demirel liderliğindeki Adalet Partisi (AP) vardı. TSK, partilere adaylarının Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay olduğunu yazılı olarak iletti.

Adalet Partisi yönetimi, 27 Mayıs 1960 darbesinin içinde doğrudan yer almayan Cevdet Sunay’ın cumhurbaşkanı seçilmesine itiraz etmedi/edemedi. CHP de Sunay’ı kendi adayı gibi gördü. Kontenjan Senatörü Prof. Ragıp Üner istifa ettirildi ve Sunay, kontenjan senatörü yapıldı.

Sunay, 28 Mart 1966 tarihinde Meclis’te yapılan oylamada 650 üyeli TBMM’de (Meclis+Senato) 477 oy alarak Köşk’ün yeni sakini oldu. Bu seçimlere Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (GKMP) Genel Başkanı Alparslan Türkeş de aday olarak katıldı. Türkeş, 11 oy aldı.

1973’teki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde TSK’nın müdahalesi yine kendini gösterdi. Cumhurbaşkanı Sunay, görev süresinin bitmesine kısa bir süre kala, 13 Mart’ta ilk turu yapılacak olan seçimler öncesinde ilk olarak siyasi parti liderleriyle, ardından da Genelkurmay Başkanı Faruk Gürler ile görüştü.

Genelkurmay Başkanı Faruk Gürler, selefi Sunay gibi seçileceğini düşünerek aday olmak amacıyla 6 Mart’ta görevinden istifa etti. Kontenjan senatörü olarak TBMM’ye girdi. Adalet Partisi ve Ferruh Bozbeyli liderliğindeki Demokratik Parti (DP) Gürler’i desteklemedi, yerine kendi adaylarını gösterdi. CHP ise seçimlere katılmama kararı aldı.

İlk turda iki asker yarıştı; Tekin Arıburun ve Faruk Gürler. Yapılan 6 turda adaylardan ikisi de seçilmeye yeterli oyu alamayınca Arıburun ve Gürler adaylıktan çekildi.

AP ve CHP, görev süresi biten Sunay’ın cumhurbaşkanlığını uzatmak üzere Anayasa değişikliği yapmak istedi. Yapılan değişiklik Meclis ve Senato’da reddedildi. DP dışındaki partiler, Anayasa Mahkemesi Başkanı Muhittin Taylan’ın adaylığı konusunda uzlaştı.

Bu kez de Sunay, Muhittin Taylan’ın aday olabilmesi için kontenjan senatörü olarak atamasını yapmadı. Bunun üzerine AP, CHP ve Cumhuriyetçi Güven Partisi (CGP) halen kontenjan senatörü olarak görev yapan Fahri Korutürk üzerinde uzlaştı.

Korutürk, 6 Nisan 1973’te yapılan 15. turda 365 oy alarak Çankaya Köşkü’ne çıktı.

Korutürk’ün 7 yıllık görev süresi Mart 1980’de dolduğunda, kamplara ayrılmış Meclis’te sonuç alınamayacağı belli olduğundan cumhurbaşkanı adayı olmadığı için seçimlere geçilemedi.

22 Mart’ta yapılması gereken ilk tur oylama 3 gün ertelendi. 5 buçuk ay süren ve 118 tur yapılan cumhurbaşkanlığı seçimleri sonuç alınamadı. AP ve CHP’den pek çok aday ortaya çıkıp çekilmek zorunda kaldı.

12 Eylül 1980 darbesiyle yönetime el koyan Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve arkadaşları, yeni anayasa hazırlatarak halk oyuna sundu. 7 Kasım 1982’de yapılan referandumla Kenan Evren de anayasa hükmü uyarınca Cumhurbaşkanı oldu.

KÖŞK’E ÇIKMAK İSTEYEN ÖZAL’IN YAŞADIKLARI

Evren’in görev süresi dolacağı 1989’da, yeni cumhurbaşkanının kim olacağı sorusu ülke gündemine yeniden oturdu. ANAP’ın Meclis’teki sandalye sayısı Başbakan Turgut Özal’ı cumhurbaşkanı seçtirmek için yeterliydi. Ancak, Mart ayında yapılan yerel seçimlerde ANAP’ın oyları yüzde 21,8’e inmesinden dolayı, tabanını kaybettiği gerekçesiyle Özal’dan aday olmaması istendi.

Özal, buna rağmen 31 Ekim 1989’da yapılan seçimlerde üçüncü turda 285 milletvekilinden 263’ünün oyunu alarak Türkiye’nin 8. Cumhurbaşkanı oldu. Muhalefet, seçimleri boykot etti. Özal, bir partinin oylarıyla Köşk’e çıkmasından dolayı görev yaptığı süre boyunca muhalefet tarafından hep eleştirildi.

Turgut Özal’ın 17 Nisan1993’te ani vefatı üzerine cumhurbaşkanlığı seçimleri yeniden ülke gündemine oturdu. İktidarda Süleyman Demirel ve Erdal İnönü önderliğinde kurulan Doğru Yol Partisi ve Sosyaldemokrat Halkçı Parti (DYP-SHP) koalisyonu vardı.

Demirel, başbakanlıktan Özal’ın koltuğuna geçmek istedi. Erdal İnönü ise bunun hükümet ortaklığını riske atabileceğinden endişe ederek karşı çıktı. Demirel, ortağına adaylığını engellemesi halinde koalisyonu bozacağını söyledi.

Muhalefetin Demirel’e karşı ortak aday çıkarma girişimleri sonuçsuz kaldı. Demirel, 16 Mayıs 1993’te yapılan 3. tur seçimlerde 244 oy alarak cumhurbaşkanı oldu.

Demirel’in görev süresinin bitimi, 28 Şubat sürecinin en zorlu dönemine denk geldi. Mücadelenin kaptan koltuğunda oturan Demirel’in cumhurbaşkanlığı Mayıs 2000’de dolacaktı. Anayasanın cumhurbaşkanı seçimini düzenleyen 101. Maddesinde değişiklik yapılarak 5+5 olmak üzere iki dönem seçilmesi yoluna gidilmek istendi.

Bu düzenleme, Meclis’ten geçecek yeterli oyu alamayınca, Meclis içinden de herhangi bir ismin seçilmesi konusunda mutabakat sağlanamadı.

DYP ve Fazilet Partisi’nin gündeme getirmesiyle Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer üzerinde partiler mutabakat sağlandı. Sezer, 3. turda 330 oy alarak cumhurbaşkanı seçildi. Bütün partilerin desteğiyle Köşk’e çıkan Sezer, 1982 Anayasası dönemde Meclis dışından seçilen ilk cumhurbaşkanı oldu.

AK Parti dönemindeki ilk cumhurbaşkanlığı seçimi ve Abdullah Gül’ün Köşk’e çıkması ve sonrasına ilişkin genel tabloyu da yarınki yazımda paylaşmak istiyorum.

Yeni bir cumhurbaşkanlığı seçimi sürecine girilirken Türkiye’yi bu kez bekleyen kriz, tepede değil toplumun genelinde yaşanacak görünüyor. Tepede oluşan/oluşturulan krizle toplumsal tabanda yaşanan krizin boyutları çok farklı olur.

Kendi penceremden gördüklerimi yarın paylaşacağım.

Türkiye'de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin