HDP’nin Türk Solu fetişizmi başına iş açabilir!

Yorum | Ebubekir Işık

Memleket olarak 24 Haziran seçimlerine kilitlendiğimiz şu günlerde HDP içerisinde kaynamakta olan, fakat devam eden medya sansüründen ötürü kamuoyunun çok fazla takip etme şansına sahip olamadığı bir kaç önemli gelişme üzerinde durmak istiyorum.

Cumhur ve Millet ittifaklarının içerisinde mevcut siyasal konjonktür ve bir takım arkaik bagajlardan dolayı yer al(a)mayan HDP, benzer şekilde kendisini 24 Haziran seçimlerinde barajın çok ötesine taşıyacak toplumsal kesimlerle de ittifak kurmayı maalesef beceremedi. Bunun bir adım ötesine geçen Selahattin Demirtaş’sız HDP, milletvekili aday belirleme sürecinde kendisine oy veren kesimlerin sosyolojik gerçekliğine aykırı ve tabanı ile arasında ciddi sorunlara sebep olacak bir takım kararlara da imza attı.

HDP’ye oy veren kesimlerin profiline baktığımızda yüzde seksenlere yakın bir seçmen kitlesinin kendisini kabaca Kürt, muhafazakar ya da muhafazakar Kürt olarak tanımladığını görmekteyiz. Fakat, bu sosyolojik kompozisyona rağmen, HDP kendisine defaatla ittifak görüşmesi teklif eden PAK, PSK, Azadi Hareketi, PDK-Bakur ve PDK-T gibi Kürdistani partilerle maalesef bir ittifak denemesine dahi yanaşmadı. HDP yönetimi yer yer ideolojik yer yer ise bu partilere nicelik hesabı üzerinden bir okuma ile yaklaşarak, bu partilerin getirecekleri sınırlı seçmen desteğine ihtiyacı olmadığı sonucuna vardı. Ancak, HDP’nin bu partilerle olası bir ittifak çalışması, Kürt partileri arasında yan yana gelememe şeklinde tezahür eden ve on yıllardır aşılamayan kritik bir psikolojik eşiği geride bırakma sonucunu doğurabilirdi. Bu şans maalesef kaçırıldı.

Radikal Sol, HDP’nin Türkiyelileşme serüvenini akamate uğratabilir

En başından belirtmek gerekir ki, HDP haklı gerekçelerle kurulduğu günden bu tarafa adına Türkiyelileşme denen son derece gerekli bir siyaset izledi. Şahsen, bu siyaset tarzını HDP’yi bir Türkiye partisi yapması ve Türkiye siyasal spektrumunun merkezine daha da yakınlaştırması açısından desteklemiş biriyim. Fakat, HDP’nin özellikle Selahattin Demirtaş’ın hapse girmesinden bu tarafa Türkiyelileşme siyasetini ısrarla yanlış aktörler üzerine inşa etmesi, artık kendisi ve tabanı arasında önemli sayılabilecek kırılmalara sebep olmakta.

Vahap Coşkun hocanın da ifade ettiği gibi parti yöneticilerinin tamamını bir araya topladığınızda ortalama büyüklükte bir otel lobisini dahi doldurmayacak, siyasal söylemleri ve temsiliyetleri bakımından gerçek anlamda toplumsal karşılıkları olmayan bir çok minik siyasi partinin temsilcilerini liste başı milletvekili adayı gösteren HDP, tabanında bir çok kesimi şimdiden kendisine küstürmeyi başardı. Hatta, HDP yönetiminin bu tavrından rahatsız olan bazı Kürt grupların CHP ile görüşmeler yaptığı artık kamuoyu tarafından da bilinen bir gerçek.

HDP yönetiminin Türkiye solunun toplumsal karşılığı olmayan minik aktörleri ile beraber hareket etme ısrarını tabanına nasıl anlattığına baktığımızda, bu takıntının partinin Türkiyelileşme niyeti ile ilintili olduğu üzerinden bir argüman ortaya koyduğunu görmekteyiz. Fakat, radikal solun kendisinin bir Türkiyelileşme sorunu olduğu ve bu haliyle HDP’nin Türkiyelileşmesine nasıl bir katkı sunacağı maalesef büyük bir muamma olarak karşımızda durmakta. Dolayısıyla, HDP’nin kendi tabanında ki özellikle muhafazakar Kürtleri görmezden gelerek radikal sol üzerinden Türkiyelileşme siyasetini devam ettirmeye çalışması ve bunu radikal sola parti vitrininde daha fazla yer vererek uygulamaya çalışması, HDP’nin Türkiyelileşmesini yakın bir gelecekte akamate uğratabilir. Çünkü, HDP’nin Kürtlere gerekenden daha az bir temsille parti vitrininde yer vermesi, HDP’nin olması gerekenden daha az bir Kürt temsiliyetiyle Türkiyelileşmeye çalışması anlamına gelecektir. Bu durum HDP’yi orta ve uzun vadede radikal solun düştüğü benzer duruma düşürebilir ve Kürt seçmen nezdinde marjinalize edebilir.

HDP Radikal Sol’a ‘’hamallık’’ yapıyor

‘’Hamallık’’ tabiri bana ait değil. Bu tabir önce Mücahit Bilici daha sonra İsmail Beşikçi tarafından HDP’nin radikal sol ile ilişkisini resmetmesi açısından kullanılmış bir metafor. Hamallık tabiri HDP’nin toplumsal temsiliyetleri son derece sınırlı olan radikal sol aktörleri bir yönü ile kendi çabaları ile giremedikleri meclise sokma ısrarı şeklinde okunabilir. Öyle anlaşılıyor ki, daha bir kaç hafta önce Selahattin Demirtaş’ın HDP yönetimine yaptığı ‘’Müslüman halklarımızı kapitalist modernite karşısında sahipsiz mi bırakacağız?….demokratik İslam perspektifi bu açıdan bir daha ciddiyetle ele alınmalı ve pratikleştirilmelidir…’’ çağrısı maalesef yerde  kalmış. Asıl daha geniş bir temsiliyetle meclise taşınması gerekenler, son derece sınırlı ve marjinal temsiliyetleri olan Türk solunun bazı kesimlerine tercih edildiler. Dileyelim de HDP’nin Türk solu fetişizmindeki bu ısrarı kendi tabanından güçlü bir sille yemesine sebep olmasın.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin