Havuza atlayıp kuru kalma becerisi

YORUM | AHMET KURUCAN

Eşinin namaz kılmayı terk etmesine karşı alacağı tavra ilişkin bir soruyu cevaplarken söz “İslam’ın şartları” ile “İslam beş esas üzerine bina edilmiştir” arasındaki farka gelmiş ve bu çerçevede Aliya İzzetbegoviç’in bir makalesinden alıntılar yapmaya başlamıştım. Devam ediyorum. 

“Kur’an’ın içinden bakarak İslam’ın her şeyden evvel iki şartı vardır: Birincisi iman etmek, ikincisi de iyilik yapmaktır. Eğer birisi, söz konusu iyiliğin sadece namaz, oruç, hac ve zekatla sınırlandırılabileceğini düşünüyorsa, o kişi her şeyden evvel kendine karşı büyük bir adaletsizlik yapıyor ve İslam’a çok kötü hizmet ediyor demektir.” 

Nereden baktığınıza ve konu ile alakalı ne kadar bilginizin olduğuna bağlı ama Aliya bu kadar açık ve net ifade ettiği düşüncelerine itirazın gelmeyeceğini düşünmemiş olamaz. Neden? Çünkü Aliya bu tespitleriyle iki ezberi birden bozuyor. İlki, Sünni dünyada belki de 15 asırdan beri var olagelen namaz, oruç, hac, zekâttan ibaret İslam’ın beş şartı olgusu. İkincisi ise salih amelin çerçevesini “iyilik yapmak”la sınırlandırması. 

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Bozulan ilk ezber adına kısa bir izahı ben ilave edeyim, ikincisini Aliya kendisi cevaplayacak. İslam’ın şartları denilince tarih buyunca Sünnilerden daha farklı şartlar ileri sürenler vardır. Mesela Mu’tezile’ye göre de İslam’ın şartı beştir ama bu kelime-i şehadet, namaz, oruç, hac, zekat değil, tevhid, adalet, va’d ve vaid, emri bi’l ma’ruf nehy’i ani’l munker, el-menziletü beyne’l menzileteyn’dir. Bu şartların en genel manada iman ve amele, ikisi arasındaki zorunlu ilişkiye, ahlaki nedenselliğe yaptığı vurgu ile ve insanların ahiret hayatına ait nihai hükümler verme konusunda gösterdiği çekince başlı başına bir yazı konusu olması gerekir. 

İkinci ezber yani salih amelin iyilik yapmak denilip mutlak bırakılmasından dolayı Aliya muhtemel itirazların sanki seslerini duymuş gibi şunu söyler: “Tabii bazıları bu tespitimin gerçek manasını anlamadan adalet, basitlik, karşılıklı yardımlaşma, güzel davranış vs. hakkında İslam ahlakini unuttuğumu bana hatırlatacaktır, fakat zaten ahlak İslam’ın şartlarından farklı olarak ikinci planda değil midir? Yapılacak bir anket, Müslümanların büyük çoğunluğunun şartları bilerek fakat ahlak ve onun hükümlerini bilmeden yaşamakta olduğunu ortaya koyardı. Halbuki işte tam da burası ahlakın bazı hükümlerinin İslam’ın şartı olmasının gerektiğini gösterir. Kur’an’ın ortaya koyduğu bu hükümlerden birisi hiç şüphesiz Allah’a iman, ikincisi imandan sonra en çok zikrettiği dünyada iyilik misyonudur.”

Belki Aliya hem düşüncesini temellendirmek hem de Kur’an’dan takip etmek isteyenlerin bulunabileceği düşüncesiyle onun Müminun suresine kadar olan ayetlerde gecen salih amel ile alakalı ayetleri verir. Biz de aktaralım: 2/ 58-62-82-83-177-224-254-277; 3/92, 3/104, 3/180; 4/36, 4/58, 4/124, 4/149; 5/1, 5/3-5/10, 5/38, 5/51, 5/72; 7/156, 7/198; 9/21, 9/72, 9/113;11/23; 13/22-24; 16/90, 16/97; 17/7- 17/100; 18/30, 18/108; 19/60, 19/97; 20/75, 20/82; 21/73, 21/94; 22/41, 22/50, 22/56, vs.v.s.

Sonra da şunu söyler: “Bu Kur’an’ın sadece ilk yarısıdır. “İman edin ve salih amel yapın” ilkesini kitabın diğer yarısında da aynı şekilde bulması için okuyucuya bırakıyorum. İman edip salih amel işlemek -Kur’an’ın sayısız yerinde ve aynı zamanda tüm insanların kalplerinde de yazılı bulunan insan hayatının sarsılmaz bu iki kanunu- her namazdan, oruçtan, sadakadan ve ibadetten daha büyük önceliğe sahiptirler. Ancak onları takip edip saygı duyarsak, yani iman edip salih amel işlersek biz Müslümanız. Onlarsız biz öyle değiliz, beş vakit ve diğer güzel şeylere rağmen. Çünkü bunlar, bu iki büyük ve basit hükme karşı adeta şeklin içeriğe, fikrin tekniğe, hedefin vasıtaya olan ilişkisi gibidir. Hatta bu şekillerin içerikle, canlı imanla doldurulmuş mu olacağı yoksa boş ve cansız taşlaşmış kabuklar mı olacağına, hakikaten iman edip iyi amel işlediğimize bağlıdır.”

Ezber bozucu tespitlerine çarpıcı cümlelerle devam ediyor Bilge Kral. İsterseniz aşağıdaki paragrafı asırlardan beri zihnin dünyamızı işgal eden, hayat felsefemizi ve günlük yasam tarzımızı belirleyen hakim paradigmayı bir an için olsun bir kenara bırakarak okuyun. “Bu iki kanun seviyesine yavaş yavaş Kur’an’ın diğer bütün talepleri, emirleri, tavsiyeleri ve yasakları eşitlenebilir. Onlar temeldir, biri diğerine dönüşemez. Çünkü İslam’ın özünü oluşturmaktadırlar. Sadece dinden, onun dışa vurulduğu, teyit edildiği ve kontrol edildiği ameller olmaksızın, İslam yoktur. Ve tersine, sadece iyi amellerden, içinde onların gerçek sebebinin olduğu, onların metafizik öneminin, dünya resminin genelinde onların yerini ve gerekliliğinin görüldüğü iman olmaksızın da İslam yoktur: Allah’ın emri olduğu için iyi amel yapıyor, yasakladığı için de kötülüklerden sakınıyorum. İyi amel işleyerek ben mükemmel olmayan bir dünyanın düzeltilmesine, mükemmelleştirilmesine Allah’a yardımcı oluyor, O’nunla işbirliği içinde bulunuyorum. Benim katkım olmaksızın dünyanın bir kısmı ebediyen eksik, bitmemiş, gerçekleşmemiş olarak kalacaktır. Bu sebeple sadece iman edemem, aynı zamanda faal olmak, eylemlerde bulunmak ve çalışmak zorundayım.” Şimdi aklınızı vicdanınızla yoğurarak şu soruma cevap verin; Aliya’nın itiraz edebileceğiniz bir cümlesi var mi?

Aliya benim yazının başlığına çektiğim havuza atlayıp da ıslak kalma metoforunu kullanarak ibadetler basta İslam’a ait pratik hayatta karşılık bulması gereken bütün amellerin anlamını yitirme veya fonksiyonunu tam anlamıyla icra etmemesi ile alakalı olarak ezber bozucu tespitlerine devam eder. Der ki: “Bazen bu çıplak şekildeki anlam yitirme hadisesi, inanılmaz dereceye kadar yükselir, mesela günde beş defa yıkanmak ve temizlenmemek gibi. Doğuda, camide öyle insanlar gördüm ki abdesti öyle rutin bir şekilde alıyorlar ki vücudun yıkanması gereken bütün uzuvlarını yıkamayı biliyor fakat yine de pis kalıyorlar. Şaşırmış olarak soruyoruz: Bunu nasıl becerebiliyorlar? Bu, suyla dolu bir havuza atlamak ve yine de kuru kalma becerisine eşit bir şey değil midir? Bütün beceri ise yıkamanın ıslak elle mesh etmeye dönüşmesindedir. Temizlik kaybolmuş, sadece semboller kalmıştır. Burada abdestin başına gelenler, İslam’ın bütün veya neredeyse bütün hükümlerinin başına gelmiştir. İslam, boş ve muhtevasız bir ritüele indirgendi. Tabii olarak da, gerçek hayattaki sonuçlar da aynı şekilde yenilgi vericidir.”

Sonra tekrar çıktığı noktaya yani İslam ve İslam’ın şartları nedir konusuna geri dönerek şunları söyler:  “Bu sebeple, bana biri “İslam nedir?” diye sorduğu ve özellikle de bunu çocuğum yaptığı zaman cevabım şu olacaktır: İman etmek ve iyi amel işlemektir. Ondan sonra da namaz, oruç, zekât ve hac hakkında konuşurum ve sonunda da şunu vurgularım, bunlar ibadetlerdir. Eğer senin ruhun Allah’a olan imanla ve davranışların iyilik etmekle doluysa onlar İslam’a aittir. Yok eğer bunlar yoksa bu ibadetler diğer bütün boş inançlar gibi anlamsızdırlar. Söz konusu durum, bütün insanî yorumlara ve uygulamalara rağmen, her zaman yeniden İslam’ın kaynaklarına ve ana kaynak olarak da Kur’an’a neden dönmemiz gerektiğini açıklamaktadır.” 

Üç cümlelik bitişi kaldı yazının. Onu da aktaracağım. Fakat şunu söylemeden geçemem; tespitlere yazının kaleme alındığı ister 1978 Eylul’ünden isterseniz 2020 yılı Nisan’ından bakınız değişen bir şeyin olmadığını hatta durumun daha da kötüye gittiğini göreceksiniz. Allah Resulünün hayatı ile sınırlı Asr-ı saadeti bir kenara bırakıp ideolojik gözlükleri çıkartıp 15 asırlık mazimize bakabilirsek -istisnai donemler tabii hariç- bu çıplak gerçekle karşı karşıya kalırız. O istisnai dediğimiz dönemler parça parça da olsa nice yılları hatta birkaç asrı içine alacak kadar bir toplam içeriyor ama bugünümüze bakan veçhesiyle manzara değişmiyor. Şekil öze feda ediliyor. Kalıp ruhun yerini alıyor. Acı hem de çok acı fakat gerçek maalesef ve maalesef bu. Bu gerçekten kaçarak yol almamız, bir yere varmamız mümkün değil. 

Üç cümlelik son sözlerini bir kez daha tekrar edeyim: “İslam’da sadece Kur’an tam ve bütün bir hakikattır. O Allah’ın kelamıdır. Şartlar insanîdir, çok fazla insanî…” (İslam Deklerasyonu, 43-44) 

Madem evlilik ve namazı terk diyerek girdik bu faslın içine, kalan kısmı yani namaz kılmaya zorlama meselesini de ele alıp tamamlayalım. 

Haftaya inşallah. 

1 YORUM

  1. Muhterem hocam, bir de evinde kacak su akan cesmeden abdest almayip, ancak diger zamanlarda kullananlar vardi, bazi bolgelerimizde. Bir zaman en yakinimin bile bahcesinde iki kok sebze icin boyle bir seye tenezzul ettigini gorunce, kendisini uyarip karnini atesle doldurdugunun farki da misin demistim. Kisa dunya hayatinin menfaati için neleri feda ettigimizin farki da bile deiliz malesef.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin