Harekat fiyaskosu, Esed’e iade-i itibar ve en büyük risk!   

YORUM | ERHAN BAŞYURT

Türkiye, Ankara’da ABD ile 13 maddelik Soçi’de Rusya ile 10 maddelik ‘Barış Pınarı Harekatı’ ve Suriye konusunda mutabakat imzaladı.

Suriye’de taşlar yerinden oynadı.

9 Ekim’de başlayan operasyon, iki hafta içinde bölgedeki aktörleri değiştirdi. Kontrol bölgeleri tamamen el değiştirdi.

Peki ne oldu? Türkiye zafer elde etti mi? Bittiği açıklanan operasyon hedeflerine ulaştı mı?

İşte bölgede değişen dengeler ve Türkiye’nin kar/zarar tablosu…

KONYA’NIN 10’DA BİRİNDEN BİLE KÜÇÜK 

Türkiye, ‘Barış Pınarı Harekatı’nı iki temel gerekçe ile başlattı:

Birincisi, terör örgütü YPG’yi kontrol altında tuttuğu 440 kilometrelik sınırımızdan temizlemek.

İkincisi, Suriyeli mültecilere geri dönmeleri için bu sınır boyunca 32 kilometre derinliğinde güvenli bölge tesis etmek.

Bunlar oldu mu?

Hem ABD hem de Rusya ile mutabakata göre, Türkiye 440 kilometrelik sınırın sadece dörtte birinde, Tel Abyad Rasul Ayn arasındaki 105 (bazı kaynaklara göre 120) kilometrelik bölümde operasyon yapabildi. 

Operasyon bölgesi, Türkiye’de Urfa’nın Ceylanpınar-Akçakale ilçeleri arasına denk geliyor. 

Türkiye, bu hattı 30 kilometre derinliğinde, M4 otoyoluna kadar olan alanı kontrol altına aldı. 

Kaba hesapla, 3 bin (120 km ise 3 bin 600) kilometrekare ediyor. Daha iyi anlaşılması için söyleyeyim. Konya ilimizin 10’da birinden çok daha az bir bölge… 

Türkiye burada, yerel milisleri öncü birlik olarak kullandı.

20 bin veya daha fazla YPG gücüne karşı operasyon yaptı.

Tek taraflı hava gücü üstünlüğü ve dünyanın en büyük üçüncü ordusu için, elde edilen bir başarı değildir.

YPG’nin düzenli orduya kara savaşı vermesi ihtimal dahilinde değildi, zaten çekilmeyi tercih etti.

Yapabileceği sadece ‘gerilla savaşı’ veya ‘şehir savaşı’ olabilirdi, o da geri kalan bölgelerde asıl Kürt yerleşim bölgeleri Kobani, Kamışlı ve Haseke’de kendisini zora sokardı.

Gelelim ikinci gerekçeye, Türkiye’nin 3 milyon değil 1 milyon Suriyeli mülteciyi bile Tel Abyad-Rasul Ayn arasındaki ‘güvenli bölgeye’ yerleştirmesi mümkün gözükmüyor. 

Yani birinci gerekçe, kısmen başarıldı. İkinci gerekçe ise, tamamen çökmüş durumda… 

TÜRKİYE SINIRI YENİDEN ESED’E EMANET!

Peki sınırımızdaki aktörler nasıl değişti? Harekat bu yönüyle, Türkiye’ye fayda mı zarar mı verdi?

ABD ile yapılan mutabakat gereği, ABD Türkiye sınırından 30 km çekildi.

YPG ve SDG’de Rusya’nın arabuluculuğunda Esed ile anlaşıp rejim güçlerini yeniden bölgeye davet etti.

Soçi Mutabakatı, YPG/SDG ile Esed’in vardığı anlaşmayı teyit ediyor, tanıyor. 

Rusya ve Esed artık sınır komşumuz. 

Fırat’ın doğusunda Tel Abyad’a kadar, Rasul Ayn’nın doğusundan Irak’a kadar ki bölge artık Rusya ve Esed’in kontrolünde.

Kamışlı hariç, tüm sınır boyunca 10 km derinliğinde Rusya ile Türkiye ortak devreye yapacak.

Putin, Suriye Ordusu’nun sınırımız boyunca 15 tane kontrol noktası oluşturacağını açıkladı.

Daha önce bu bölgede ABD ve SDG/YPG güçleri hakimdi.

Türkiye, Tel Abyad ve Rasul Ayn arasında ABD ile 12 km derinliğinde zaten müşterek operasyon yapıyordu.

YPG/SDG zaten bu 12 kilometreden çekilmişti. Şimdi bu alan 20 kilometre daha derinlik kazandı.

9 Ekim’de Trump’un Erdoğan’a gönderdiği ‘aptal olma’ ve ‘Türk ekonomisini çökertiriz’ mektubunda, YPG/SDG’nin bu bölgeden 32 km derinliğe çekilmeye hazır olduğu ‘daha önce verilmemiş taviz’ denilerek zaten yer alıyordu. 

Türkiye, hiç operasyon yapmadan elde edebileceği bir hakimiyeti, operasyon yaparak ABD’yi bölgeden çıkarıp, Rusya ve Esed’i sınırımıza getirerek elde etti. 

Başarı mı? Rusya ve Esed’i mi ABD’yi mi bölgede güvenilir bulduğunuza göre bu değişir…

Erdoğan dün, ‘’Tel Abyad ve Rasul Ayn arasında Türkiye’nin kalıcı olmayacağını’’ ilan etti.

Yani, Rusya ve Esed’in bir süre sonra Türkiye’yi tamamen çekilmeye zorlaması, sadece terör saldırısı halinde, 1999 tarihli Adana Mutabakatı’nda olduğu gibi 5-10 kilometre derinlikte sıcak takip ve sınırlı askeri operasyon durumuna geri dönülecek.

TÜRKİYE KAYBETTİ, ESED KAZANDI 

Sürecin en büyük kaybedeni, şimdilik YPG/SDG gözüküyor. 

Rakka ve Deyrizor hattında ABD ile, Membiç-Kobani, Haseke ve Kamışlı’da Rusya ve Esed ile ortak faaliyet yürütecekler.

Türkiye sınırında ise, Esed Ordusu’na katılmadıkları sürece olmayacaklar. Ancak, YPG/SDG ile Esed arasında varılan anlaşmaya göre, YPG kalıcı olacaktı.

Yani Suriye Ordusu’na katılmaları ve Suriye üniforması ile sınırımızda devriye gezmeleri söz konusu olabilir. Türkiye’nin bunu ayıklaması mümkün değil…

Bu ihtimal gerçekleşirse, YPG/SDG hiçbir şey kaybetmemiş olacak. Aksine, Türkiye karşısında kendisini Rusya destekli Esed kalkanı sağlayacak…

Sürecin ikinci kaybedeni Türkiye, savaşmadan elde edeceğini gereksiz yere savaşarak, tüm dünyayı karşısına alarak, artık Rusya ve düne kadar ‘düşman’ gördüğü Esed’e operasyon için muhtaç hale geldi… 

Soçi mutabakatına göre Suriye’nin toprak bütünlüğünün garantörü artık Türkiye… 

Yani bölgede kalıcı olmayacağını, zaman içerisinde Afrin ve İdlib’ten de çekileceğini bir anlaşma ile zapt altına aldı. 

Üstelik Türkiye’ye Batı’dan ağır silah ambargoları ve ekonomik yaptırımlar geldi. Halkbank dosyası açıldı, milyarca dolarlık ceza kesilmesi söz konusu olan dava süreci başladı. Türkiye, desteğindeki yerel radikal unsurların sivil katliamları nedeniyle uluslararası savaş suçu ile suçlanma riskiyle de karşı karşıya… 

Türkiye’nin bir diğer kaybı, içte ve dıştaki Kürtler… ‘Barış Pınarı’ öncesi başlayan psikolojik harekat, artık seçilmişlerin tutuklanmaları ile devam ediyor. Türkiye’nin Kürt Sorunu’na bakışı 1990’lara dönmüş durumda…

Türkiye’yi bekleyen en büyük tehlike ise, Suriye’deki planları bozulan PKK’nın terör saldırılarının yeninden ülke içine taşıması riski…

Türkiye’nin ABD ile mutabakatı, IŞİD tutuklularının ve ailelerinin sorumluluğunu da içeriyordu. Bu da gerçekleşirse, Türkiye’ye çok ciddi baş ağrıtacak bir sorunu da durduk yere ithal etmiş olacak… 

Kim ne derse desin, sürecin bir diğer en büyük kaybedeni Trump ve ABD… Artık müttefiklerine karşı da ciddi güven kaybettiler…

Sürecin en büyük kazananı, tek kurşun atmadan Suriye’nin kuzeyini tamamen kontrol altına alan Esed… 

Yıllardır muhaliflerini destekleyen Türkiye’yi kendisine mahkum eden Esed… 

YPG/SDG güçlerini denetimine alan Esed… 

Tabii ki, aynı kazanımlar arkasındaki güç olarak Rusya ve İran için de geçerli…

Rusya, BM Güvenlik Konseyi’nde ‘Barış Pınarı Harekatı’ nedeniyle Türkiye aleyhine karar alınmasını engelleyip, operasyonun devamını sağladı. Batılı müttefikleri ile tamamen ters düşen Ankara’yı iyice yalnızlaştırıp tamamen Moskova’ya mecbur etti. 

ABD’nin bölgeden çekilmesi gerçekleşti ve Esed ile birlikte kendileri sınır bölgelerine yerleşti.

Rusya destekli Esed güçlerinin İdlib’i de almasına yüksek ihtimal olarak görülüyor.

Bu durumda, Suriye genelinde denetimi ABD kontrolündeki petrol bölgesi ve Irak sınırı hariç büyük oranda tesis edecekler. Ki, ABD’nin artık Suriye’de tutunması ve uzun vadeli kalması neredeyse imkansız…

Sonuçta ‘Barış Pınarı’, sınırımızda bir Kürt koridoru ve özerk bölgeyi önledi gözüküyor. 

Ancak, Esed yönetimin YPG/SDG anlaşması, sızan bilgiler doğruysa böyle bir özerkliği öngörüyor. 

Türkiye, Şam tarafından Irak Kürdistan’ı gibi Suriye Kürdistanı kurulmasına izin verilirse, hiçbir şey yapamaz.

Şu an görünen tek kazancını da kendi elinin ürünü bir anlaşma ile kaybetmiş olur. Dahası kendisini de bağladı… 

YÖRÜNGE DEĞİŞİKLİĞİ FELAKET OLUR…

Sürecin getirdiği en büyük risk ise, Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları kulübünden uzaklaşıp, Rusya ve ‘otoriter ülkeler kulübü’ne daha da çok yakınlaşması.

Nitekim 6 saat süren Soçi görüşmesinde, Türkiye’nin bankacılık konusunda Rusya sistemi ile entegre etmeyi de görüştüğünü Putin açıkladı. 

Parasını ödediği yeni nesil F-35 uçaklarını alamayan Ankara’nın Rusya’dan SU 35 savaş uçaklarını talep ettiği yönünde de haberler sızdı. 

Doğruysa, Türkiye ‘Barış Pınarı Harekatı’ nedeniyle, yörünge değişikliğine gidiyor demektir. 

Ankara ve Erdoğan, yaklaşmakta olan Halkbank ve uluslararası yaptırımlardan, Batılı ülkelerin silah ambargolarından bu şekilde kurtulmayı planlıyor olabilir.

Ekonomisi kriz yaşayan Türkiye’nin silah envanterini yenilemek amacıyla yapacağı yüklü alımlar, milyarlarca dolarlık yeni bir yük getirecektir.

ABD’nin, İncirlik’ten çekilme ve oradaki nükleer başlıklı füzeleri taşıma amacıyla çalışma yaptığı da düşünülürse, bu ihtimal ciddi olarak öne çıkıyor.

Yörünge değişikliği, özgürlükler ve demokrasi adına zaten ciddi oranda gerileyen ülke için daha da otoriterleşme riski ve halkın refah düzeyini daha da düşüren yük olacaktır.  

Bu son ihtimal, Türkiye ve Türk halkı için Suriye’de kaybedilen veya kaçırılan fırsatlardan çok daha büyük bir felaket olacaktır…

1 YORUM

  1. Esedin oldurdugu yuzbinlerce insanin vebali akp.nin boynundadir…korukledi, sebep oldu, simdi de rusya koltugundaki esedin kucagina oturdu…zaten harekatin milli bir hedefi yoktu…saray gasibi ve akp.nin dikkat dagitma operasyonuydu…yani hedefine ulasti…memleket menfaati kimin umurunda!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin