M. NEDİM HAZAR | YORUM
Karakas semalarında yankılanan Amerikan jetlerinin sesi, sadece bir rejimin çöküşünü değil, dünya siyasetinde hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı yeni ve karanlık bir dönemin başladığını müjdeledi. Donald Trump, “Absolute Resolve-Kesin Kararlılık” operasyonuyla Nicolas Maduro’yu derdest edip bir uçakla New York’a naklederek, sadece Venezuela’ya el koymakla kalmadı; aynı zamanda küresel satranç tahtasındaki tüm taşları bir gecede devirdi.
Bu operasyonun zamanlaması, teknik detaylarından çok daha fazla şey anlatıyor. Yaklaşan ve kaybedeceğine neredeyse kesin gözüyle bakılan ara seçimler öncesinde Trump, Amerikan halkına ve dünyaya “durdurulamaz” olduğunu ispatlayan devasa bir siyasi kumar oynadı. Eğer bu hamle sandığa zafer olarak yansırsa, karşımızda hukuk sistemini ve kamuoyunu çoktan aşmış, daha otoriter bir rejime doğru yelken açan bir Trump portresi bulacağımız gerçeği artık bir tahmin değil, çıplak bir realite.
Bu operasyonun dış politikadaki mesajı ise başta Tahran olmak üzere Moskova ve Pekin’e doğrudan bir “had bildirme” niteliği taşıyor. Trump, Amerika’nın arka bahçesinde kendisine kafa tutanların, ne kadar güçlü koruyucuları olursa olsun, bir sabah ansızın kendilerini New York’ta bir hücrede bulabileceğini gösterdi. Ancak bu jeopolitik şovun asıl yıkıcı etkisi, okyanusun çok ötesinde, Ankara’nın dar koridorlarında ve Beştepe’nin altın varaklı salonlarında hissediliyordur. Zira Maduro’nun derdest edilmesi, sıradan bir diktatörün devrilmesi değil, yıllardır büyük bir gizlilikle yürütülen uluslararası bir suç şebekesinin “kilit isminin” konuşmaya başlaması demek.
Şimdi asıl soru şu: Maduro ne zaman ve ne kadar ötecek? Üç vakte kadar New York’taki mahkeme salonunda itirafçı sandalyesine oturması beklenen Maduro’nun, Venezuela’yı nasıl soyup soğana çevirdiğini anlatırken vereceği detaylar, birçok başkentte siyasi deprem tsunamisi oluşturucaktır. Özellikle Türkiye ayağı, bence bu dosyanın en can alıcı kısmını oluşturur. Yıllardır iddia edilen ancak bir türlü somut belgelerle uluslararası yargının önüne gelmeyen narko-trafik ağları, yasadışı altın ticareti ve kara para aklama trafiğinin merkez üssü olarak Türkiye’nin işaret edilmesi, Ankara için her an bir beka sorununa dönüşebilir!
Eğer Maduro, kurtuluşu “her şeyi anlatmakta” görürse; geçmişte yaşanan Halkbank davası, yaklaşan bu fırtınanın yanında sadece “devede kulak” kalacaktır. Türkiye üzerinden yürütüldüğü -en hafif tabirle- iddia edilen uyuşturucu trafiği ve devlet aygıtlarının bu çarkın neresinde durduğuna dair yapılacak ifşaatlar, sadece diplomatik bir kriz değil, doğrudan Saray’ın meşruiyetini hedef alan bir hukuk bombasına dönüşecektir.
Bu yüzden bugün Saray’da rahat uyku uyunmuyor olması bir tahmin değil, eşyanın tabiatı gereği. New York’ta açılacak olan o kutu, sadece Karakas’ın kirli çamaşırlarını değil, Ankara’nın en karanlık sırlarını da tüm dünyanın gözü önüne serecek gibi görünüyor. Trump’ın siyasi kaderiyle birleşen bu operasyon, görünen o ki sadece bir ülkenin değil, bir dizi otoriter liderin de ortak sonunun başlangıcı olabilir.
Peki bundan sonra neler yaşanabilir?
Üşenmedim, sizler için araştırdım.
Öncelikle New York Güney Bölgesi Mahkemesi’nde (SDNY) görülmeye başlanacak olan “Maduro Dosyası”, sadece bir liderin yargılanması değil, 2018’den 2026’ya kadar uzanan ve merkezinde Türkiye’nin olduğu iddia edilen devasa bir “gri mekanizmanın” otopsisi olacaktır. Maduro’nun elindeki belgelerin ve yapacağı olası itirafların, Ankara-Karakas hattındaki ilişkileri hangi somut delillerle sarsabileceğine dair oldukça geniş bir liste oluşturulabilir.
-
Perde: “Gıda Karşılığı Altın” ve Alex Saab’ın Mirası (2018-2021)
Dosyanın ilk ve en sağlam halkasını, Venezuela’nın “altın-gıda” takas sistemi oluşturacaktır. Maduro’nun New York’taki ilk duruşmalarında, ABD’li savcıların önüne koyacağı bir numaralı delil, Venezuela altınlarının Türkiye’deki rafinerilerde işlenip sisteme sokulması olacaktır.
Burada kritik eşik, 2019 yılında yürürlüğe giren yaptırımların delinmesinde kullanılan paravan şirketlerin dökümleridir. Maduro’nun, bu ticari trafiğin sadece bir “ticaret” değil, en üst düzeyde siyasi onaylarla yürütüldüğünü belgelemesi, dosyanın “ticari” olmaktan çıkıp “siyasi bir suç şebekesine” dönüşmesini sağlayacaktır. Bu aşamada, geçmişteki Halkbank davasıyla benzerlik kuran ancak miktar ve yöntem açısından onu katlayan bir “altın aklama” şeması ortaya çıkabilir.
-
Perde: Mersin ve Dilovası Hattı – Yeni Narko-Rota (2021-2024)
2021 yılından itibaren Latin Amerika’dan Türkiye’ye yönelen kokain sevkiyatlarındaki dramatik artış, Maduro dosyasının en tehlikeli bölümünü teşkil ediyor. Savcılığın elindeki en güçlü iddia; Venezuela limanlarından kalkan ve varış noktası Türkiye olan gemilerin, bizzat Maduro’nun kontrolündeki “Güneş Karteli” (Cartel de los Soles) ile bağlantılı olduğu gerçeği.
Kritik Eşik: Maduro, bu sevkiyatların Türkiye’deki alıcılarını, limanlardaki “koruyucu” mekanizmaları ve uyuşturucunun Ortadoğu-Avrupa pazarına nasıl dağıtıldığını isim isim açıklamaya başladığında, Türkiye’nin “narko-devlet” suçlamasıyla karşı karşıya kalma riski zirveye çıkacaktır. Bu noktada ele geçirilecek telefon kayıtları ve dijital yazışmalar, Ankara’daki karar vericiler için “yasal savunulabilirliği” imkansız hale getirebilir.
-
Perde: PDVSA ve Finansal Gölge Bankacılık (2024-2026)
Venezuela devlet petrol şirketi PDVSA’nın yaptırımları aşmak için kullandığı finansal kanalların izi, doğrudan Türkiye’deki bazı özel ve kamu bankalarına çıkabilir. Trump yönetiminin bu operasyonla asıl hedefi, küresel finans sisteminden dışlanan otoriter rejimlerin kendi aralarında kurduğu bu “paralel mali sistemi” çökertmek olduğunu tahmin ediyorum.
Kritik Eşik: 2025 yılı boyunca süregelen gizli petrol sevkiyatlarının ödemelerinin Türkiye üzerinden “aklanarak” nasıl dünya piyasalarına döndüğüne dair banka dökümleri. Maduro, New York’ta bu para trafiğinin hangi “komisyonlar” karşılığında ve hangi siyasi garantilerle yapıldığını itiraf ederse, Türk bankacılık sistemi için uluslararası yaptırım ve ceza listeleri kaçınılmaz hale gelecektir.
-
Perde: “İtirafçılık” Pazarlığı ve Son Hesaplaşma (2026 ve Sonrası)
Maduro’nun önündeki en büyük motivasyon, ömür boyu hapis yerine “itirafçı” statüsü alarak cezasını hafifletmek olacaktır. Trump’ın bu operasyonu bir “ara seçim kozu” olarak kullanması, Maduro’dan alınacak bilgilerin en kısa sürede ve en çarpıcı şekilde kamuoyuna sızdırılacağı anlamına geliyor.
Buradaki kritik eşik: Maduro’nun, Türkiye’deki üst düzey yetkililerle yaptığı özel görüşmelerin kayıtlarını ve “şahsi transferlere” dair kanıtları mahkemeye sunması olacaktır. Bu aşama, artık hukuki bir süreçten ziyade, Ankara’daki iktidarın uluslararası meşruiyetini bitirme operasyonuna dönüşebilir.
Ezcümle; Maduro’nun konuşmaya başladığı her saniye, Ankara için “Halkbank dosyasının” bin kat daha büyüğü bir enkazın kapısının aralanması anlamına geliyor. New York’taki mahkeme salonu, sadece Venezuela’nın değil, Türkiye’deki mevcut yönetim anlayışının da yargılandığı bir platforma dönüşme potansiyeli taşıyor ve biz elbette tüm bu olup bitenleri havuzdan değil büyük ihtimalle özgür ve bağımsız gazetecilerden öğreneceğiz!

RTE ve ortaklarının uyku uyumadıklarına eminim. Korkudan akılları başlarından gitmiştir. Kendisine ve çaldığı paralara dokunulmaması karşılığında, ülkeyi istenilen yere anahtar teslim devretme hesabı bile yapıyordur. Çember daralıyor. Maduro’ya yapılanın aynısını bana da yaparlarsa korkusu içinde kıvrandığına eminim.
Türkiye “İslamın Kalesi” mi !?, “Son Karakol” mu !?
Eskiden Köylerde akrabalar, kavga yapar kafa göz kırarlar, fakat bir müddet sonra hiç birşey olmamış gibi barışır, muhabbete devam ederlerdi. Bu, kırsalda mecburen birlikte yaşamak zorunluluğundan kaynaklanıyordu.
Türkiye’de Hizmete yapılan zulümler neticesinde, bir kısım insanlar yurtdışına çıktı, yönetimi ise artık TR merkezli değil.
Bu durumda, olası bir normalleşme neticesinde davalar ortadan kalkınca, Hizmet aynı zulümlere tekrar maruz kalmamak için, PRAGMATİK davranmak zorunda.
Günümüz Dünyası ve Türkiyesi ne Üstadın zamanıyla ve de Merhum Hocaefendinin zamanıyla aynı değil.
Gerçekler veya pragmatizmin yerine, GEÇMİŞİN İDEALLERİNE takılınıp kalınırsa, Türkiye mutlaka ulaşılması gereken bir gaye mevkisine oturtulursa, bir Obsesyon gibi, zarar da kaçınılmaz olur. Asıl enerjisini Yurtdışı sivil toplum hizmetlerine vermeli.
Kişi, kendine bağladığı yük, onu denizin dibine batıracaksa, o yükün geçmişteki manasının, hayalinin ne anlamı olabilir! Hizmet, Türkiyede 10-15 yıl öncesi gibi tekrar etkili olsa; buna karşı olan İsrail, İran, Rusyanın vb. saldırılarına, bombalamalarına maruz kalır. Binlerce gönüllüsünün zayi olması demektir bu.
Ayrıca böyle bir neticede Halk, Bürokrasi ve Siyasiler; bundan Hizmeti mesul tutup, cephe alıp, tekrar zûlüm yaparlar.
Hizmet artık Türkiye halkına balık vermeyi bırakmalı, (her alanda; iç, dış güvenlik, adalet, eğitim vs.)
“Balık Tutmasını Öğretmeli”,
yani danışmanlık yapıp yol yöntem öğretmeli,
yapılan her işin Halk tarafından benimsenmesini ve üstlenilmesini temin etmeli.
Ki herhangi bir tehlikeli, zorluk durumunda tekrar bir zulme düçar olmasın.
Neticede ağzı da yansa, aklı da dank etse, Halk yapı itibariyle 10 yıl öncesinin aynısı.
Siz halen anlamadiniz herhalde 15 Temmuzda da, HH bitirme planindada ortak bunlar. Azmettirici Siyonist Bati!!!
Bizi bu Tayyip dusmanligi cok miyoplastirdi. yatip kalkip her hadise turkiyeye nasil dokunur diye kafa yoruyoruz da, olaylar cok farkli bence. kim takar tr’yi. tekrar soyleyim biktim bu dusmanligin cakil tasligindan cikip koca dag gibi gorusumuzu kapatamsindan