Hangisi eleştirilebilir; Trump mı, Erdoğan mı?

Ekrem Dumanlı, Okuma Zamanı programında Batı’da devlet ve siyasetçi eleştirisinin sınırları ile Türkiye’deki baskı ortamını karşılaştırdı.

Geçen programda Bill Clinton ile James Patterson’ın birlikte yazdığı romanlar üzerinden devlet, iktidar ve güvenlik çatışmalarının edebiyatta nasıl işlenebildiğini hatırlatan Dumanlı, bu kez Batı’da devlet eleştirisinin sınırlarını ve Türkiye’deki tabloyu ele aldı. Konuyu özellikle yanlış anlaşılmaması için çerçeveleyen Dumanlı, verdiği örnekleri “ideal budur” demek için değil, Türkiye ile Batı arasındaki hukuk ve ifade özgürlüğü farkını göstermek için anlattığını söyledi.

Programın merkezinde, ABD’de Başkan Donald Trump’a yöneltilen çok sert eleştiriler vardı. Dumanlı, Robert De Niro, Madonna, Brian Cranston, Stephen King, John Legend, Jennifer Lawrence, Eminem ve Taylor Swift gibi isimlerin Trump hakkında son derece ağır ifadeler kullandığını, buna rağmen savcıların harekete geçmediğini vurguladı. Bu durumun tesadüf olmadığını söyleyen Dumanlı, Amerikan hukukunda dönüm noktası kabul edilen New York Times v. Sullivan kararını hatırlatarak, kamusal görev üstlenen kişilerin çok daha ağır ve sarsıcı eleştirilere açık olması gerektiğini anlattı. Ona göre Batı’daki sistem, siyasetçiye “Bunu göze alamıyorsan siyasete girme” diyor.

“Bizde düşünce özgürlüğü yok, eleştiri özgürlüğü yok”

Dumanlı, Türkiye’de ise tam tersine bir manzara bulunduğunu savundu. Cumhurbaşkanına hakaret davalarının yıllar içinde on binlerce kişiye ulaştığını hatırlatan Dumanlı, sokak röportajlarından sosyal medya paylaşımlarına kadar çok geniş bir alanda insanların yargı baskısıyla karşı karşıya kaldığını söyledi. Bu durumun sadece hukuki değil, aynı zamanda siyasal ve kültürel bir mesele olduğunu belirten Dumanlı, “Bizde düşünce özgürlüğü yok, eleştiri özgürlüğü yok” diyerek, yargının iktidarın bir baskı aracı haline geldiğini savundu. Siyasete giren insanların daha hazımlı olması gerektiğini, kamusal görev yapanların sert eleştiriyi göze alması gerektiğini ifade etti.

Programın ikinci bölümünde Dumanlı, konuyu Türk-İslam düşüncesi içindeki siyasetname geleneğine bağladı. Gazali’nin Nasihatü’l Mülk’ü, Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig’i, Maverdi’nin Ahkâmü’s-Sultâniyye’si ve Nizamülmülk’ün Siyasetnamesi gibi eserleri anarak, yöneticilere nasihat etmenin, adaleti hatırlatmanın ve zulümden sakındırmanın bu toprakların kültüründe de bulunduğunu söyledi. Dumanlı’ya göre bu eserlerin ortak mesajı açık: adalet bozulursa devlet çöker, halktan kopan yönetici hem dünyada hem ahirette ağır bir sorumluluk altına girer.

Programın kapanışında ise zulme karşı susmanın bir aydın, yazar ya da entelektüel için kabul edilemez olduğunu söyledi. Mehmed Akif’in dizelerini, Hud Suresi’nin “Sakın zalimlere meyletmeyin” ayetini ve “Cihadın en faziletlisi zalim sultanın yanında hakkı söylemektir” hadisini hatırlatan Dumanlı, eleştirinin yıkmak için değil ıslah için yapılması gerektiğini belirtti. Buna rağmen susmanın en kötü seçenek olduğunu vurgulayan Dumanlı, zulüm karşısında en azından sözle tavır almanın hem ahlaki hem de dini bir sorumluluk olduğunu söyledi.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin