Hangi Tayyip ya da kriz, rejimi değiştirir mi?

HABER-YORUM | ADEM YAVUZ ARSLAN

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Amerika ve Almanya seyahatleri bitti ve kendi mahallemize geri döndük.

Hem de ne dönüş; Türk hava sahasına girişle birlikte Erdoğan’ın söylemeleri de 180 derece değişti.

Mesela, Amerika’da iken Rahip Brunson olayının ekonomi ile ilgili olmadığını, ABD ile iyi ilişkiler kurmaya çalıştıklarını anlattı. Trump ile ayak üstü karşılaşma bile iktidar cenahında büyük bir coşkuya neden oldu.

Türkiye’de iken 7/24 pompalanan ‘Türkiye’ye karşı ekonomik savaş açtılar’ söylemi Erdoğan New York’ta iken ‘ne olursanız olun yine gelin’ noktasına evrildi.

Yine memleket sınırları içinde iken anti semitik söylemlerden bile çekinmeyen Erdoğan’ın ABD seyahatlerinin olmazsa olmazı Yahudi lobisi temsilcileri ile toplantı yapmak, onlardan destek istemek.

Bence Yahudi Lobileri ile bir araya gelmesinde bir sakınca yok. Hatta daha sık da bir araya gelebilir. Dikkat çekmek istediğim söylemde ki farklılık.

En büyük ‘söylem farklılığı’ ise Gülen Cemaati ile ilgili olanlardaydı. Cemaatin henüz ‘terör örgütü’ olmadığı yıllarda Erdoğan, Gülen’e selamlarını gönderir, ‘bitsin bu hasret’ çağrıları yapardı.

Fakat 17-25 Aralık sonrası kendi demeçlerinde gördük ki (Hatta metin yazarı Aydın Ünal’ın meşhur Yeni Şafak yazısına bakılabilir) Erdoğan hiçbir zaman o niyette değilmiş.

Çağrı yaptığı günlerde aslında Cemaati bitirmek, terör örgütü ilan etmek için hazırlıklar yapıyormuş.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Almanya seyahatinde de ‘farklı söylemler’e devam etti. Kontrolü altındaki medya üzerinden aylarca Merkel’e demediğini bırakmayan, hatta Nazi bıyığı taktıran Erdoğan, Almanya’da tam tersi bir kimliğe büründü.

Üstüne basa basa Almanlar ile iyi ilişkiler kurmak istediğini anlattı. Dahası Alman siyasilerin nezaket sınırlarının kenarında  dolaşarak dile getirdiği ‘tutuklu gazeteciler’ ve ‘insan hakları ihlalleri’ uyarılarına bile tebessüm etmekle yetindi.

‘Eski Tayyip’ olsa ‘one minute’ çeker ‘daha da gelmem’ derdi. Fakat şimdi para lazım ve Almanya önemli bir ülke.

TAKTİK Mİ KARAKTER Mİ ?

Erdoğan’ın zamana ve duruma göre taban tabana zıt demeçler vermesi aslında yeni bir durum değil. Siyasi hayatı çarpıcı örnekler ile  dolu. Hatta o örnekleri sıralamaya çalışsak ne safya yeter ne de zaman.

Mavi Marmara’dan tutun da ‘benim tepkim moderatöreydi’ ye kadar sayısız örnek var. İç politika da istikrarlı bir çizgisi var Erdoğan’ın.

Mesela kapalı kapılar ardında ‘falanca kişi neden hala tutuklanmadı ?’ ‘bu kadın Komünistmiş zaten atın gitsin’ ya da ‘atın içeri cezasını çeksin, gazeteciyse ayrıcalığı mı var’ diyen Erdoğan (bu diyalogların şahitleri var ve hala yaşıyorlar) mikrofonlara gelince ‘ben tutuksuz yargılanma taraftarıyım’ ‘benim Genelkurmay Başkanımı tutukladılar’ ya da ‘talimat verdim gazeteciler serbest kaldı’ diyebiliyor.

Erdoğan bu ülkenin en hayati konularından biri olan Kürt meselesinde de aynısını yaptı.

Müzakere ederken de, mücadele ederken de her zaman sandığı hedefledi. Yoksa Kürt sorununu çözmek gibi bir derdi hiçbir zaman olmadı. Hatta Erdoğan’a göre bir Kürt sorunu da yok.

AKP çevrelerine göre bu durum bir siyasi tercih. Erdoğan kendisine hangisi kazandırıyorsa oraya oynuyor.

Havuz medyasına göre Erdoğan’ın yaptığı bu seri dönüşler ‘harp hiledir’ anlayışının sonucu. (Bu arada ‘harp hiledir’ meselesinin aslı için Ahmet Kurucan’ın yazısına bakılabilir)

Dolayısıyla bir rahatsızlık duymuyorlar.

Nasıl ki ‘Müslüman güçlü olmalı’ deyip rüşvet almayı meşrulaştırıyor, ‘cihad yapıyoruz’ savunması ile zulümlerini meşrulaştırıyorlar, Erdoğan’ın rüzgar gülüne dönen söylemlerinden de rahatsız değiller.

Seçmen kitlesi de ‘her şeyi’ ama kelimenin tam anlamı ile ‘herşeyi’ sindirmeye hazır olunca McKinsey skandalını unutturmaları sadece iki gün sürdü. Türkiye’nin büyük bir kesimi olayı duymadı bile.

AHLAKİ YA DA DİNİ BİR KRİTERİ YOK

Hakkını teslim etmek lazım.

Erdoğan tam bir siyasi deha. Halkı çok iyi okuyor, herhangi bir ahlaki ya da dini kriteri de olmadığı için ‘yapması gerekenleri’ büyük bir kıvraklıkla yerine getiriyor.

Eğer ‘ahlaki ya da dini kriteri yok’ tanımını abartı buluyorsanız son yıllarda yaptıklarına daha yakından bakmanız gerekiyor demektir. Mesela tüm dinlerde, ahlak normlarında ve hukuk kurallarında suç kişiseldir, kimse bir diğerinin suçundan-günahından sorumlu tutulamaz.

Erdoğan’ın bugün gelinen noktada en büyük başarılarından birisi ‘olmaz’ denilenleri ‘olağan’ hale getirmek, hatta sıradanlaştırmak oldu. Mesela yolsuzluk, rüşvet, yağma gibi suçlar artık Erdoğan rejimide suç sayılmıyor.

Kadın-yaşlı-çocuk demeden zulmetmek de artık sıradan. Yalan söylemek, her türlü dalaverenin içinde olmak da ‘siyasetin gereği’ kabul edilir oldu.

Öyle bir hale geldik ki artık ‘yok artık, bu kadar da olmaz’ denilebilecek hiçbir şey kalmadı. Bu saatten sonra hangi skandal ortaya çıkacak ve seçmen ‘yeter artık’ diyecek ? Görmediğimiz rezalet mi kaldı ?

Hatta Erdoğan bir yanına Fidan’ı bir yanına Akar’ı alsa, çıkıp “15 Temmuz’u biz planladık. Evet 250 kişi öldü ama Cemaati bitirip, yeni rejimi kurmak için yapmamız gerekiyordu. Ümmetin geleceği buna bağlıydı” dese kendi seçmeni “Helal olsun” bile der.

EKONOMİK KRİZ ERDOĞAN’I GÖTÜRMEZ

Sadede gelirsem; malum olduğu üzere ağır bir ekonomik krizin içindeyiz. Her ne kadar iktidar sözcüleri ve Havuz medyası tersini iddia etse de piyasalar alev alev.

Krizin nedenleri, nasılları ve sonuçları üzerine çok şey söylemek mümkün. Fakat benim dikkat çekmek istediğim spesifik olarak şurası; muhalefetteki beklentiye göre ekonomik krizi büyüyecek ve Erdoğan rejimi son bulacak !

Bu beklentilerini de belli başlı teorilere bağlıyorlar.

Kestirmeden söyleyeyim, yine yanılıyorlar. Ekonomik kriz Erdoğan rejiminin sonunu getirmez. Hatta ekonomi çökse ve Venezuela’ya dönsek bile Erdoğan iktidarını korur.

Otoriter rejimler üzerine yazılmış sayısız makale var ve literatür bu tip sistemlerin nasıl ayakta kalabildiğini anlaşılır halde anlatıyor.

Makalelerin ittifak ettiği noktalardan birisi şu; “Modern ordulara ve güvenlik aygıtlarına sahip otoriter rejimler toplumsal ayaklanma, ekonomik kriz ve savaş gibi dış gelişmelere karşı dirençlidir.Askeri diktatörlükler, tek adam rejimleri ve patrimonyal monarşiler gibi farklı otoriter rejimlerde dış gelişmelere karşı en dirençli, en uzun süre ayakta kalan rejimler hegomonik parti rejimleridir.”

Bu tip otoriter rejimler için ‘bilgi’nin kontrolü çok önemlidir.

Otoriter rejimler bilgiyi kontrol ederken iki şeyi amaçlarlar; birincisi muhalefetin organize olmasını engellemek ikincisi de rejimin toplumsal tabanı ve elitleri arasındaki birliği korumak.

Bu noktada ‘stratejik koordinasyon’ kavramı çok önemli hale geliyor. Çünkü stratejik koordinasyon, muhalefetin iktidarı değiştirmek için girişmesi gereken örgütlenme, strateji geliştirme ve işbirliği yapma gibi faaliyetleri kapsıyor.

Otoriter iktidarlar muhalefet içindeki stratejik koordinasyonu engelleyebilirse koltuğu kaybetme riskini bertaraf etmiş olur. Muhalefet içindeki koordinasyonu önlemenin en kestirme yolu ise tüm iletişim araçlarını kontrol altına almak.

Erdoğan rejimi gibi baskıcı rejimler ‘yeni duruma’ adapte olma konusunda çok başarılıdır.  Çok sesliliği arttırması, demokrasiyi güçlendirmesi beklenen sosyal medya bu tip rejimlerin elinde silaha bile dönüşebilir.

Bu iktidarlar sosyal medyaya yönelik ‘seçici sansür/denetim yöntemlerini başarıyla uygularlar. Muhalefetin örgütlenmesine aracılık etmeyecek muhalif hareketleri serbest bırakan iktidar aynı zamanda bazı kavramların içini boşaltarak politik söylemlerini takviye ediyor.

Aslında Erdoğan’ın ne yaptığı, nasıl bir strateji izlediği ortada. Yazılı ve görsel medyayı ele geçir, sosyal medyayı manüple et, içeriği yönlendir ve muhalefetin koordinasyonunu engelle.

Sonuç olarak böyle bir denklemde muhalefet partilerinin ‘kriz olsun Erdoğan düşsün’ diye beklemeleri naif bir temenniden başka bir şey değil.

ABD ile ilişkilere dair bir anektod ile bitireyim; malum olduğu üzere Rahip Brunson ile ilgili AKP cenahından sert açıklamalar gelmeye başladı. Bakmayın üst perdeden açıklamalara. Brunson için söz verildi ve ABD tarafı da tansiyonu düşürdü. Brunson önümüzdeki duruşmada serbest kalıp aynı gün ABD’ye dönecektir.

1 YORUM

  1. Ahlaki ya da dini kriteri yok şeklinde bir tanımla kesinlikle abartı değil, gerçeğin ta kendisi. Bu bakımdan bu tanım, ‘İslamofaşist’ kavramını Hizmet içinde yerleştirmeye çalışan meslektaşınızı susturabilecek bir argüman. Lütfen artık Erdoğan’ın cürümlerini aktarmaktan vazgeçin. Bu gibi haber sitelerini takip edenler bunları zaten biliyor. Biraz da kendimize bakalım. Bugünlere gelmemizde her konuda dengeyi tutturamamamıyın önemlı bir rolü var. Hizmet yazarları dengeli bir gidişat için birbirlerinin yazılarını da takip etmeli ve yeni bir değerler sistemi oluşturmalı. Erdoğanın naptığını nettiğini yazmak yerine Erdoğan İslam’ın neresinde diye düşünebiliriz bence. Biz daha Erdoğan’ın kim ve ne olduğunu bile bilmiyoruz. O yüzden ne yapabileceğini de bilmiyoruz ve başımız beladan kurtulmuyor.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin