Halk ‘bidon kafalı’ değil, siyasi elitler niteliksiz!

MAHMUT AKPINAR | YORUM

Eskiden Kemalist, laikçi elitler ve kendini devletin sahibi, toplumun efendisi, rejimin koruyucusu gören aydınlar, özellikle muhafazakâr-dindar kesimleri aşağılamak için türlü yakıştırmalar yapardı. Başörtülü kadınlar Türk filmlerinde hep hizmetçi; aydın ve açık görüşlü kadınlar ise başı açık resmedilirdi. Sakallılar, din adamları Cumhuriyet tarihi boyunca “gericilik”le anılmıştı. 28 Şubat gibi dönemlerde laik seküler Kemalist çevreler, halkı siyasi tercihleri nedeniyle “teneke kafalı, göbeğini kaşıyan” tipler olarak tanımlamaktan çekinmezdi.

Türkiye toplumu dünyanın en aydın, en entelektüel, en eğitimli kültürlü toplumu değildir elbette. Son yıllarda eğitimin felç edilmesi, popülist politikaların öne çıkması, liyakatin yerini sadakatin almasıyla toplumda da ciddi bir çürüme süreci yaşanıyor. Medya üzerindeki sansür ve tekelleşme nedeniyle halkın eğrileri doğruları ayırt edecek verilere ulaşması da zorlaşıyor.

Buna rağmen bu halk “teneke kafalı”, “göbeğini kaşıyan” hakaretlerini hak etmiyor. Tam tersine, 75 yıllık demokratik geçmişimizde toplum, birçok siyaset bilimci ve sosyologdan daha isabetli analizler yaparak darbecileri, kirli iktidarları sandıkta devirmiş, yeni yollar açmıştır. Halkı “cahil”, “eğitimsiz”, “çarıklı” gören aydınlar ise hemen her dönemde çuvallamış, sosyal mühendislik projeleri karşısında omurga gösterememiştir.

Türk siyasi tarihinde seçmenin basiretini ve hikmetli tercihlerini gösteren çok sayıda örnek vardır. Seçmen, baskılara, darbe dönemlerine, askeri-siyasi vesayete ya da medya propagandasına rağmen sağduyuyla hareket edebilmiş, kendisine dayatılan adayları ve rejim tercihlerini çok defa kulvar dışına itmiştir.

1950 genel seçimleri, çok partili hayata geçişte ilk gerçek halk iradesidir. Demokrat Parti yüzde 55,2 oyla 416 milletvekili çıkarırken CHP yüzde 39,6’da kalmış, 69 vekilde yetinmiştir. “Yeter! Söz milletindir!” diyerek 27 yıllık CHP tek parti iktidarına son vermiştir halk.

27 Mayıs 1960 darbesinden 5 yıl sonra, 1965’te ise Adalet Partisi (AP) yüzde 52,9 oy ve 240 milletvekiliyle ezici çoğunluk elde etmiştir. Darbede kapatılan DP’nin devamı niteliğindeki AP’yi seçen halk, darbeci vesayeti reddetmiş, demokratik sürekliliği sağlamıştır.

12 Eylül 1980 darbesinden sonra 1983’te Kenan Evren’in açıkça desteklediği Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP) yüzde 23,27’de kalırken, Turgut Özal’ın ANAP’ı yüzde 45,14 oyla tek başına iktidar olmuştur. Radyo-televizyon konuşmalarıyla MDP işaret edilmesine rağmen halk sivil-ekonomik değişim vaadini tercih etmiştir.

2007’de 27 Nisan e-muhtırasına rağmen AK Parti yüzde 46,6 oy ve 341 milletvekiliyle güçlenerek askeri vesayeti sandıkta yenmiş, Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı yolunu açmıştır.

Haziran 2015’te 13 yıllık tek parti iktidarına ilk kez “yeter” denmiştir. AK Parti yüzde 40,87 oyda kalıp 258 milletvekiliyle çoğunluğu kaybetmiştir. CHP yüzde 24,95, MHP yüzde 16,29, HDP yüzde 13,12 oy almıştır. Halk iktidarı dengelemiş, ancak muhalefet halkın tercihine ve iradesine sahip çıkamamış, Erdoğan’ın ayak oyunlarını bozamamıştır.

2019 yerel seçimlerinde AK Parti hegemonyasına rağmen İstanbul ve Ankara büyükşehirler CHP’ye geçmiştir. İstanbul’da 31 Mart’ta Ekrem İmamoğlu yüzde 48,77 ile önde bitirirken, yenilenen seçimde yüzde 54,22’ye ulaşmıştır. Halk, sandık iptali gibi vesayetçi itirazlara rağmen iradesini 800 bin oy farkla korumuştur.

31 Mart 2024 yerel seçimleri ise 22 yıllık Erdoğan/AK Parti iktidarına büyük bir darbe vurmuştur. CHP yüzde 37,77 oy oranıyla 1977’den beri ilk kez ülke genelinde birinci parti olmuş, 14 büyükşehir, 21 il ve 337 ilçeyi kazanmıştır. AK Parti yüzde 35,49’da kalmıştır. Yeniden Refah yüzde 6,2 ile üçüncü parti konumundadır. Seçmen ekonomik ve siyasi faturayı iktidara kesmiş, açık bir mesaj vermiştir. Ama kifayetsiz muhalefet elitler bu sonucu da heder etmiştir.

Bu tercihler tesadüf değildir. Halk, darbe/vesayet sonrası restorasyon yapmış (1965, 1983), askeri müdahaleye tokat atmış (2007), iktidarı dengelemiş (2015 Haziran), yerel hegemonyayı bozmuştur (2019, 2024). Genellikle yüzde 40-55 bandında oy kaymalarıyla “imposed” (dayatılan)  adayları yüzde 20-30’larda bırakmıştır. Kısa vadeli korkutma ve propagandaya değil, uzun vadeli ve sağlıklı seçeneklere öncelik vermiştir.

Belki demokrasiyi, hukuku, insan haklarını tam hazmetmiş, mücadeleci, protesto kültürüne sahip bir halktan söz edemeyiz. Ama seçim sonuçlarını incelediğimizde toplum, yozlaşmış partilere ve iktidarlara kırmızı kart göstermiş, net uyarılar yapmıştır. Sorun, bu mesajı alamayan, cesur ve kararlı adımlar atamayan siyasi muhalefet, aydınlar ve entelektüellerdedir. 2015’te halk AK Parti’ye kaybettirdiği halde muhalefet çözüm üretememiş, irade gösterememiştir. 2024’te de halkın verdiği enerjiyi Özgür Özel ve arkadaşları değerlendirememiştir.

Bugün vatandaşın dayanacak hali kalmamıştır. Açlık, fakirlik, gelir adaletsizliği, hukuksuzluk, eğitimsizlik, ekonomik çöküş hayatın her alanını sarmıştır. AK Partililer bile iktidarın taşınamayacak kadar yozlaştığının, çürüdüğünün farkındadır. Mesele halkın “teneke kafalı” olması değil, siyasi elitlerin ve aydınların yüreksizliği, inisiyatif alamaması, çözüm geliştirememesidir.

Özellikle 2015 yılından bu tarafa bu iktidarın sonlandırılması noktasında halkın kararlılığı ve tercihleri ortadadır. Halkı aşağılamayı, etiketlemeyi bırakmalı; asıl sorun olan cesaretsiz, ilkesiz siyasi elitlere ve aydınlara odaklanmalıyız. Sandık demokrasilerin en önemli ve ‘olmazsa olmaz’ şartlarından birisidir. Fakat demokrasiyi korumak ve sürdürmek için halkın tercihi kadar, sandıktan çıkan iradeyi cesurca sahiplenecek aydınlara, siyaset ve toplum önderlerine ihtiyaç vardır.

 

5 YORUMLAR

  1. Mahmut Hocam, hakaret içeren kelimeler konu dışı. Ama gerçeği sakladığınızı, en azından hamaset yaptığınızı düşünüyorum. Zira, analitik bakışla buyrun gerçekler:

    1. Kitap okuma oranı

    Türkiye’de 15 yaş üstü nüfusun yaklaşık yüzde 65-70’i yılda bir tane bile kitap okumuyor. Avrupa ülkeleri ile kıyas sistemine bile giremiyoruz. çünkü okunmuyor. .

    2. Trafik davranışı

    Agresif sürüş, hız ihlali, kırmızı ışık geçişi, emniyet kemeri ihlali. Ve bol yaralanmalı, çok ölümlü kazalar.

    3. Akraba kayırmacılığı

    Tarikatların, cemaatlerin “Alemi İslamın geleceği için ddeyip sevap olarak algıladığı” işe alımlardan da bahsetmiyorum. Atatürkçü kesimlerin, “Yobazları alacak değiliz tabi ki” anlayışını da. Bunların toplamı, toplumun yüzde 10 u ediyor. Geri kalana işaret ediyorum. Oralarda da alımlarda da, tanıdıkksan, akraba isen okey, siyasi yakın isen okey. Liyakat ancak gerektiğinde. Çıkarına uyan yerde liyakati önceleyen, harici umrum dışı diyen bir Anlayış.

    4. Kadın hakları algısı

    “Kadının öncelikli görevi ev ve anneliktir”. Bu cümle ile herşeyi çözebileceğini sanan, tüm sosyal adaletsizliklere perde çeken bir algılayış.

    5. Çevre bilinci

    Bunu anlatmaya gerek yok sanırım.

    6. PISA eğitim sonuçları deyip sadece geçiyorum. uzatmanın anlamı yok.

    7. Medya okuryazarlığı

    Kendi mahallesinden birinin ister medya ister başka bir aygıt, s öylediğine inanan, karşı daki allemei cihan olsa, inanmayan, dış güçler, büyük resmi artık gördüğüne inanan, lafı illimunatiye, dünyayı yöneten elitlere getiren, geri kalana da vur patlasın çal oynasın moodunda olan.

    8. Yabancı dil seviyesi, anlatmaya gerek yok.

    9. Sosyal medya kullanımı. Hadi bu dünyanın derdi diyelim de. Sosyal medya da kimin neye baktığı sonucu daha ilginç. Google da en fazla aranan kelimeler, müstehcenlik vs girmiyorum.

    10. Televizyon izleme süresi, 4 6 saat arası deniliyor. Sosyal medyayı da ekleyince zaten 8 saat mesai yapıp tamamen vaktini boş geçiren devasa bir kitle var. Geri kalan vakitte de burda duyduğu gördüğü o o tuhaflıkları aksettiren, anlatan. Eşyanın tabiattına aykırı çünkü harici birşey anlatabilmek.

    11. Komplo teorilerine yatkınlık. Ruslar bir, türkler iki diyorlar. dış güç, üst akıl, gizli operasyon sözleri naralarla herkesin ağzında.

    12. Güçlü lider arzusu. World Values Survey araştırması ortada. Güçlü liderin parlamentoodan daha önemli olduğu algısı.. çok yüksek avrupa ülkelerine göre. Bu öyle öyle ama öyle ipe sapa gelmez bir algı seviyesi ki, bunu aşmak nesiller alır.

    13. Hukuk ve demokrasi göstergeleri. Bunu anlatmaya gerek yok zaten. Başa gelen çekiliyor.

    14. Gönüllülük ve sivil toplum. Bizim toplumun müşfik, fedakar, cefakar olduğunu düşünürken, elin Hans ını Tonny Johnyy i küçümserken, milyonlarca insanın kilise ye aylık aidatlar ödediğini öğrendiğimizde biz deyip geçiyorum. Hizmet insanı biraz utanma duygumuzu düzeltti, harici Rahibe Teressa ların, Caritas ların, Rota Croze ların fedakarlıklarının asla aşağılanamayacağı bir dünyaa var.

    Bilim okuryazarlığı. Bu mevzuya girmeye bile gerek yok. Cüppeli Ahmet Hocanın bilim adamı olduğu bir yer. Bioenerjinin herşeyi çözdüğü, olumlanarak işlerin halledildiği, Evrene mesaj gönderilerek büyük dönüşlerin olduğu bir bilimsel kültür ortamına haiziz.

    Dini hurafelere inanma oranı. O aleme girerseniz çıkamazsınız, Evlenemeyen çocukları olandan tut, karı koca kavgası, çocuğunun olmaması. Türkiye de her yastık altında bir muska çıkması muhtemel.

    • Sayın kıymetli arkadaşım,
      Tarihi yazanlar liderlerdir. Halklar o liderlerin peşinden giderler yalnız bırakmazlar.
      Demem o ki, öne bir lider çıksın da halk onu haklı davasında desteklemesin. Mahmut hoca bunu anlatıyor. Tamam halk okumuyor önceden de okumuyordu ki; şimdi daha kötü ama o halkı okumaya itecek olan alimler elit akıllı başlı liderlerdir.
      Siz şerefini satmış liderlerin ve elitlerin sözüm ona Tr’nin okumuş ama boşa okumuş aydınlarının kabahatini halka yıkmamalısınız. Vesselam
      Bu arada ben de bu bu halka çok kızıyorum ama yiğidi öldür hakkını da ver birazcık
      Vesselam

  2. “Sorun, bu mesajı alamayan, cesur ve kararlı adımlar atamayan siyasi muhalefet, aydınlar ve entelektüellerdedir. 2015’te halk AK Parti’ye kaybettirdiği halde muhalefet çözüm üretememiş, irade gösterememiştir. 2024’te de halkın verdiği enerjiyi Özgür Özel ve arkadaşları değerlendirememiştir.”

    Bu degerlendire-me-meleri, danisikli dövüş olarak yorumlamak lazım.

    Bir ust akıl (Epstein’in ağına benzer gibi bir ağ) hem muhalefeti hem iktidarı, ortak bir hedefi düşünceyi ideali yok etmek için, zaaflarını kullanarak, görüşte olmasa da hedefe giden yolda ortak hareket ettiriyor.

    (Bill Gates, Trump, Bill Clinton gibi isimlere bal tuzağı ile karar aldirabilenlerin olduğunu gördükten sonra bu tip bir yapılanmanın Türkiye’de olmadığını varsayamoyorum artık)

  3. Bir tane bile elitin çıkmaması da (hapis yatanlari ve yurt dışına cikmak.zorunda kalanları, bedel ödedikleri için bu kategoriye almıyorum), ortak bir akıl tarafından yonlendirildiklerin hissini uyandırıyor.

  4. Her ne kadar seçim sonuçlarınin hileli bir şekilde gerçeği yansitmasa da hileli sonuçlarla bile tespitlerinizin doğru olduğuna inaniyorum. Halk başsız kalmanın ne demek olduğunu iyi biliyor. Sağlam bir muhalefet gelene kadar son darbeyi vurmak istemiyor.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin