Hakimler aslan kesilmedikçe…

YORUM | ERHAN BAŞYURT

Türkiye’nin en büyük sorunu adaletin yozlaşmasıdır. 

Yargı kararlarının yasalar kapsamında öngörülememesidir.

Adaletin olmaması, ekonomik çöküntüyü de, siyasal çöküntüyü de tetikler. 

Devletin (mülkün) temelini sarsar ve onu yok eder. İşlevsiz kılar. İflasa sürekler. 

*** 

Şöyle düşünün, kırmızı ışıkta geçmenin cezası bellidir. 

Bu suçu işlediyseniz, mücbir sebepler yoksa, ceza alacağınızı bilirsiniz. 

Cezaya da katlanırsınız. 

Bu adaletin tesisi ve kamu düzeni için gerekli olandır. Herkesin rıza göstermeye mecbur olduğudur. 

Ancak ‘siyasi irade veya devlet aklı’ kendi saltanatı için dönemsel düşmanlar icat ediyor. 

Sonra da, hukuken beyan edilen kuralları değiştirip suç uyduruyor. 

Mesela, ‘’kırmızı ışıkta geçmemişsin ama senin böyle bir niyetin olduğunu düşünüyoruz’’ diyerek ceza veriyor. 

‘’Tamam sen yeşil ışıkta geçmişsin ama biz onu sana özel kırmızı ışık olarak kabul ediyor ve sana ceza veriyoruz’’ diyorlar.  

Geçmedim diyorsun, ‘’yalancı gizli şahitler’’ var, fişlemeler var diyorlar. 

‘’Yeşil ışıkta geçmişsin ama kırmızı ışıkta geçecekmiş gibi algı oluşturmuşsun’’ diyorlar. 

Kamera kayıtları var geçmemişim diyorsun, suç üretmek için sizi ‘gizli bir el’ montajla ekliyor.

‘’Sadece ben değil, bakın herkes aynı anda yeşil ışıkta geçiyor’’ diyorsun, ‘’onlar değil de sen suçlusun, senin niyetin başka’’ diyorlar. 

‘’Bakın herkes yeşil ışıkta geçiyor’’ diyorsun, ‘’olsun senin geçtiğin tarihte ve sadece o yerde yeşilde geçmeyi de kırmızı ışık sayıyoruz’’ diyorlar.

‘’İşlendiği dönemde yasal olan bir eylem, sonradan suç ilan edilemez’’ diyorsun, ‘’doğru ama size savaş hukuku uyguluyoruz, her şey mübah’’ diyorlar.

*** 

‘’Hakim Bey, suç olmayan bir hususta suç üreterek ve hukuka uygun hareket etmediğiniz için aslında siz suç işliyorsunuz’’ diyorsunuz. 

‘’Önce devlet… Önce siyasi iktidar… Önce cüzdan’’ diye cevap veriyorlar.

‘’Evrensel hukuk var ve bu kararların hepsi geri dönecek, tazminatlar ödenecek ve sizler de belki kötü muamele ve hukuk dışı kararlarınızla yargılanacaksınız’’, ‘’olabilir ama onlarca yıl alır, tazminatı halk öder, bizleri de devletimiz korur’’ diyorlar… 

Sonra ısrarlı sorularınız köşeye sıkışıp pes ediyor ve gerçeği ağlayarak ifşa ediyorlar: ‘’Ben sizi tutuklamazsan, onlar beni tutuklar…’’

*** 

Dilerim, bu anlattıklarım size fantastik bir kurgu gibi gelmemiştir. 

Yasal olarak faaliyet gösteren BankAsya’da hesap açtığı için binlerce insan yasadışı şekilde cezalandırılıyor. 

Evinde bir gazete kupürü veya kitap bulunduğu, hatta çöplükteki bir kitaptan parmak izi çıktığı için insanlar hapis yatırılıyor. 

Yasa açık şekilde, hamile kadınlar için infaz ertelenir diyor, özellikle tutukluyorlar. 

Yasa açık şekilde, ‘’suçun şahsiliği ilkesi var, herkesin seyahat özgürlüğü var’’ diyor. Ancak ‘‘eşlere ve çocuklara pasaport yasağı’’ uygulanıyor. Yüzbinlerce insan ‘esir’, ‘rehine’ tutuluyor. 

Hiç bir şey olmazsa, ‘’algı operasyonu yaptınız’’ diyorlar. ‘’Yok böyle bir suç yasada’’ diyorsunuz, ‘’biz uydurduk, artık var’’ diyorlar…

Kurban eti dağıttığı, ihtiyaç sahiplerine yardımda bulunduğu için insanlar tutuklanıyor artık… 

*** 

Anayasa Mahkemesi, bazen dönüp hukuku hatırlıyor.

Daha doğrusu AİHM ceza vermesin diye Türkiye’nin altına imza attığı ve bağlayıcı olan evrensel hukuka uygun AİHM başvuru karara bağlanmadan göstermelik kişiye özgü kararlar veriyor.

Yargıtay zaman zaman hukuk normlarını hatırlıyor. Ama her nedense ‘emsal’ olmuyor.  

Yargı, kişiye özel hukuk uyguluyor. 

Mesela, Aydınlık Gazetesi için ‘’haber yayınladıktan sonraki 4 ay içinde soruşturma tamamlanmadığı için dava açılamaz’’ diyor. Hukuka uygun karar veriyor. 

Ancak aynı yargı ‘tutuklayın’ talimatı gelen gazetecileri, mahkeme tahliye kararı verdiği halde 10 yıl önceki bir haberle itham edip, içeri atıyor. 

***

‘’Militan yargı’’ en büyük sorun.

‘’Siyasi aidiyet’’ ve siyasilere bağımlı yargı, bağımsız olmayan yargı en büyük sorun. 

Yargıçların, hukuku değil de devleti veya iktidarı gözeterek aldığı kararlar en büyük sorun… 

Sadece bugün değil, yıllardır aynı dert. 

Sorun bugün adaletsizliğin zirve yapmış olması. Dibe vurmuş olması. Kitleselleşmesi ve kangrene dönüşmesi… 

Yargıçların artık, kürsü teminatından uzak olmaları. 

Hukuka uygun verecekleri bir kararın siyasi talimat ile çelişmesi halinde kendilerinin de tutuklanmasından korkar hale gelmeleri…

AYM’nin, Yargıtay ve Danıştay’ın kendi üyelerinin hukuksuzca tutuklanmasına, hakim ve savcıların 4 bin arkadaşlarının hukuksuzca bir gecede görevden alınıp tutuklanmasına, HSYK üyelerinin kendi başkanlarının tutuklanmasına sessiz kaldığı bir ortamda ve siyasi iradenin gözdağı verdiği bir dönemde hukuk işleyebilir mi? 

İşte sorunun, hukuksuzluğun kangrene dönüşmesinin, ana kaynağı da bu?

Hakimler kendi haklarını devlete karşı koruyamıyor iken, vatandaşın hakkını koruyabilir mi? 

Hakimler kendi arkadaşlarını cadı avına, fişlemelere, tecrit ve işkencelere kurban veriyorken, vatandaşı bu cadı avından koruyabilir mi? 

Hakimler kendi arkadaşlarına savaş hukuku uygulanmasına, 3 yıldır 30 yıldır tanıdıkları birlikte çalıştıkları arkadaşlarına insan hakları katliamı yapılmasına izin verirken, sıradan vatandaşı devletin ölçüsüz şiddetine ve siyasi kurban arayışına karşı koruyabilir mi? 

Kendisi tutuklanabilir korkusuyla masum insanları tutuklayan hakim, adalet dağıtamaz.

Hukuka göre değil, cüzdanına göre karar veren hakim adalet dağıtamaz.

Siyasi aidiyet ile kendi masum vatandaşına savaş hukuku uygulayan hakim, adalet dağıtamaz. 

Hakimlerin ‘sözlü sınav’ ile alındığı, siyasi bağımlı HSK’nın özlük haklarını belirlediği yerde bağımsız hakim de olamaz. 

Dün de böyleydi… Yarın da böyle olmaya devam eder… 

İktidarın ‘ortağı’ Doğu Perinçek boşuna, ‘’Hukuk siyasetin köpeğidir…’’ demiyor. 

Hakimler, yasaları korumak ve yasaya uygun karar vermek adına aslan adına, kesilmedikçe, hukuksuzluğun ve yaşanan hak ihlallerinin temel taşı olur. 

Hakimler, devletin (mülkün) temeli oldukları bilincinde ve kamu düzenini ve halkın geleceğini korumak, mesleklerinin onuru ve namusunu korumak adına aslan kesilmedikçe, bu ülke düze çıkmaz. Huzur bulmaz. 

Perinçek’in sözleri de ‘aslan kesilmeyen’ hakimler için şimdi olduğu gibi hakaret olmaktan çıkar ve acı bir vaka tespitine dönüşür… 

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin