Hakem devlet

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Polisleri bir yere toplamışlar. İslam soslu bol kafatasçı sentezin yazdırdığı faşist metni yırtınarak okutuyorlar. Fakir ailelerin çocuklarının devlete kul olarak girmesi prensibini bin yıldır yaşatan Türk devleti, intikam yemini ettirtiyor, gencecik beyinlere, kadınlı erkekli. O kullar kendilerine aş veren eli ısırmayacak. Endoktrine edilen esas budur. Bu “devlet geleneğinin” kökleri çok eskilere dayanır. Nasyonalist ve İslamcı sağ gibi, Kemalist sekülerler ve sol cenah da bayılır bu devlet tasarımına! O devlette bireyin önemi yoktur. Mitleştirilen bir put, bir ceberut, bir canavar “Leviathan” olan devlet, varlığınızı varlığına armağan etmenizi bekler. Armağan etmeyenlerden de onu bir güzel almasını bilir. Yetkileri hukuk önünde kısıtlanmamış her siyasi otorite gibi, acıdan başka bir şey üretmez bu tür devletler. Organize suç örgütünden çok da farklı işlemeyen bugünkü rejim, bu bahsettiğim mitleştirilmiş devleti daha ileriye, 1930’lara kadar geri götürmeyi başardı. Böylece başladığı otoriter yapıya, diktatörlüğe geri döndü Türkiye Cumhuriyeti. Ve finali yine başladığı yerde, diktatörlükte yapmaya kararlı ve azimli, durmak bilmeden yürüyor.

Polis, bu tür rejimlerde çok önemlidir. Rejim “sopası olmadan” yürümez çünkü. Erdoğan ve ekibi ile onların arkasındaki diğer koalisyon ortakları, rejimi 17 Aralık ve 15 Temmuz aralığında oluşturdular ve konsolide ettiler. Anayasasından kopartılan cumhuriyet, böylece yetkileri kısıtlanmamış gayrı meşru iktidar peyda etti. Bu siyasal gayrı meşru çocuğun babası Osmanlı İmparatorluğu, annesi Türkiye Cumhuriyeti! Neden gayrı meşru? Çünkü esasında biri diğerinin ötekisi! Yani Cumhuriyet kurulurken, tıpkı Yunanistan, Bulgaristan veya diğer Osmanlı ardılı devletler gibi, Osmanlı’yı ötekileştirdi, onun aksine bir kimlik inşasına girişti. Bu bir nevi, zoraki de olmuş olsa, Cumhuriyet bu sayede aydınlanmacı bir dinamiği daima gündemde tutmak durumunda kaldı. İttihatçılar gibi, modernleştirmeci dinamiklerinin yıkıcı olmayan kanadı, üzerine inşa edilecek önemli değerlerle tanıştırdı Türkiye halklarını. Eşitlik, özgürlük, demokrasi, anayasal devlet gibi! Fakat “gücün karanlık tarafı” daima Osmanlı’nın mutlak monarşi olduğu dönemlerde kalan sınırsız iktidarın özlemiyle yandı tutuştu. İslamcılar bunu bir halife, İslam cumhuriyeti gibi ideallerle hayal ettiler. Nasyonalist sağ bunu bir başbuğ, bir Turan hülyası, bir Ergenekon’un demircisi rüyası olarak algılaya geldi. Sol nasyonalistler, Atatürk kültü üzerinden, “kafasına vurarak rehabilite etmek” deneyiminin dayanılmaz cazibesiyle arzuladı. Hepsi de aynı köklerden gelen bu güçler, “sopasız devleti” bir türlü benimseyemedi. İşte polis, “Allah Türk’ü korusun” diye haykırırken, arkasında bu devlet miti var. Ve okunan metnin Türk-İslam sentezi konusundan rahatsız da olsalar, sekülerler aynı faşist metnin ilkokul çocuklarına “Andımız” olarak okutulmasından hiç rahatsız olmadıkları gibi, onun bir zamanlar okullardan AKP tarafından kaldırılmasına da “karşı devrim” diye karşı çıkmışlardı. Yani polisin veya yedi yaşındaki çocukların ettikleri yeminin metninde öne çıkan ideolojiydi sorun. Asla o metnin öne çıkardığı “kutsal devletten” rahatsız olmadılar.

Bugünün Türkiye’sinde artık bir marjinal olduğumu biliyorum ben. Ne İsa’ya ne Musa’ya yaranamazken, yine de düşüncelerimi paylaşayım – tek derdim bu! Çünkü birinin doğruları konuşması lazım artık.

Bakın, bir devletin etnik veya dini referansları olmaz. Geçmişte bu tür referansları olan devletler, ya dönüştüler ve demokratikleştiler, dönüştükçe de bu etnik ve dini referansları yok oluncaya kadar törpülediler, ya da yok olup gittiler! Çünkü günümüz toplumları kozmopolittir. Tek doğru olmaz bu toplumlarda. Ve devlet, ortak iyinin arayışı mücadelesinde bir hakemdir. Hakemler topu sevdikleri takıma veremez. Hakemin görevi, taraf tutmamaktır! Taraf tutan hakem, oksimorondur. Devlet tarafsız nasıl olacak? Mesele budur. Polisin yemininde “Allah Türkü korusun!”, okuldaki antta “varlığım Türk varlığına armağan olsun!” diye çığlık çığlığa bağırttığınız vatandaşlar, ancak taraflı devletlerde olur. Bu örnekten hareketle, eğer Türk değilseniz veya Allah’a inanmıyorsanız, bu tür bir devletle kendinizi özdeşleştiremezsiniz. Kürtler kendilerine “Allah neden sadece Türkleri korusun? Biraz da Kürtleri (Türklerden) korusa olmaz mı?” diye sorarlar. Müslüman olmayanlar, “Allah değil de, mesela İsa veya Yehova bizi korusa ne iyi olurdu!” derler, mesela. Ya da ateist olanlar, “bu işlerin Tanrı’yla falan ne ilgisi var kardeşim?” diye hayıflanmaz mı? Hakem devlet, tüm bu gruplar arasında tarafsızca adalet ve eşitlik dağıtan, ortak iyiyi arayan, uyumu gözeten, evrensel hukuk ilkeleriyle işleyen, şeffaf, işlevsel, idealize edilmeyecek kadar teknik bir devlettir. Hakem devlet, polisine intikam yemini ettiremez. Çünkü evrensel hukuk, intikam üzerine inşa edilmemiştir. Adalet, rehabilitasyonu hedefler. Vücutsal ceza veya işkence gibi barbarlıklar, bu tür devletlerin yanından geçmez! Tarafsız devlet seküler olur. Seküler olmayıp dinsel esaslara referans veren, veya bu esaslara göre tasarlanan devletlerde, daima çatışmalar olacaktır. Çünkü herkes o esasların kaynağı dine bile inansa – ki bu mümkün değil, çünkü her toplumda aynı şeye inananlar arasında farklar olacağı gibi, başka şeylere inananlar da olacaktır – hangi mezhebin, cemaatin, grubun, kişinin veya kişilerin dediğinin o dinin esas oluşturmak istediği düzeni uyguladığı, daima tartışılacaktır.

Bugün zulme uğrayanların kaçmaya çalıştığı devletlerin ortak özelliği, hakem devletler olmalarıdır. Burada ABD parasının üzerinde “Tanrıya güveniyoruz” yazması veya öbüründe bir başbakanın kilisede kızının vaftiz töreninde fotoğraflanması falan bahsettiğim hakem devlet özelliğine halel getirmez. Çünkü bunların olduğu ülkelerde kimse bir kimsenin çocuğuna filanca dinin tanrısının endoktrinizasyonunu devlet eliyle yapamaz. Veya o ülkenin bir başka başbakanı ateist ya da eşcinsel olabilir! Aykırı düşünceler mi? Hayır! Çünkü unutmayın: ne dedik? Zulme uğrayanların kaçacağı ülkelerin standartları dedik! Bu tarafsız ve hakem devlet herkesi korur ve herkes o devletle özdeşleşebilir. Yirmi birinci yüzyılda artık tek bir etnisitenin veya dinin devleti olmayacak. Yok, bunu yapacağız diyenler varsa, bilsinler ki, kendilerine, ailelerine ve başkalarına ve onların ailelerine acı dışında bir şey üretemeyecekler.

Polislerin intikam yemini ederlerken, içlerinden “yahu, biz intikam diye anırıyoruz da, kimden intikam alacağız birader!” diye sormamalarıdır esas sorun. Veya o polisler arasında annesi ya da babası Türk olmayan birinin her şeye rağmen o yemini edebilmesidir! Ve rejim, bundan dolayı bugün ayaktadır! Ve Türkiye devleti, bundan dolayı hakem bir devlet değildir. Bu devlet daima birilerinin oldu. Herkesin olamadı! Herkesin devleti olmak için hakem devlet olmak lazım çünkü! Türk’ün korunması için Allah’a ritüel biçimde yalvartılan polisler, Yahudi sinagogunu veya Hristiyan kilisesini, ateisti, dinsizi, Kürdü, Alevi’yi, eşcinseli korumaz! Yeri gelince başörtülüden, yeri gelince başı açıktan yana tutum alan, geçmişinde soykırımdan kafatası ölçümüne, Hitler’le ticaretten Alevilerin havadan bombalanmasına, Kürtlere dışkı yedirmekten Yahudilerden ekstra vergi almaya, Rumların denize dökülmesinden dininin ve kininin davacılığına, bu devlet, her şey olabilir ama tarafsız ve hakem değildir.

Tüm acılar, yaşadığımız, bununla bağlantılı değil mi?

4 YORUMLAR

  1. Bence bagirtanlar devleti degil devlet cine sizdigi kendilerini ve uygulamalrini koruma pesindeler. Insanlari birbirine baglayan nurani baglari yok edip milliyetcilikle kendilerine kul uretmekteler devlet in rugus=da yok hayatida yok. Devlet sanal bir aygit iradeside yok onun iradesini yuklenen insanlar var sorun onlarin devletten temizlenip temizlenmemesinde. Temizlenmek istemeyen bu kotu kisiler baskasini kotu gosterip kendilerini yine gizlemekte onlari temizlenmeye zorlayan iyiler kotu gosterilmekte

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin