ANALİZ – ÖLÜ DOĞUM | ‘Kürt sorunu’ yoksa, çözüm mümkün mü?

AHMET KEMAL GENÇ | HABER ANALİZ

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Meclis açılışında DEM Partililerin elini sıkması ve ardından Öcalan’a ‘Meclis’te konuşma ve tahliye yolunu açan’ çağrısıyla tırmanan ‘yeni çözüm süreci’ tartışmaları Erdoğan’ın son açıklamasıyla daha da alevlendi. Bahçeli’nin bu çağrısıyla tarihe istikamet çizdiğini belirten Erdoğan, Türkiye’nin önünde bir fırsat penceresi açıldığını söyledi.

Peki iktidar ‘Kürt sorununu’ çözme konusunda ne kadar samimi? Daha iki gün önce, “Kürt sorunu yoktur!” diyen Bahçeli’nin ortağı olduğu Cumhur İttifakı, ‘kabul etmediği bir problemi çözebilir mi? Yoksa bütün bu yaşananlar, kaybedilen oyları telafisi için sahnelenen yeni bir tiyatro mu?

Bu ve benzeri sorulara cevap vermek için biraz geçmişe gidip, neler yaşandığını hatırlamakta fayda var…

Kürt sorunu ve çözüm arayışları

Yaklaşık 10 yıl önce, sonu hüsranla biten bir çözüm süreci denemesi yaşandı.  Kamuoyuna açık olarak 2013’te başlayan çözüm süreci, Kürt sorununun çözümü amacı taşıyordu. Sorunun kökenleri Cumhuriyet’in ilk yıllarına dayansa da, özellikle 1980’lerde PKK’nın silahlı bir örgüt olarak sahneye çıkmasıyla farklı bir boyuta taşındı. 1990’larda Halkın Emek Partisinin (HEP) Meclis’e girmesi ile çözüm umutları doğsa da, askeri baskılar sonucu parti kapatıldı ve vekiller tutuklandı. Bu süreç, çatışmaların artarak sürmesine, binlerce insanın ölümüne yol açtı.

Öcalan teslim ediliyor

1999’da Öcalan’ın yakalanması, Kürt sorununun çözümü için yeni bir sürecin önünü açtı. Öcalan, devletle müzakere çağrıları yaparken örgüt içinden de bu yaklaşıma destek geldi. Bu durum, 2000’lerin başında barışçıl ve siyasi çözüm çabalarını ön plana çıkardı.

Türkiye’de yeni bir dönem başlıyor

2002’de iktidara gelen AKP, Kürt sorununa sosyal, kültürel ve siyasi boyutlarıyla yaklaştı. AB’ye üyelik süreciyle insan hakları ve demokratikleşme alanında reformlar yapılarak Kürtçe yayın, eğitim ve dil özgürlüğü gibi adımlar atıldı. Ancak 2009’a kadar AKP bu konuda somut bir ilerleme kaydedemedi.

 

Oslo Görüşmeleri

2009’dan sonra AKP hükümeti, Kürt açılımı süreciyle PKK ve Kürt siyasi hareketiyle diyalog kurmayı amaçladı, uluslararası organizasyonların aracı olması ile başlayan Oslo Görüşmelerinde (2009-2011), Türkiye devleti ve PKK temsilcileri arasında gizli müzakereler yapılarak barışçıl çözüm arayışları oldu. Oslo tutanakları sonraki yıllarda medyaya da yansıdı.

Görünürde görüşmelerin temel hedefi, PKK ile doğrudan temas kurarak diyalog sürecini başlatmak ve silahlı çatışmaları sona erdirmekti. Her iki taraf da müzakereler yoluyla sorunu çözme fikrine sıcak bakıyordu. Ancak 2011 genel seçimlerinin ardından PKK’nın saldırılarının yeniden artması ve devletin bu saldırılara sert yanıt vermesi, görüşmelerin sona ermesine neden oldu.

Kritik eşik: Artan Çatışmalar ve beslenen barış Umudu

2011 sonlarında Şemdinli ve Hakkari bölgelerinde yoğun çatışmalar yaşanırken, Roboski Katliamı ile süreç daha da karmaşık hale geldi. 28 Aralık 2011 gecesi, Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Ortasu (Kürtçe: Robozkê) köyünde 34 sivil bombalanarak katledildi. Çatışmalara rağmen diyalog ve müzakere yolları tamamen kapanmadı. Rota tekrar İmralı’ya çevrildi.

Oslo’dan İmralı’ya 

2012’nin sonlarına doğru dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın İmralı Adası’nda Abdullah Öcalan ile görüşmeler yaptığı dair haberler basına sızdırıldı. Ardından, 28 Aralık 2012’de dönemin Başbakanı Erdoğan, TRT’deki canlı yayında bu görüşmeleri doğrulayarak, “Adayla görüşmeler devam ediyor, çünkü bir sonuca varmamız gerekiyor.” dedi. Bu açıklamanın ardından, Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) milletvekillerinin meşhur İmralı ziyaretleri başladı ve süreç resmen hız kazandı.

Hemen ardından, süreci toplumda yaygınlaştırmak ve destek sağlamak amacıyla Akil İnsanlar Heyeti oluşturuldu. Bu heyet, Türkiye genelinde barış sürecini anlatmak için sahaya indi.

Öcalan’dan silahları susturma çağrısı

Sürecin dönüm noktalarından biri, 2013’ün baharında Diyarbakır’da düzenlenen Nevruz kutlamalarında Öcalan’ın gönderdiği ‘ısmarlama’ mektubun okunması oldu. Öcalan özetle PKK’ya “silahları bırakma” ve silahlı unsurlarına Türkiye sınırları dışına çekilme çağrısında bulundu. Sonrasında 25 Nisan’da Murat Karayılan, PKK’nın Türkiye sınırlarından çekileceğini duyurdu.

2013 yazında, PKK’nın çekilme süreci gerilimli geçti. Hükümet ve PKK cephesinden karşılıklı eleştiriler gelmeye başladı. Hükümet çekilmenin tamamlanmadığını iddia ederken, PKK hükümeti adım atmamakla suçladı; özellikle kalekol inşaatları gerginliği artırdı.

Herkes kendi ajandasını takip ediyor, Erdoğan taviz veriyor

2013’te çözüm süreci Gezi Parkı olaylarıyla daha karmaşık bir hale geldi. Aynı dönemde PKK’nın sınır dışına çekilmesinde sorunlar yaşanırken, 9 Eylül’de KCK geri çekilmeyi durdurduğunu duyurdu. Hükümet ise tansiyonu düşürmek amacıyla 30 Eylül’de demokratikleşme paketini açıkladı. Bu paket, eğitimde ve siyasi alanda Kürtçe’ye alan açan bazı zayıf reformlar getirdi.

Öcalan yine devrede 

Gezi olayları ve 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonları ile iyice sıkışan Erdoğan’ın imdadına Öcalan yetişti. 21 Mart 2014’teki Nevruz kutlamalarında Öcalan’ın ikinci mektubu okundu. Öcalan, Türk ve Kürt ilişkilerinin demokratik reformlarla çözülebileceğini ve “darbe mekanizmalarının” yıkılacağını söylüyordu.

Gülen ve Cemaatinin çözüm sürecine bakışı ve katkısı

Kürt sorununun çözümünde Hizmet Hareketi önemli bir rol üstlendi. Çözüm sürecine destek verildi. Fethullah Gülen, söz konusu dönemde, “Sulhta hayır vardır!” diyerek süreci desteklediklerini belirtti ve hükümete yazılı çözüm önerileri sundu.

Çözüm süreci resmiyet kazanıyor

Temmuz 2014’te hazırlanan ve çözüm sürecini yasal çerçeveye oturtan bir düzenleme, 1 Ekim’de Resmî Gazete ’de yayınlandı. Bu yasa, terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşme sürecinde atılacak adımlar için genel ilkeler ve devlet kurumlarının süreçteki rolünü belirledi.

Süreç bitiyor mu: Kobani ve 6-8 Ekim 2024 Kobani olayları 

Çözüm süreci sürerken, Eylül 2014’te IŞİD’in Kobani’ye saldırısı Türkiye’de büyük yankı uyandırdı. Erdoğan’ın, “Kobani düştü düşüyor!” açıklaması, HDP ve Kürt çevrelerinde tepki topladı. 6 Ekim’de HDP’nin Kobani’ye destek için yaptığı protesto çağrısı üzerine Doğu ve Güneydoğu’da kitlesel eylemler başladı ancak bu eylemler istihbarat ve Hizbullah’ın da devreye girmesi ile kısa sürede şiddet olaylarına dönüştü. 8 Ekim’de gösteriler ülke geneline yayıldı. 37 kişinin hayatını kaybettiği ve 761 kişinin yaralandığı bu olaylara rağmen çözüm süreci tamamen sona ermedi.

Yeni bir masa kuruluyor: Dolmabahçe zirvesi

Çözüm sürecinin önemli bir dönüm noktası, 28 Şubat 2015’teki Dolmabahçe toplantısıydı. Bu toplantıda, HDP-İmralı heyeti ve hükümet yetkilileri bir araya geldi. Dönemin HDP Sözcüsü Sırrı Süreyya Önder, ‘Öcalan’ın PKK’yı silah bırakmaya davet ettiğini’ duyurdu. Erdoğan da silah bırakma kararının ülke için kritik olduğunu ifade etti.

İpler kopuyor, seni başkan yaptırmayacağız…

Bu arada, iktidarın samimi olmadığı; Erdoğan’ın süreci kendi siyasi hedefleri için kullandığı iddiaları konuşulmaya başlandı. 17 Mart 2015’te dönemin HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Biz bir pazarlık hareketi değiliz. Asla AKP ile kirli bir işbirliği içinde olmadık ve olmayacağız. Seni başkan yaptırmayacağız!” dedi.

21 Mart 2015 de Diyarbakır’da gerçekleştirilen Nevruz kutlamalarında Öcalan’ın süreçteki üçüncü ve son mektubu okundu. Mektupta, PKK’ya silahsızlanma amacıyla bir kongre düzenleme çağrısını yeniledi.

Erdoğan istediğini alamayınca masayı devirdi 

Erdoğan, nevruzdan bir gün sonra 22 Mart’ta yaptığı açıklamada, “Açıklanan 10 maddelik metinde bir demokrasi çağrısı yok. Bu metnin demokrasi adına neresini kabul edeceğim? Ben o toplantıyı doğru bulmuyorum.” diyerek Dolmabahçe’deki toplantıyı gereksiz ve korsan ilan etti.

Erdoğan kaybediyor ve fatura Kürtlere kesiliyor

HDP, 7 Haziran 2015 seçimlerine bağımsız olarak katıldı ve yaklaşık yüzde 13 oy alarak barajı geçti, 80 milletvekili çıkardı. Bu seçimde AKP, Meclis’teki çoğunluğunu kaybetti ve tek başına hükümet kuramaz hale geldi. Koalisyon görüşmeleri sonuçsuz bırakılınca, 1 Kasım’da yeni bir seçim yapılmasına karar verildi.

7 Haziran ile 1 Kasım seçimleri arasında terör ve şiddet olaylarında belirgin bir artış yaşandı. Çatışma süreci yeniden alevlendi. Saldırı ve şehit haberleri ardı ardına geldi.

Süreç ile birlikte cesetler buzdolabına kaldırıldı

Erdoğan, 11 Ağustos’ta , “Ne yazık ki bunlar çözüm sürecini anlamadılar ya da anlamak istemediler. Şu anda bu süreç buzdolabında bekliyor. Devlete ve milletimize yönelen silahlar gömülünceye kadar, silahların susmasını değil, bırakılıp gömülmesini, ısrarla vurguluyorum. Üzerine beton dökülünceye kadar ve sınırlarımızda tek bir terörist kalmayana dek mücadelemizi sürdüreceğiz.” dedi.

Türkiye’nin en büyük hayal kırıklığı ve hendeklere gömülen barış 

PKK bağlantılı Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi (YDGH) çeşitli kentlerde hendek ve barikatlar kazdı. İlerleyen yıllarda devletin de buna göz yumduğu ortaya çıktı. 2015’te “hendek operasyonları” düzenlendi. Devlet, orduyu ağır silahlarla şehirlere indirerek binlerce vatandaşın yanı sıra yüzlerce asker ve polisin hayatını kaybetmesine neden oldu. Sokağa çıkma yasakları nedeniyle evinde ölen çocuklar günlerce buzdolabında saklandı. İnsanlar, çatışmalarda can veren sivil yakınlarının cesedini günlerce sokaklardan alamadı!

Yeni ortaklar bulundu, artık Kürtlere ihtiyaç yok

17/25 Aralık büyük yolsuzluk soruşturması sonrası Erdoğan, kendisine ‘yeni’ ortaklar buldu. ‘Allah’ın lütfu olarak gördüğü’ 15 Temmuz darbe tiyatrosu ile bütün gücü ele geçirdi. 2016’da aralarında  HDP eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın aralarında bulunduğu HDP’lilere yönelik çok sayıda tutuklamalar oldu.

Şimdi Türkiye, yeni bir ‘çözüm süreci’ tartışmasının tam ortasında. Bu süreç nereye evrilecek herkes merak ediyor. 2009-2015 arası süren çözüm süreci, Kürt sorununun askeri yöntemler yerine diyalog ve müzakerelerle çözülmesi için önemli adımlar atılan bir dönemdi. Bu çabalar, zaman zaman tıkanmış ve şiddetli çatışmalarla kesintiye uğramıştı. 2013 sonrası resmiyet kazanan süreç, 2015’te tamamen sona erene kadar umut vaat eden, ancak derinleşen güven krizleriyle çıkmaza giren ve büyük bir felaket ile biten bir süreç oldu.

Bu kez farklı mı olacak; bekleyip göreceğiz…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin