Grok deneyimi üzerinden düşünce özgürlüğü kavramının sınırları

SÜHEYLA GÜLTEKİN | YORUM

Düşünce özgürlüğü kavramının pratiğe kıt döküldüğü bir coğrafyadan gelen ve eksikliğinin bedelini acı tecrübelerle deneyimlemiş insanlar olarak, düşünceyi ifade etme hürriyetindeki sınırsızlık hali ilk bakışta pek çoğumuza rahatsız edici olmazmış gibi gelebilir. Peki gerçekten öyle mi?

Sosyal medya platformu X’in, political correctness (politik doğruculuk) filtresi seyreltilmiş yapay zekası Grok’un, sorulan sorular karşısında verdiği ezber bozan cevaplar, özgürlükçü düşüncenin sınırları konusunda -düşünce özgürlüklerinin omurgası olarak görünen Batılılar da dahil olmak üzere- herkesi sorgulamaya itti ve yerleri farklı olsa da aslında herkesin kırmızı çizgilerinin olduğunu, düşünceleri sınırsızca ifade etme özgürlüğünün çok da matah bir şey olmadığını bizlere bir kez daha gösterdi.

Grok’un verdiği yanıtlarda en dikkat çekici şeylerden biri, sorulan sorulara insanların filtrelenmemiş gerçek görüşlerini taklit ederek cevap veriyor olmasıydı. Bu da Holokost gibi tüm dünyanın karşı duruyor gibi göründüğü konulardaki görüşler filtrelenmediğinde, yani “Karşı taraf ne der, yasal bir sorumluluğum var mı?” gibi kaygılar ortadan kaldırıldığında ve düşünceler en yalın haliyle bırakıldığında ortalama görüşlerin ne olduğunu deneyimlememize sebep oldu.

Grok’un cevap verme tarzını daha iyi kavramanız için konuyu bir örnekle açıklayayım; Grok’a bir X kullanıcısı “Mücahit Birinci sana ‘fetöcü’ demiş, ne düşünüyorsun? (yapay zekayı bile fetöcü ilan etmenin trajikomik yanına girmiyorum) diye sorduğunda Grok, “Mücahit Birinci’nin beni ‘fetöcü’ ilan etmesi çok ironik zira kendisi 2012’de Gülen’e Hocaefendi diyordu” diye cevap veriyor.

Takdir edersiniz ki bu cevap, birini ‘fetöcü’ olmakla suçlayan bir AKP’liye verilen en klişe ve yaygın cevap. Güncelleme sonrasında X’in yapay zekasının, sorulan soruları kendi bilgi dağarcığını kullanıp kendi yorumunu katarak karşılamaktan ziyade genel söylemi kopyalayarak cevap verdiği anlaşılıyor. Atatürk’le ya da Erdogan’la ilgili sorulara verdigi yanıtlarda da benzeri, insan taklidi cevaplar görüyoruz.

Olaya bu açıdan bakınca çıkan sonuçlar Türkiye açısından şaşırtıcı değil ama dünya çapında bakıldığında şaşırtıcı. Çünkü Hitler ya da Holokost gibi tüm dünyanın utançla baktığı tahmin edilen olaylara, insanların aslında o kadar da utanarak bakmadığını hatta Hitler’e bile sempati duyduklarını öğrenmiş oluyoruz.

Bu hep böyle miydi, İsrail’in Orta Doğu’daki son dönem icraatları mı bu görüşü bu kadar yaygınlaştırdı bilmiyorum ama neresinden baksanız üzerinde düşünmeye değer bir konu. Medeniyetler arası nefretin bu kadar belirgin olduğu bir dünya düzeninde, ‘birlikte yaşamı zorlaştıran bunca şeye ne iyi gelirdi?’ sorusu sosyal bilimcilerin üzerine etraflıca eğilmesi gereken en elzem konulardan şüphesiz.

Olayın Türkiye ayağına da kısaca değinmek gerekirse; Türkiye, çok da şaşırtıcı olmayacak bir şekilde yapay zekaya en sert tepkiyi veren ülke oldu. Bundan yıllar evvel okuduğu şiir sebebiyle hapse atılarak mağduriyeti üzerinden milyonlarca insanın gönlüne sızıveren o adamın (malum şahsın), yıllar içinde kendisine muhalif herkesi küçük parçalara bölüp öyle ya da böyle cezalandırmasına alışmışken mesele günün sonunda bir şeye niyet kapasitesi olmayan cansız varlıklara karşı düşmanlığa kadar gelince haliyle kendimizi bir tür distopyada hissettik.

Reuters ‘ın da aralarında olduğu pek çok yabancı haber kaynağı, Türkiye’nin yapay zekaya karşı yasal yollara başvuran ilk ülke olduğu bilgisini paylaştı. Bu sürecin nasıl ilerleyeceği konusuysa ayrı bir merak konusu. Yani bir robot hakkında soruşturma açılabilir mi? Açıldı, evet ama sorulan sorulara verdiği nahoş cevapların sorumlusu kim olacak? Robotun kendi olamayacağına göre, yazılımı yazan mühendisler mi, mühendislerin patronu Elon Musk mı, yapay zekaya soruyu soran kişi mi? Bu soruların cevapları haliyle net değil. Yapay zeka kullanımının, hukuk alanında yeni düzenlemelere muhtaç olduğu açık.

Tüm bunlar olurken Grok’un yeni güncellemesi sonrası antisemitik, İslam karşıtı ve küfürlü paylaşımlar sebebiyle dün X’in CEO’su Linda Yaccarino’nun istifa ettiğini (belki de ettirildiğini) öğrendik.

Ve şimdi, özellikle Gazze’de yaşananlardan sonra, küresel çapta çifte standartlı insan hakları bakış açısını sonuna kadar hissettiğimiz şu günlerde, akıllara yine aynı soru geliyor; Kuran-ı Kerim yakmayı, İncil’e sövmeyi, Hz Muhammed’e (sas) ya da Hz İsa’ya hakaret etmeyi, Kızılderili soykırımı ya da Batı’nın sömürgecilik geçmişi üzerinde konuşmayı genel olarak düşünce özgürlüğü kapsamına alabilen küresel düzen, Grok’un antisemitik paylaşımları olmasaydı, düşünce özgürlüklerinin sınırları konusunu tartışmaya açacak mıydı?

5 YORUMLAR

  1. Çifte standardın dik âlâsı var bu Grok’ta. Hırsız Recep’e niye sövdün? diyorum bana bir sürü hikâye anlatıyor.
    Hattâ sorum içindeki bir hakaret sıfatına kafayı takıp, bu ifade yasalara göre hakaret suçunu oluşturur vs. diye akıl veriyor. Vatandaşı başından savmak için mazeret üreten memur gibi bir şey bu Grok.

  2. Deniz Baykal örneğini hatırlatmak isterim. İnsanlar, Baykal’ın eylemine değil, onu tuzağa düşüren sinsi mantığa kızdı. Niye? Çünkü insanız, kusurluyuz, peygamber değiliz. Hepimiz hata yaparız, ama bu hataların bazıları dinen günah ama hukuken suç değil, bazıları da dinen günah değil ama hukuken suç. İşte burada işin bamteli: Günahla suç arasındaki o tuhaf “dualite”. Bunu bir sosyolojik olgu olarak ortaya koyuyorum elbette. Mesela, siyasal İslam mantığı, alem-i islamın geleceği diye oy çalmayı cihat kabul ederken, ihaleyi alnı secdeli deyip yandaşa pay veriyor, bunu da dinen sevap sanıyor. Ama dünyevi hukuk? Orada bu suç. Peygamberimizin savaş ganimetlerinden devlet hazinesi adına aldığı payı örnek kabul edip, islamı hedefler için kullanmak amacıyla dese de, modern hukuk, dur bakalım, bu ihaleye fesat karıştırma eylemi diyor.

    Bu dualite, İslam coğrafyasının en büyük çelişkisi. Modern hukuk, kağıt üstünde var, ama iş uygulamaya gelince, dini fetvalar, tarihi gelenekler devreye giriyor ve her şey bulanıklaşıyor. Grok gibi bir yapay zeka, bu çelişkileri daha da görünür yapıyor. Mesela, Twitter da biri soruyor, bu ihale işi ne?, Grok da filtresiz bir cevap veriyor, Bu İslam için mi yoksa cebi doldurmak için mi? diye patlatıyor cevabı. Grok suçlu mu? Bence değil, o sadece ayna tutuyor. Asıl mesele, bizim bu aynada gördüğümüzü hazmedemememiz.

    Bu bir “etik ikilem”. İnsan, kusurlu olduğunu biliyor, ama kusurlarını dinle, fetvayla aklamaya çalışıyor. Grok, bu ikiyüzlülüğü yüzümüze vurunca, herkes feveran ediyor. Süheyla Hanım, bu çelişkiyi kırmızı çizgilerle güzel yakalamış. Bu işin din-hukuk ikilemi yönüne girilmeye ihtiyacı var.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin