Göz kıyameti; bir trilyon günbatımı…

Günümüz dünyasında yılda bir trilyondan fazla fotoğrafın üretildiği görüntü bombardımanı, insanı doyuma değil tükenmişliğe sürüklüyor. Bediüzzaman’ın “Bak! Dinle!” ikazı ve siyah şemsiyeyle yürümesi, lüzumsuz görüntüleri zihne sokmamak için gösterilen bir dikkat terbiyesidir. Fethullah Gülen’in “Mümin bakışını zayi etmez!” prensibi de bugün daha hayati bir anlam taşıyor; zira çağın en büyük kaybı zaman değil, dağılan ve zayi edilen bakışlar. Bakışını terbiye edemeyen insan yaratılış amacından ve dünyadaki yerinden uzaklaşıyor. 

İLHAN YILDIRIM | YORUM

“İman görmediğine inanmaktır. Mükafatı da inandığını görmektir.” Saint Augustinus

Görmenin ve duymanın neredeyse geri döndürülemez bir yorgunluğa dönüştüğü günümüz dünyasında gaybın müşterisi olmak çok daha derin bir anlam ifade eder. Gözün ve kulağın aşırı uyarı bombardımanına maruz kalmasının bedeli doygunluk değil, tükenmişliktir. Bu tükenmişlik, “imajların gerçekliği yuttuğu”, basiretin körleştiği sessiz bir “göz kıyameti”dir. Dünyanın giderek dokunulmaz, sisli ve hayaletimsi bir hale bürünmesidir.

Son otuz yılda bakışımızın ritmi ve yönü köklü bir biçimde değişmiş durumda. Bugün sevmediğimiz, istemediğimiz veya ihtiyaç duymadığımız çok fazla görüntü var. İlginç olan görüntü bombardımanı korkusunun yalnızca kısa videolar ve kaydırma çağına ait olmaması.

1920’lerin Amerika’sında resimli dergilerin ve günlük gazetelerin hızla artmasıyla birlikte, sağduyulu düşünürler toplumun görsel bombardımana dayanıp dayanamayacağını sorguladılar. Sanatçılar çevrelerindeki dünyayı yeniden düşünmek için kitle iletişim araçlarının görüntülerine ve her türlü arşive baktılar.

28 Ocak – 2 Mayıs 2022 tarihleri arasında New York’taki Uluslararası Fotoğraf Merkezi’nde düzenlenen Bir Milyon Günbatımı: Görüntü Aşırı Yüklenmesinin Bir Asrı sergisi bu tarihsel dönüşümü inceledi. Bu sergi, yılda bir trilyondan fazla fotoğrafın piyasaya sürüldüğü modern toplumdaki görsel aşırı doygunluk durumunu ele aldı. İnsanlığın fotoğraf, sinema ve dijital medya yoluyla görsel bir enkaz ve sınırsız bir enformasyon bombardımanı altında kalmasını, en saf doğa olaylarından biri olan günbatımı metaforu üzerinden inceleyen kavramsal ve eleştirel bir refleksti.

Bu bir trilyon fotoğrafa yapay zekanın ürettikleri dahil değil. Yapay zekanın ürettiği ve üreteceği fotoğraflarla nasıl devasa bir enkaza dönüşeceğini değerli okuyucuların işgal edilmemiş hayal gücüne havale ediyorum.

Görüntüye doyamamak!

Bakışlarını terbiye ve zihinlerini sadeleştiren eskiler, mezar taşlarını okumanın hafızayı gerilettiğini söylerlerdi. O günlerde dikkat dağıtan unsurlar mezar taşlarındaki yazılar, dükkanlardaki tabelalar ve arabalardaki plakalardı. Bugün ise ekranlar, bildirimler, reklamlar ve sonsuz görüntü akışı zihni sürekli işgal ediyor. İnsanı görüntüye doymayan imaj obezine dönüştürüyor. Sanki doymak bilmeyen bir kaydırma susuzluğuyla kuşatılmış gibi.

İnsanın evrendeki yerini onurlandıran ve tanımlayan Küçük Sözler’in başında, Bediüzzaman “Bak!” ve “Dinle!” diyerek bizlere önemli bir ikazda bulunur. İlk Sekiz Söz, eşya ve hadiselere nasıl bakılması ve nasıl bakılmaması gerektiği konusunda mukni bir ders olduğu kadar, metafizik bir gerilim de ortaya koyar. Zira her bir söz gerçeklik algısını incelttiği gibi bir sonraki söz de bu bakışı daha yüksek bir idrak düzlemine taşır.

Küçük Sözler’in İlk sözü çölde başlar. Çöl, dünyanın ağırlığının geride kaldığı ve insanın iç dünyasının tam anlamıyla ortaya çıktığı yerdir. İnsanın kendi varlığından başka hiçbir şeyin farkında olmadığı bir kendiliğindenlik halidir. Ve ruh büyük bir gizemdir. İnsan ruhu, yalnızca Her şeye gücü yeten ve Her şeye şefkat eden bir Yaratıcının söndürebileceği bir susuzlukla doludur. Bu çölde kendi gerçekliğiyle yüzleşene mütevazı, yüzleşemeyene ise mağrur denir.

Çöl, bakışın dağılmadığı bir vahdet diyarıdır. Zira orada Allah’ın en parlak imzasını, gökyüzünü örten binalar yok. Yıldızlardan daha parlak reklamlar da yok. Hayranlığı ve dikkati hak eden gökyüzü ve yıldızlar herkese açık.

“Sekiz senedir bir tek gazete ne okudum ve ne de dinledim” diyen Bediüzzaman’ın siyah bir şemsiye ile yürüdüğü nakledilir. Mektubat’ta geçen bu ifadesi dönemin ruhunu olduğu gibi yansıtır. O’nun yürürken şemsiye kullanması, sadece güneşten korunmak için değil; lüzumsuz görüntülerin zihnine dolmasına izin vermemek için gösterdiği bir dikkat terbiyesi olarak da okunabilir. Aynı şekilde Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin “mümin bakışını zayi etmez” prensibi bugün daha hayati bir önem taşımaktadır. Günümüzün en büyük kaybı belki de zaman değil, dağılan ve zayi edilen bakışlardır. Mülk suresinin 4. Ayetinde buyrulduğu üzere, “Göz aradığını bulmaktan umudunu keserek hor ve bitkin bir halde sana geri döner” hitabı, bugün yalnızca fiziksel bir görme halini değil, dağılmış bir bakışın yorgunluğunu da düşündürüyor. Daha da önemlisi görüntü fazlalığının insanda “dikkat dağınıklı”ğının oluşması, insanın gerçeği, yaratılış amacı ve dünyadaki yerini kaybetmesine yol açabilir.

Güzelliği hissetmek!

Muhterem Fethullah Gülen, “Beyan” adlı denemesinde, güzelliğin yalnızca bakışı terbiye edilmiş gözler tarafından algılanabileceğini açıklamak için Fransız estetikçi Charles Lalo’ya atıfta bulunur. Bu da muhterem Hocaefendi’nin bakış disiplinine verdiği önemi gösterir. Güzel ve Güzellik adlı yazısında şöyle buyururlar: “Charles Lalo, estetikle alakalı bir mülahazasında “güneşin battığı sırada gurubla meydana gelen o müthiş tablo, bir köylünün zihnine hiç de estetik olmayan akşam yemeği düşüncesini getirir; bir fizikçinin aklına ise ne güzel ne de çirkin, sadece doğru ya da yanlış olması muhtemel bir işin analizi düşüncesini uyarır. Bu itibarla, güneşin batması, sadece güzelliği hisseden insanlar için güzeldir.”

Birlik ve tekliğin müşahidi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hakkında ilahi beyan şöyle buyurur. “Gözü şaşmadı ve sınırı aşmadı.” (Necm, 17) Aynı zamanda “Allah’ım bana eşyanın hakikatini göster”. Hz. Peygamber’in karakteristik bir duasıdır. Buna giden yoldaki ilk adım ise ciddi tefekkürdür. Birinci Söz’de hikmetin bir hazine gibi derinlere defnedildiği ve ancak eşilerek bulunacağı anlatılır. Bakış, toprağı eşeler gibi derinleştirilmelidir. Toprağın üstüne değil, altına doğru. Yani gayba doğru. Kur’an-ı Hâkim Bakara suresinin 3. ayetinde müminleri şu niteliğiyle tarif eder ve müjdeler: “Onlar ki gayba iman ederler.” 

Belki de mükafat burada başlar…

Muhtemelen bu yüzden dünyadaki her şey şimdi gıcırdıyor ve sallanıyor. Herkes tutkuyla kaydırarak onlara bir ruh vaat edecek bir olgu arıyor. Sadece kardeşlerimizle bağlantı kurduğumuzda ve ortak bir amacı paylaştığımızda derin bir nefes alıyoruz ve bunu deneyimlerimizden biliyoruz. Tam da Bediüzzaman’ın Kastamonu Lahikası’nda buyurduğu üzere; “Risâle-i Nur’un tâlimâtı dairesinde ve bizlere bahşettiği hizmet noktasında feyizli makamlara kanaat etmeliyiz. Haddinden fazla fevkalade hüsnüzan ve müfritane ali makam vermek yerine, fevkalade sadakat ve sebat ve müfritane irtibat ve ihlas lazımdır. Onda terakki etmeliyiz.”

 

14 YORUMLAR

    • Bir seneden fazladır yazarın yazılarını okuyorum.
      Üslubunda geçmiş yazılarla bir tutarsızlık göremedim. Yapay zekanın kokusunu da aldım diyemem. Yine de bir AI check eden website tamamını kopyalayıp baktım. Yapay zeka olmasına %5.5 ihtimal verdi 🙂

      Belki de yapay zekanın kendisiyle egitildigi metinleri üreten yazarlarin akıbetine uğramıştır.

    • Merhaba. Prensip olarak yapay zekaya mesafeliyim. İleride bu durum değişir mi bilmiyorum. Ciddi hakikatlerin ciddiyetine gölge düşmemesi konusundaki hassasiyetinize sonuna kadar katılıyorum. Zaten yazıda zikrettiğim ‘göz kıyameti’ ve suni enformasyon bombardımanı tam da bu yüzden tehlikeli. Byung-Chul Han’ın Enformasyonun büyüsünü bozmak ve Hakikatin Krizinde vurguladığı gibi; “bilginin aşırı çoğaldığı yerde, hakikat sesini kaybeder.”
      O kadar çok ‘mış gibi’ olanla kuşatıldık ki; artık kendi düşüncesini derli toplu, belli bir estetik ve derinlikle sunan bir insan gördüğümüzde onun zihinsel emeğine inanmak yerine, bir makineden şüpheleniyoruz. Bu şekilde düşünmeye alışıp, bir gün ‘Hakikati’ de yapay sanma yanılgısına düşmememiz ümidiyle.
      Çağımızın en büyük trajedilerinden birisi de bu olacak sanırım.

  1. Görüntü bombardımanı başlıklı yazınızı her yerden fırlayan reklam bombardımanı altında sinir harbiyle okuduk. Toplantılar yapılıyor, bağışlar toplanıyor. Google Ads’ten çok para gelmiyorsa kaldırın ve varolanla iktifa edin hocam. Gözümüz kanadı!

    • Reklam bombardımanı konusu sanırım websitenin çözmesi düşünmesi gereken genel bir sorun. Websitede köşe yazısı gönderen yazarlar kaç reklam gösterileceğini kontrol etmiyor.
      Siteye yönelik genel bir itiraz olarak haklı buluyorum ama bu sorunun diğer tüm linklerde de olduğunu görebilirsiniz. Yazarın yapabileceği bir şey yok 🙂

  2. Son zamanlarda okuduğum en güzel yazılardan biri. Çok teşekkürler.
    Dolu dolu bir yazı. İki defa okudum. Eşime de bahsettim ve okuması için gönderdim. Her bir paragrafı üzerinde sohbet yapılabilir.

  3. Bu konunun içinde o kadar çok yüzüyoruz ki denizde suyu görmeyen balıklar gibiyiz. Ama bu işaretinizle bazı şeyleri neden aşamadığımızı da görüyoruz. Allah razı olsun bu güzel yazınız için. Ayrıca bu yazıyı okurken acaba yapay zekamı yoksa el yazısımı hiç düşünmedim ve ihtiyacımda yok. Ömür böyle geçmez. Ama ayıp birşey varsa o da TR724 ün bazı yazılara özel sayfa üretip o sayfalarda reklamsız yazı paylaşması. Ama bu yorumu okuyacak kardeş bir üste iletecek o da önemseyecek onlar değerlendirecek veya cevap verecek çok uzun iş. O yüzden bu yazının işaret ettiği hakikati okuyup değerlendirmemize benziyor. Sağımız solumuz üstümüz altımız her bir yanımız reklam-görsel ve tehlikelerle odaklanıp bu yazıyı anlamaya çalışıyoruz. Aynı dünya hayatı gibi işte. Her girdiğimiz umutsuzluk O’nu(cc) aradığımız başka bir yere bakmamızı sağlıyor.

  4. Daima gayba iman edenlerden eylesin.
    Hakikaten son zamanlarda birçok insanin muzdarip oldugunu belirttigi bir mesele. Ama buna ragmen yine donup dolasip goruntulerin içine dusuyoruz.
    Sadelik sen guzel bir sey(mis)sin!

  5. okumayı bitirir bitirmez kendi ‘siyah şemsiyemi’ açma ihtiyacı hissettim. Karşıma çıkan bazı videoları izlemeden kapattım, lüzumsuz fotoğraflara bakmaktan imtina ettim. O ‘göz kıyameti’nden kurtulmak için ihtiyacımız olan tam da bu eylem hali sanırım. Zihnine, emeğine ve bu güzel farkındalığa sağlık.

    • Merhaba değerli okurumuz,
      Yorumunuz onaylanmıştır.
      Tr724 olarak sınırlı kadroyla çalıştığımız için bazen yorumları geç yayınlayabiliyoruz.
      Bu nedenle bizi anlayışlar karşılayacağınızı umuyor, katkılarınız için ayrıca teşekkür ediyoruz.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin