Gergerlioğlu’nun suçu

YORUM | ALPER ENDER FIRAT

Onu, Ahmet Kaya’nın seslendirdiği Şafak Türküsü şiirinden hatırlayacaksınız. Şair Nevzat Çelik, 12 Eylül darbesinde tutuklandıktan sonra hapiste yazdığı ve milyonlarca insanın dilinde olan, “Beni burada arama, arama anne / Kapıda adımı, adımı sorma / Saçlarına yıldız düşmüş / Koparma anne ağlama…” şiirinin müellifi.

Rejimin sopasını öldüresiye yerken bu dizeleri yazmış bir şairin, yaşadığı onca acıdan sonra insan hakları ihlallerine karşı daha duyarlı olması beklenir. Keyfi tutuklamalara, muhalif oldukları için gerekçesiz cezalandırılmalara, yüz binlerce insanın kadın, çocuk, yaşlı genç demeden hapishanelerde tutulmasına onda bazı duyguları tetikler diye düşünüyor insan.

Yok öyle olmuyor. Soykırıma maruz kalan öteki mahalleden olduğu için tek ses etmediği gibi yaşanan bunca zulmü de sadece “bir maklube kavgası” olarak görüyor.  

Olay bu kadar basit: Aynı maklubeye kaşık salladınız o zaman her şeyi hak ettiniz. Aynı maklubeye kaşık sallamak bir kitlenin soykırımı için gerekçe olabilir mi?

Diyelim ki aynı maklubeye kaşık salladılar… Bu durum insanların, haklarının elinden alınmasına gerekçe yapılabilir mi? Evrensel hukukun dediği gibi “insan hakkı doğuştan olup geri alınamaz, devredilemez ve feshedilemezler. İnsan hakları liyakate, hak edişe ya da konjonktüre bağlı değildir.”

Bu kış günü akademisyen bir ailenin, minicik bebeğiyle bir kamyon kasasında polis tarafından derdest edilmesine başka mahalleden çıkarılan bir ses duymuyorsunuz. Küçücük bebeklerin Meriç’in, Ege’nin sularında boğulmasına, “E canım onlar da yetmez ama evet derken düşüneceklerdi” mazeretlerinin arkasına saklanan farklı mahalle sakinleri gıkını çıkarmıyor.

Herkes de biliyor ki bunlar ses etmemek için üretilmiş bahaneler, bu olmasa başka bir şeyi gerekçe gösterip yine ses etmeyeceklerdi. Çünkü her mahalle özgürlüğü sadece kendi inancı ve ideolojisine istiyor. İşte faşizmin bütün hayat suyu bu düşünceden geliyor. Bu hal aynı zamanda rejimin en büyük başarısıdır. Bir mahalleyi silindirle ezerken, diğer mahalleye mutlaka azıcık şeker veriyor ve bu şekerle ya suça ortak ediyor ya da diğerlerinin bir kenarda sessizce izlemesini sağlıyor.

Buna aykırı davranan herkesi de ibreti alem olacak şekilde cezalandırıyor. Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun cezalandırılmasının belki de tek sebebi budur.

Gergerlioğlu gibi mazluma kimlik sormayan, uyduruk bir bahane bulup arkasına sığınmadan, her mahallenin sıkıntısına derdine cesaretle koşan bir isim rejim için çok tehlikelidir.

Acun Karadağ, Nazan Bozkurt gibi isimler de bu yüzden tutuklandılar. Bu isimler solcu olup da bütün mazlumların, haksızlığa uğramışların sorunlarını cesaretle dile getirmelerin bedeli olarak tutuklanmışlardı. Sayıları az ama bu anlayışın yaygınlaşması rejim için bir hayat-memat meselesidir.

Bütün mahallelerin insan hakları ve hukuk ortak paydasında birbiriyle kaynaşmaması, ötekinin acısına karşı duyarsız ve kayıtsız kalması, devletin, ülkeye sürekli sıra dayağı atabilmesini sağlıyor.  

Uyduruk gerekçelerle hapis yatmış, işkence görmüş Nevzat Çelik gibi, daha önce devletin sopasını yiyenlerde, haksızlıklara karşı azıcık duyarlılık gelişseydi ülkede hak gaspları bu kadar hoyratça yapılabilir miydi?

Gergerlioğlu, kendisine dokunmasa da başkasına yapılan zulmün kendi canını acıttığını bütün ülkeye gösteriyor.

Bu duruma rejimin kayıtsız kalması düşünülemezdi.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin