Gerçekten haram para ile Hac yapılabilir mi? [Abdullah Salih Güven, yazdı]

Aradan geçen iki-üç gün içinde herhangi bir açıklama gelmedi Diyanet yetkililerinden. “Haram para ile hac yapılır mı?” sorusuna Din İşleri Yüksek Kurulu’nun verdiği fetvadan söz ediyorum. Dine karşı oldukça mesafeli olduğunu herkesin kabullendiği bazı gazete ve internet haber sitelerinden öğrendim haberi. Oldukça ironik bir durum. Hem dine mesafeli hem de konuyu haberleştirenler onlar. Neden? İki ihtimalden dolayı. Birincisi; “vur abalıya” ya da “bir açık bulduk, bir tokat da biz atalım” mantığı. İkincisi -ki ben böyle olduğunu düşünüyorum- verilen fetva onların kafasına bile yatmamış, vicdanlarını rahatsız etmiş. Neden böyle düşünüyorum? Şundan dolayı, dine karşı mesafeli olan bu kesim, şahsi hayatları itibariyle bu mesafeyi korusa da sosyolojik bir gerçeklik olarak dini kabul ediyorlar. Kendilerini de o sosyolojik gerçekliğin bir parçası oldukları için kültürel manada Müslüman olarak adlandırıyorlar. Nitekim gazetecilik normları içinde haberin veriliş şekli benim bu yorumuma destek veren unsurlarla dolu.

Bu yazıyı yazıp yazmama konusunda çok düşündüm. Haberin doğruluğunu kontrol etmenin birinci vazifem olduğunun bilincindeyim. Dolayısıyla yazı yayınlandıktan sonra Diyanet’ten yalanlamanın gelmesi beni zor duruma düşürür diye aklıma da geldi. Ama başta da dediğim gibi şu iletişim çağında aradan geçen iki-üç gün içinde kamuoyuna açıklamama yapılmaması benim adıma haklı bir gerekçe teşkil eder kanaatine vardım. Bundan daha önemlisi internet arama motorlarında yaptığım kısa bir taramada aynı istikamette daha önceden başkalarının da verdiği fetvalar ve yazılar olduğunu görünce yazmaya karar verdim.

FETVA TAM OLARAK NE DİYOR?

Önce yayınlanan fetvaya bakalım: “Gayrimeşru yolla elde edilen para ile hac etmek uygun değildir. Asıl olan, ibadetlerin helal parayla yapılmasıdır. Bununla birlikte haram parayla hacca giden kişinin haccı sahih olup, üzerinden hac yükümlülüğü kalkmış olur. Ancak, gayrimeşru kazancın sorumluluğundan kurtulmak için, bu mali yoksullara veya hayır kurumlarına vererek elden çıkarması ve bir daha işlememek üzere tövbe etmesi gerekir.”

Fetva dilinden başlayalım: “Gayrimeşru yolla elde edilen para ile hac etmek uygun değildir.” Ne demek uygun değildir? Bunu okuyan sıradan bir Müslüman “uygun” kelimesinin Türkçe’deki kullanım alanından hareketle “yapmamak lazım ama yapsan da olabilirmiş” şeklinde bir anlam çıkartmaz mı? Burada muhtemel yanlış anlamaların, yanlış yorum ve değerlendirmelerin önünü kesmek adına ef’ali mükellefin kavramlarından birini kullanmak daha uygun olmaz mıydı? Mesela helaldir, caizdir deselerdi. Ya da haramdır mekruhtur, mubahtır denilseydi…

İkinci cümlede “Asıl olan, ibadetlerin helal parayla yapılmasıdır” beyanı bu çıkarımı önlemez mi? Cevabım belki önleyebilir ama şahsa göre değişir. İki cümleyi birlikte mütalaa eden bazı şahıslar “demek ki uygun değildir demekten kasıt harammış” şeklinde bir anlam çıkartabilir. Fakat tersi de olabilir, “Gayrimeşru yolla elde edilen para ile hac etmemek evladır ama edilebilir” diyebilir.

Zaten üçüncü cümle bunu açıkça ifade ediyor: “Bununla birlikte haram parayla hacca giden kişinin haccı sahih olup, üzerinden hac yükümlülüğü kalkmış olur.” Bu cümle üzerinde söylenecek bir şey yok. Her şey açık, sarih ve net bir biçimde ifade edilmiş.

Şahsen ben bu iki cümleden oluşan düşünceyi kaleme alacak olsaydım, ilk cümleyi şöyle değiştirirdim: “Esas olan ibadetlerin helal parayla yapılmasıdır fakat gayri meşru yollarla elde edilmiş haram para ile de hac yapılabilir. Bu kişi hac farziyetini yerine getirmiştir.” Bakın daha net oldu.

Fetvanın “Ancak” ile başlayan son cümlesi bu kişinin tevbe etmesi, gayri meşru kazancın sorumluluğundan kurtulmak için fakirlere veya hayır kurumlarına yardımda bulunması bir çıkış kapısı noktası göstermesi açısından değerlendirilebilirse de, gayrimeşru kazancı meşrulaştırma yolu göstermesi ve özellikle kul hakkını hiç kale almaması açısından ayrıca eleştirilebilecek bir mahiyete sahiptir. Belki müstakil bir yazı konusu olacak olan bu hususu bir kenara bırakarak başa döneyim.

FIKHA YÖNELTİLEN ELEŞTİRİLER

Başka İslami ilim dallarından fıkha yöneltilen eleştirilerin başında “şekilcilik” gelir. Fıkhın statik bir mahiyete büründüğü, sayısal bilimlerde olduğu gibi ele aldığı meseleleri formüllere bağlı olarak çözdüğü -ki bu konuda kullanılan en büyük delillerden biri haklı olarak kıyastır- literatürde “makasıdu’s-şeria” ve “maslahatu’n nas” dediğimiz Allah’ın maksadı ve insanların maslahatını göz ardı ettiği, dinin bütün emir, yasak ve tavsiyelerinden oluşan ruhunun, özünün kaybedildiği, hepsinden de önemlisi vicdana vurgu yapan unsurlarının göz ardı edildiği konuları gelir. Bunun adına gösterilen en önemli örneklerden biri, fıkıhçıların görüşlerine delil olarak ileri sürdükleri ayetleri parçalamaları ve mesela ayetin sonunda yer alan ve insanın vicdanına, ahirete hitap eden Allah’ın her şeyi bildiği gördüğü ve hesaba çekeceğini bildiren fezlekelerinin zikredilmemesini söylerler.

Benim de baştan sona katıldığım bu yaklaşım biçimi insanın dini düzlemde duygu, düşünce ve davranış bütünlüğünü bozan bir unsur olarak karşımızda durmaktadır. Nitekim söz konusu fetva tam da bunu yapmaktadır. Matematik formülü gibi iki davranışı birbirinde ayırmakta ve açıkça şunu söylemektedir: Hac ibadetini usulüne uygun yapınca hac yükümlülüğünün yerine getirilmesi ve sevap kazanılması ayrı, hac masraflarını haram para ile karşılamak ayrıdır ya da kazanılan paranın haram olması ayrı, bu haram parayı hacda kullanmak ayrıdır. İşte bu yaklaşım maalesef yukarıda ifade etmeye çalıştığım fıkha getirilen eleştirilerdeki dinin şeklini esas alıp ruhunu, özünü, esasını kaybetmenin örneklerinden biridir.

Sözün özü: Din İşleri Yüksek Kurulunun veya bazı kalemlerin internet ortamında duran ve aynı muhtevaya sahip fetvalarına ve dile getirdikleri düşüncelerine katılmıyorum. Haram kazancın hac ibadeti gibi İslam’da en temel ibadetlerden birinde kullanılabilir diye fetva verilmesinin dinin makasıdına ve insanların maslahatlarına yüzde yüz aykırı olduğunu düşünüyorum. Bunun bindiğimiz dalı balta ile kesmekten ve kendi elimizle dini tahrip etmekten öte bir mana taşımadığı kanaatindeyim. Diyanetten beklenen gayri meşru kazancın haramlığına, ibadetlerin helal kazançla yapılmasına vurguda bulunmasıdır. Bu konuda onlarca-yüzlerce ayet ve hadiste yer alan net çizgilerin özenle korunmasıdır.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin