Galat-ı meşhur, lügat-ı fasihten evla!

Türkçe de yabancı kullanımları bir şekilde değiştirip dönüştürerek zenginleşmiş dillerden biri. Dilimizdeki ‘galat’ sözcüğü de bu dönüşümün ortak noktasını oluşturuyor. Arapçada ‘yanılma, hata’ anlamlarına gelen ‘galat’ terim anlamıyla yanlış kullanıldığı halde, halkın benimsemesiyle dile yerleşen yaygın kelimeler için söyleniyor. Bu ifadeleri artık anlamlarını bilmeden kullanmamızın sebebiyse ‘galat-ı meşhur’laşmış olmalarından kaynaklanıyor.

Halk diline yerleşen bu sözcüklerin yanlış hallerini daha çok tercih ettiğinden galat-ı meşhurlar giderek artıyor. Öyle ki yanlış da olsalar yaygın olmalarından dolayı doğru söze üstünlükleri için “Galat-ı meşhur, lügat-ı fasihten evladır” deniliyor. Tabir olarak uzak olsak da günlük hayatımızda sık sık kullanıyoruz. Dil yanlışı olarak görülseler de dil bilimciler tarafından Türkçenin zenginliği sayılan galat-ı meşhurları anlatmak için Farsçada ‘nerduban’ olan kelimenin Türkçede ‘merdiven’ hâlini almasını mı, yoksa Arapçada ‘büro, yazıhane’ anlamlarına gelirken dilimizde sadece okul manasında kullanılan mektep kelimesini mi örnek vermeliyiz? Belki de İspanyolcada balıkçı kulübesiyken bizim eğreti yapıları anlatmak için söylediğimiz ‘baraka’ sözcüğünden bahsetmeliyiz.

Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz mı gerçekten?

Orijinal hallerinden uzaklaşan galatların en yaygın örneklerinden biridir, “Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz.” atasözü. Şehirler içinde Bağdat’ın, insanlar içinde de annelerin değerini anlatan atasözünde, ana kelimesinin asıl hali olan ane o dönem Bağdat yakınlarındaki ünlü bir uçurumun adından geliyor. Çarşı, perşembe ve rüzgâr kelimeleri de ilk anlamlarına uzak galat-ı meşhurlardan. Bizler her ne kadar alışveriş yapılacak dükkân ve mağazaların bulunduğu alana çarşı desek de kökü Farsça ‘dört taraf’ manasındaki çehar-su sözcüğüne dayanıyor. Çarşambadan sonraki günü ifade etmek için söylenen perşembe kelimesi beşinci gün demek olan penç şenbih’ten geliyor. Dilimizde yel anlamına gelse de Farsçadan dilimize giren rüzgâr, ‘zaman, vakit’ anlamını karşılıyor. İnsanların bıktırıcı durumlar karşısında azarlama sözü olarak kullandığı elinin körü lafını duymayanımız yoktur. Bu deyimin gerçeği de ölünün guru şeklinde, ‘gur’ ise Farsçada mezar anlamına geliyor. Ateş olsa cürmü kadar yer yakmak deyimindeki cürüm de galat haliyle ifade ediliyor. Oysa cümlenin taşıdığı “en fazla kendi boyutun kadar zararın olur” anlamı için “hacim, ebat” manasındaki cirim yerine, “suç, hata” karşılığındaki cürüm kullanılıyor. İdam mahkûmlarının asılması için kurulan düzeneğe verilen isimdir darağacı, tarihimize baktığımızda kulaklarımızın aşina olduğu bir tabirdir hatta. Ancak Farsçada zaten ağaç manasına gelen ‘dâr’ın sonuna yeniden ağaç sözcüğünü ekleyerek galat hale getiriyoruz. Slavcadan dilimize giren kuytu, harap yerlerden bahsederken kullandığımız izbe kelimesinin gerçek manası, çalı çırpıdan yapılmış kulübe. Görülen o ki yabancı sözcükler dilimize girdikçe oluşacak yeni galatlar da bizi bekliyor.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin