‘Fişler’in bize gösterdiği!

YORUM | ADEM YAVUZ ARSLAN

Peşinen söyleyeyim; 

‘Kabileciliğin’, ‘Cemaatçiliğin’ ‘Ekipçiliğin’ ve ‘Bizans Oyunları’nın şahı’ medya mahallesinde yaşanır.

Yazdıklarınız ya da ürettiklerinizden çok ‘hangi mahalleden olduğunuz’ önemlidir. Eğer ana akım bir gruba yakınsanız sırtınız yere gelmez. 

‘Karşı mahalleden’ geliyorsanız ancak eski mahallenize atıp tutarsanız itibarınız olur. Size ‘itirafçı’ muamelesi çekerler. 

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Velhasıl yazılan/söylenen kadar kimin hangi platformda söylediğine de bakmak gerekir. 

Medya dünyasını ‘kendi malı’ gibi gören bu çevreler gazeteciliği kendisinden başkasına yakıştırmazlar; onlar ‘sürgün’ olurlar başkaları yurt dışına çıkmak zorunda kalırsa ‘kaçak’ sayılırlar. 

Manşet olacak çapta önemli bir haber kendi mahallelerinden kişilerce yazılmışsa ‘büyük gazetecilik başarısı’ olur eğer ‘karşı mahalleden’ birisi yapmışsa ‘filancalara sızdırılmış’ tır. 

Esas yazı konum medya mahallesinin kokuşmuş ilişkileri olmadığı için daha da detaylandırmayıp ana meseleye bağlayayacağım. 

Mevzu CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun fişlenmesi. 

Aslında olayın kahramanlarından birisi olarak konuyu ben bile unutmuştum. Önce T24 haberleştirdi ardından da Cumhuriyet’ten Barış Terkoğlu yazdığı için hatırlamış oldum. 

Tabi kendini mahallenin sahibi görme hastalığına tutulanların bağnazlıklarının ne kadar derin olduğunu da tekraren görmüş olduk.

Mesele özetle şöyle; 

Uzun yıllar Bugün Gazetesi’nin Ankara Temsilcisi olarak çalıştım. Bir yığın özel habere imza attım, televizyon programları yaptım, kitaplar yazdım. 

O haberlerden birisi 15 Nisan 2008 tarihli “Batı Çalışma Grubu CHP’li Kılıçdaroğlu’nu da fişlemiş” başlıklı haberimizdi. 

28 Şubat Postmodern Darbesi’nden sonra kurulan ve meşhur 28 Şubat kararlarının takibini yapmakla sorumlu Batı Çalışma Grubu’nun arşivinden CHP’li Kemal Kılıçdaroğlu da çıkmıştı. 

Zaten haberin orjinal tarafı buydu.

Çünkü Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesindeki bu kurul ‘irticai faaliyetler’ adı altında yaklaşık 6 milyon kişiyi fişlemişti. Ancak fişlenenler içinde Aleviler, Kürtler ve azınlık mensupları da vardı. 

Haberi bütün boyutlarıyla verdik, CHP’li Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamasını da habere koyduk.

Doğal olarak konu çok konuşuldu. 

Fakat tuhaf bir şey oldu. CHP’li Kılıçdaroğlu habere çok sert tepki gösterip beni ve gazeteyi dava etti. Ben o zaman kendisine “Bu fişlemeleri ortaya çıkardığım için bana teşekkür etmek yerine dava açıyorsunuz. Davayı bana değil sizi fişleyenlere açın” demiştim. 

Ancak Kılıçdaroğlu ve o dönem avukatı olan Şahin Mengü kendilerinden çok emin şekilde konuyu yargıya taşıdılar. 

Mahkeme esnasında haberimin belgeli olduğunu, fişlemeleri BÇG’nin yaptığını ve benim yaptığımın bu hukuksuzluğu afişe etmek olduğunu anlattım. 

Dava Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde sürerken Başbakanlık’tan  mahkemeye ‘gizli’ damgalı bir yazı geldi.

Evrakta habere konu olan fişlemelerin ‘Batı Çalışma Grubu arşivinde yer aldığı ancak kim tarafından yapıldığının bilinmediği’ ifade ediliyordu.

Kılıçdaroğlu ve hukukçu ekibi davayı kaybetmek üzereyken davadan çekildiler. Hatta ben kendisini arayıp “davadan neden çekiliyorsunuz, duruşmalara gelin ve bu yargılama bitsin” talebinde bulunmuştum. 

Ancak duruşmalara gelmeyip davayı kendileri düşürdü. Ardından da en başta yapmaları gerekeni yapıp Başbakanlığı dava ettiler.

Dava yıllarca sürdü, Ankara 1. İdare Mahkemesi ve Danıştay 10. Dairesi arasında gitti geldi. Nihayetinde geçtiğimiz günlerde sonuçlandı ve Başbakanlığın CHP liderine Kemal Kılıçdaroğlu’na tazminat ödemesine karar verildi.

Olayın özü bundan ibaret. 

Peki T24 ve  Cumhuriyet gibi yayın organları olayı nasıl ele aldı ?

Bildiniz; konuyu yine ‘Fetö’ye bağladılar.

Girişte de anlattığım gibi; böyle bir haberi kendileri yapsaydı ‘yılın gazetecilik başarısı’ filan sayarlar, günlerce övünürlerdi.

Ancak onlara göre haberi‘başka bir mahalleden’ birileri yapınca konu ‘sızdırma’ sayılıyor. 

Gerek Birgün gerek T24 gerekse de Cumhuriyet’te yer alan haber ve yazılarda bu bölüm “fişlemelerin FETÖ cü yayın organına sızdırılması” diye tanımlanıyor. 

Dahası, Kılıçdaroğlu’nun fişlenmesi olayını ortaya çıkaran kişiye teşekkür etmek yerine hakaret-iftira ediyorlar.

Peki olayın aslı neydi? O fişlemeler kimindi ve nereden çıkmıştı?

O dönemin kudretli generali Çevik Bir’in fikir babası olduğu illegal Batı Çalışma Grubu sözde irticai faaliyetleri takip için Deniz Kuvvetleri bünyesinde kurulmuştu. 6 milyon kişiyi fişleyen, dindar-muhafazakar avına çıkan bu yapı, Mesut Yılmaz’ın Başbakanlığı döneminde (55.hükümet) Başbakanlık Takip Kurulu’na dönüştürülmüştü. 

Ancak takip eden yıllarda bu kurul da lağvedilmişti. 

Kılıçdaroğlu ile ilgili fişleme dosyaları ise bu kurulun arşivinden çıkmıştı. Daha sonra Başbakanlık Takip Kurulu’na dönüştürülen Batı Çalışma Grubu arşivi ise AKP iktidarı döneminde Güvenlik İşleri Başkanlığı bünyesine geçmişti. 

Ben de o dönem Başbakanlık bürokratları ile laflarken böyle bir dosyanın varlığını duymuş ve aylarca peşine düşüp sonunda dosyayı almayı başarmıştım. 

Benim peşine düşüp almak için aylarca uğraştığım dosya CHP yönetimi ve Barış Terkoğlu’na göre ‘sızdırılmış’tı. Onlar değil ben yazdığım icin, ‘gazetecilik başarısı’ degil, ‘sızdırma’ ya da ‘servis’ oluvermişti! 

Konu Kılıçdaroğlu tarafından mahkemeye taşınınca Başbakanlık’a fişlemeler  soruldu. Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala’ydı ve başbakanlık mahkemeye “evet böyle bir fişleme var ama biz yapmadık. Bize devredildi.” şeklinde cevap verdi. 

Dava idari mahkeme ve Danıştay arasında gitti geldi ve geçtiğimiz günlerde Kılıçdaroğlu lehine sonuçlandı. 

Olay bundan ibaret.

Bu meseleye dönme nedenim ise şu; Kılıçdaroğlu’na BÇG fişlemesi olayı aslında rejimin kirli yüzüyle hesaplaşmak için iyi bir fırsattı.

TSK bünyesinde kurulan ve milyonlarca kişiyi ‘düşman’ belirleyen bir yapının sadece ‘irticacı’ avına çıkmadığı, Alevileri ve azınlık gruplarını da ‘düşman’ statüsünde gördüğü ortaya çıkmıştı. 

Kılıçdaroğlu ve partisi olayı ortaya çıkaran gazeteciyi dava etmek yerine en başta fişlemeyi yapanların peşine düşseydi belki de o kirli yapıyla yargı önünde hesaplaşmak mümkün olacaktı. 

Ancak davayı kaybettiklerini görünce manevra yapıp meseleyi AKP-Cemaat tartışmasına çevirdiler. Bugün ise -yaşanan bunca olaya rağmen- yine hakikati ıskalayıp ‘fetö-AKP işbirliği’sakızı çiğniyorlar.

CHP yönetimi ve medyadaki yandaşlarının derdi fişleme yapanları bulmak ve onlarla hesaplaşmak değil. Aksine bu durumdan nasıl faydalanırız hesabı yapıp siyasi rant elde etmeye çalışıyorlar. 

Erdoğan’ın siyasi ömrünün bitmek üzere olduğunu görüyorlar ve hedefleri Erdoğan’la birlikte Cemaat’i de gömmek. Bir şekilde Cemaat haklı çıkarsa diye ödleri kopuyor. 

O yüzden ilgili ilgisiz her şeyi Cemaat’e bağlıyorlar ki toplumda bir sorgulama olmasın. 

Demem o ki, bu muhalefet ve medya yapısıyla bir Erdoğan gider başka bir Erdoğan gelir. Mazlumun adı ya da mahallesi değişebilir ama zalimler farklı isimlerle zulme devam ederler. 

Yukarıda bahsettiğim ve bizzat yaşadığım-aktörü olduğum olayın yansıtılış biçimine bakınca sözüm ona muhalif siyasetçi ve medya kurumlarının söylemlerine epeyce şüpheci yaklaşmak gerektiği bir kez daha görmüş olduk. 

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin